Anasayfa / Makaleler / Aşk tesadüfleri sever

Aşk tesadüfleri sever




Yıl yanılmıyorsam 1996… Ömer Faruk Ankara’dan yeni gelmiş. TRT’den ayrılmış. Ben altı yıllık Berlin macerasını bitirip İstanbul’da şansını aramaya gelen genç bir Ankaralı oyuncuyum. Ömer’le Ortaköy’de kalabalık bir arkadaş grubuyla oturuyoruz. Akşam olmak üzere… Ne yapacağız, tutunabilecek miyiz İstanbul’da, sevecek mi bu şehir bizi, hayal ettiğimiz işleri yapabilecek miyiz? Ankaralı olmak başka bir şeydir İstanbul’da…

***

Bu satırları İstanbul dışında bir tatil yerinde yazıyorum. Tam bu kelimeleri yazmıştım ki “tesadüfe bak sen” diyerek Beyazıt oturdu yanıma. Bilen bilir bu tatlı hikâyeyi; o da benim Ankara’dan çocukluk arkadaşımdır. Bizim tesadüflerimiz daha başkadır lakin. Yıllar sonraki karşılaşmamız, birbirimizi (sanırım daha çok Beyazıt’ın beni) kolladığı bir abi-kardeş ilşkisine dönüşmüştür. Acaba bu çocuksu güzel mucizeler Ankaralılara daha çok mu uğruyor ne?

***

Filmi cuma günü İstinye Park 14.40 seansında tek başıma izledim. Yoğun talep yüzünden yerim üç kez değişti. Belli ki bilet yanlış kesilmiş ama film başladı başlayacaktı… Bel ağrıma rağmen inat ettim, tartışmadım, her defasında yerimi değiştirdim. Galalarda, ön gösterimlerde hakkıyla izleyemiyorum sanki hiçbir filmi. Ve de sevmiyorum kalabalıkları… Bir güzel kuruldum, başladım izlemeye…

***

Film başladı ve gözümün önünden hayatımızı şekillendiren bütün tesadüfler geçmeye başladı … Yılmaz Erdoğan şiir albümünü yeni çıkarmıştı. Askere gidecekti. Gitmeden bir klip çektirmek istiyordu.



“Hiç düşünme Ömer Faruk Sorak’a çektir” dedim… Ömer o dönemlerde aranan bir görüntü yönetmeniydi ve kliplere kendi imzasını atmaya yeni başlamıştı. Ankaralı olmanın ötesinde bir aidiyet ve inançla Ömer’i anlattım Yılmaz’a. Telefon numarasını verdim falan filan… Sonrasında Böcek Yapım ile BKM’nin ortak imza attığı büyük projelere yol alan ilk çalışmasını Yılmaz, Ömer’le yaptı. Bilmem benim etkim var mıydı, yoksa zaten Ömer’den başkası olamaz mıydı, veyahut bu bir kader miydi?

***

2003 sonlarıydı… Yılmaz’ı aradım. “Bu gece rüyamda seni gördüm, sana yüzük almaya Kapalıçarşı’ya gidiyorduk. Gelin, genç bir kızmış, öğrenciymiş daha… Ve sana bir çocuk getiriyor kucağında. Adı Belgin, Belin mi ne öyle bir şeydi… Sen kesin şu anda tanımadığımız genç biriyle evleniyorsun” dedim. Kendimden niye bu kadar eminsem…

Rüyamda gördüğüm o genç kız, Aşk Tesadüfleri Sever filmindeki genç kızdı işte… Belçim’di.. Biliyorum yazının şehvetine kapılıp abartıyorum sanıyorsunuz ama yemin ederim gördüm bu rüyayı. İnanmayan Yılmaz’a sorsun…

***

Off yine uzatmışım lafı… Kısacası film içinde bu kadarı da olmaz diye düşünseniz de, olur ya, film işte deyip bırakıyor insan kendini…

Hele bir de benim gibi tesadüfleri seven biriyseniz… Ben filmi çok sevdim… Belçim’i, Mehmet Günsür’ü çok sevdim… Ömer’in karısı İpek’le yakaladığı müthiş sihri, senaryoyu ve çekimi çok sevdim..

Ben zaten aşkı da severim… Gidin görün derim….

İclal Aydın – iclal@gazetevatan.com




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir