yandex
yatırım uzmanı LR iş ortaklığı
Anasayfa / Ekonomi-Finans / 2015 Yılı Türkiye Ekonomisi

2015 Yılı Türkiye Ekonomisi



Türkiye ekonomisi dalgalanmanın fazla olduğu bir yılı daha geride bıraktı. Petrol fiyatlarında yaşanan muazzam gerileme, çevre ülkelerde oluşan jeopolitik riskler, Rusya – Ukrayna gerginliği ve tabiî ki komşu ülkelerde yaşanan iç karışıklıkların yarattığı belirsizlikler. 2014 yılı bu dalgalanmalar arasında karşımıza çıkan risklerin yanı sıra fırsatların da oluştuğu bir yıl oldu. Söz konusu bu risk ve fırsatların bir kısmını 2015 yılına da taşıdık. Bu olası risk ve fırsatlardan önce büyüme açısından 2015 yılına nasıl bir ekonomi devrettiğimize grafikler eşliğinde baktık.

Türkiye ekonomisi

Büyüme ve Sanayi Üretimi Azalıyor

2014 yılının Türkiye için ekonomik anlamda hedeflerin gerisinde kaldığı bir yıl olduğunu söyleyebiliriz. Ekonomi yönetimi 2014 yılı başında Türkiye ekonomisinin yüzde 4 büyüyeceğini öngörüyordu. Dış ticaretin ihracat bacağında ise 166,5 milyar dolarlık hedef vardı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ise yurt içi tüketici enflasyonu hedefini yüzde 5 düzeyinde tutmuştu.

Gerçekleşmelere baktığımızda yüzde 4’lük büyüme hedefinin oldukça altında kalacağımızı görüyoruz. Türkiye’nin son üç yıldaki büyüme ve sanayi üretim oranları grafik l’de de görüldüğü gibi hedeflerin altında kalmaya devam ediyor. Türkiye ekonomisi 2012 yılında yüzde 2,15, 2013 yılında ise yüzde 4,1 oranında büyüme kaydetmişti. Bunun yanı sıra büyümenin en sağlıklı göstergelerinden olan sanayi üretim oranlarına baktığımızda, 2012 yılında sanayi yüzde 2,5, 2013 yılında ise yüzde 3,4 oranında büyüme gösterdi. Bildiğiniz gibi 2014 yılı son çeyrek büyüme oranı Nisan ayı başında açıklanacak.

Ancak açıklanan sanayi üretim oranları ışığında büyümenin yüzde 4’lük hedefin oldukça altında kalacağını görmek zor değil.

Sanayi üretimi son açıklanan verilere göre 2014 yılında yüzde 3,5’lik bir artış gösterdi. 2014 yılı 9 aylık büyüme oranı ise yüzde 2,9 düzeyinde gerçekleşti.

Bu noktada imalat sanayinin fiilen gerçekleştirdiği üretim miktarının fiziki olarak üretebileceği en yüksek miktara olan oranını gösteren kapasite kullanım oranına da bir göz atmakta fayda var. Her ay TCMB tarafından açıklanan imalat sanayi kapasite kullanım oranlarına baktığımızda, grafik 2’de de görüleceği üzere imalat sanayi kapasite kullanım oranı 2014’te, büyümenin nispeten daha iyi olduğu 2015’deki düzeyinden uzakta ve daha çok 2012’de sergilediği performansa yakın seyrediyor.

Hatırlanacağı üzere Türkiye 2008 krizinden önce sergilediği yüksek büyüme performansını yüzde 80’in üzerinde bir sanayi kapasite kullanım oranı ile yakalamıştı. Şu anda ise o performansının oldukça altında ve 2014 yılını kapasitenin yüzde 74,4’ünü kullanarak tamamladı.

Türkiye ekonomisinin yeniden uzun vadeli büyüme ortalaması olan yüzde 4’lük büyümenin üzerine çıkması için sanayi üretimini arttırması gerekiyor. Bunun için de üretilen malların satılacağı pazarlardaki görünüme bakmak gerek.

Avrupa Merkez Bankası Etkisi

İhracat pazarlarımıza baktığımızda ilk sırada kuşkusuz Avrupa Birliği’ne üye olan ülkeler geliyor. İhracatımızın yaklaşık yüzde 40’ını Avrupa Birliği’ne üye olan ülkelere gerçekleştiriyoruz. Ekonomik büyümenin yüzde 0,2 düzeyinde olduğu Avrupa’da oluşabilecek ekonomik büyüme, Türkiye’nin ihracat rakamlarını, dolayısıyla da büyüme oranını doğrudan etkileyecek bir gelişme olacaktır. Ancak büyümenin neredeyse 0’a yaklaştığı bir ortamda ihracatımıza ^Avrupa’dan destek bulmayı ummak akıllıca mı? Bu sorunun yanıtı biraz da Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) alacağı parasal genişleme kararına bağlı.

ECB’nin yapacağını duyurduğu parasal genişleme, içerik olarak bankaların yerel firmalara yeni ve ucuz kredi kullanma imkanı sunmasını sağlayacak. Bu durum ECB’nin yapacağı parasal genişlemeden bölge ülkesi olarak dolaylıda olsa bizim de faydalanacağımız anlamına geliyor. Bu açıdan baktığımızda ECB’den gelen parasal genişleme kararı Türkiye’nin 2015 yılı büyümesine katkı sağlayacaktır.

2014 yılı Mayıs ayından beri soluksuz bir gerileme sürecine giren euro/dolar paritesinin ihracat geliri euro, ancak maliyetleri dolar cinsinden olan ihracatçıları zorladığı ortada. Euro/dolar paritesindeki gerilemenin ihracatçıların maliyetlerini yükseltmesiyle birlikte ihracat gelirleri bir miktar olumsuz etkilenebilir. Başka bir makalenin konusu olsa da bu noktada ihracatçı firmaların finansal piyasaları kullanarak euro/dolar paritesindeki gerilemelere karşı kendilerini koruyabileceklerini belirtmekte fayda var.



İhracatımızın büyüme hızına baktığımızda 2014 yılında, 2013’e oranla daha iyi bir performans sergiledik. Ancak yine de yıllık bazda hedef olan 166,5 milyar doların altında, 157,6 milyar dolarda kaldık. Ayrıca grafik 3’te de görülebileceği üzere ihracatımız son iki ayda, bir önceki yılın aynı aylarına göre daralmaya başladı. Bu daralmada Avrupa pazarına yaptığımız ihracatın azalmasının yanı sıra petrol üreticisi konumundaki Rusya ve Irak’a olan ihracat kayıplarımızın olduğunu da söylemekte yarar var. İç karışıklıklarla uğraşmasının yanı sıra düşen petrol fiyatlarından olumsuz etkilenen Irak’a Kasım ayında 2013 yılının Kasım ayına göre yüzde 23, Aralık ayında ise 2013 Aralık ayına göre yüzde 10 daha az ihracat yaptık. Petrol gelirlerini varil başına 100 dolardan bütçelemiş olan Rusya’ya ihracatımız ise aynı dönemlerde yüzde 35 ve yüzde 23 oranında azaldı. Rus Rublesi’nde dolara karşı yaşanan sert değer kaybının ihracat pazarımızı etkilediğini buradan açıkça görebiliyoruz. Rusya’da 2015 yılında işlerin düzelmesi beklenmese de en azından daha kötüye gitmemesi ihracatımızı, dolayısıyla da ekonomik büyümemizi bir miktar olumlu etkileyebilir.

Düşen Petrol Fiyatları Avantaj

2014 yılında petrol fiyatlarında tarihi gerileme yaşandı. Bu gerilemede ABD petrol üretiminin kaya gazı teknolojisi sayesinde son 30 yılın zirvesine çıkması, Rusya petrol üretiminin düşen fiyatlara rağmen azalmayarak Sovyetler Birliği sonrası dönemin rekorunu kırması, Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği’ne (OPEC) üye olan ülkelerin 2013 yılına oranla daha fazla petrol üretiyor olmaları, Irak ve Libya’da oluşan karışıklıklara rağmen petrol üretiminde artış yaşanması gibi arz kaynaklı gelişmeler başroldeydi. Talep tarafının zayıf kalması ise hiç kuşkusuz dünya genelinde düşen büyüme oranlarından kaynaklandı.

Petrol üreten ülkeler bu durumdan zarar görürken, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler ise bu durumdan fayda sağlamaya başladı. Yapılan çalışmalara göre petrol fiyatındaki her 10 dolarlık düşüş cari dengede yaklaşık 4,4 milyar dolarlık iyileşmeyi beraberinde getiriyor. Petrolün yıllık ortalama varil fiyatının 60 dolarda dengeleneceğini varsayarsak bu durum Orta Vadeli Program’da 2015 yılı petrol giderini varil başına 100 dolardan hesaplayan Türkiye’ye 18 milyar dolara yakın ek finansman sağlayacaktır.

Petrol fiyatlarındaki düşüşün yalnızca cari açığı azaltıcı etkisi olmayacağı, bunun yanı sıra düşen fiyatların benzin ve doğalgaz fiyatlarına yansımasıyla üretim ve nakliye maliyetini de düşüreceği aşikâr. Ayrıca yine her 10 dolarlık düşüşün enflasyon oranını 0,50 puan düşürdüğünü göz önüne aldığımızda TCMB’den Ocak ayında başlayan faiz indirimlerinin 2015 yılının ilk çeyreğinde devam etme ihtimali yükseliyor. Yüzde 7,75 düzeyinde bulunan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranın indirilmesi, piyasa faiz oranlarına da yansıyacağı için üretici firmaların kredi maliyetlerinde yaşanacak azalma, karlılıklarını arttıracaktır.

Seçimler Risk Yaratır Mı?

2015 yılının yoğun ekonomik gündeminde 7 Haziran Pazar günü genel seçimler yapılacak. Seçimler öncesi borsada düşüş, seçim sonrasında belirsizliklerin ortadan kalkması ve siyasi istkrar oluşacağı beklentisiyle de borsa endeksinde yükseliş olacağı inancı vardır. Seçimlere dört aya yakın bir zaman kaldığı bu günlerde son üç seçimde BIST100 endeksi ve dolar/TL kurunun nasıl hareket ettiğine bir bakalım.

Yukarıdaki grafikte de görüleceği üzere 2009 yılında yapılan yerel seçimlerinden altı ay önce borsa endeksi 36.050 puan civarından, seçimlerin yapıldığı 29 Mart 2009 tarihine kadar yüzde 30 değer kaybetti. Dolar/TL kurunda ise bu durumun neredeyse tam tersi yüzde 32’lik bir değer kazancı yaşandı ve kur 1,2770 seviyesinden 1,6850 seviyesine yükseldi. Ancak 2009 yılındaki yerel seçimlerin 2008 fınansal krizinin en şiddetli yaşandığı ayların gölgesinde yapıldığını unutmamak gerekir.

12 Haziran 2011 genel seçimlerinden altı ay önce 66.000 seviyesinin hemen üzerinde bulunan BIST 100 Endeksi’nde seçimlerin yapıldığı güne kadar yüzde 4,3’lük bir değer kaybı, dolar/TL kurunda ise 1,5050 seviyesinden 1,5760 seviyesine yaşanan yüzde 4,7’lik bir değer kazancı takip ettik.

Son yerel seçimlerden altı ay öncesine baktığımızda BIST100 endeksi 74.500 civarında, dolar/TL kuru ise 2,0190 civarında fıyatlanıyordu. Seçimlerin yapıldığı 30 Mart 2014 tarihine geldiğimizde ise endekste yüzde 6,4’lük bir değer kaybı yaşanırken, dolar/TL kurunda yüzde 6,1’lik değer kazancı söz konusuydu. Ancak söz konusu dönemde de 17 ve 25 Aralık 2013 süreçlerinin etkileriyle siyasi riskin fıyatlandığım akıldan çıkarmamak gerekir.

Seçim öncesi süreçlere baktığımızda bu konuda bir genelleme yapmanın oldukça zor olduğunu ve sadece seçim parametresine bakarak BIST100 Endeksi ve dolar/TL kuru için tahminde bulunmanın yanlış olabileceği kanısındayım. Ekonomide seçimler dışında fıyatlanan birçok farklı parametre var ve Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomileri

2015 yılında ilgilendirecek ana gelişmenin ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz arttırım süreci olacağı düşüncesindeyim. Bu sürecin gerek hükümetin ekonomi yetkilileri, gerekse de TCMB yetkilileri tarafından maliye ve para politikaları ile nasıl yönetileceği konusu önem taşıyor.

İlk bölümde de gördüğümüz üzere Türkiye ekonomisi 2015 yılma düşük büyüme ve beklenti altında artan ihracat oranları ile giriyor. Gerileyen petrol fiyatları ve baz etkisiyle azalması beklenen enflasyon oranı 2015 yılının ilk yarısında Türkiye’nin dış ve iç finansman maliyetini düşürecektir. TCMB’sma faiz oranlarını düşürme fırsatı verecek olan bu süreç, hükümete de Orta Vadeli Program çerçevesinde planlanan yapısal reformların bir ksımını hayata geçirme imkanı tanıyacaktır. Eğer FED’in faiz arttırım oranı 2015 yılında yüzde 1 düzeyinin üzerine çıkmaz ve 2016 yılma sarkıtılarak daha zamana yayılmış bir sürece dönüşürse, bu zorlu yılın Türkiye açısından avantaja çevrilmesi söz konusu olabilir.


Yatırım Maliyeti Az İş Fikirleri İçin TIKLAYINIZ.

Bayanlara Ek İş Önerileri İçin TIKLAYINIZ.




Bunu da İnceledinizmi ?

Yıl sonu dolar kuru beklentisi

Yıl sonu ibresi nereyi gösteriyor? Dolarda yaşanan baş döndürücü yükselişle birlikte 3,45 üstü seviyelerde yeni …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir