Anasayfa / Ekonomi-Finans / Büyüme İvmesini Destekleyen Sosyal ve Demografik Faktörler

Büyüme İvmesini Destekleyen Sosyal ve Demografik Faktörler




EKONOMİYİ yönetmek, zor ve karmaşık bir süreçtir. Yöneticilerin önlerindeki devasa kadrandaki kur, faiz oranı, vergi oranı ve yatırımlar gibi düğmelerine tam zamanında basmaları, sürdürülebilir bir büyüme ivmesinin kazanılması için yeterli olmayabilir.

Sosyal ve Demografik FaktorlerGerçek ve kalıcı bir kalkma süreci için, coğrafi, siyasi, sosyal, demografik ve kültürel faktörlerin de ekonomik büyüme sürecini desteklemesi ve katkıda bulunması şarttır. Ayrıca dünya görüşü, değerler sistemi ve hayat tarzları gibi sosyal olguların da büyüme süreci ile uyumlu olması gerekir.

Ekonomik gelişme ve kalkınma fırsatları tüm bu faktörlerin ortaya çıkardığı konjonktür içinde ve belirli tarihsel dönemlerde ortaya çıkar. Hükümetler karşılarına çıkan yol ayrımlarında yanlış kararlar aldıklarında ve hatalı tercihler yaptıklarında, ülke yeni bir büyüme fırsatı için bazen 20-30 yıl daha beklemek zorunda kalabilir.

İşte bazı örnekler:

Japonya, 20 yıldan bu yana bazı ekonomik ve demografik etkenler nedeniyle kronik durgunluktan kurtulamıyor. Arada bir canlanan ekonomi sonradan tekrar durgunlaşıyor.

Arjantin, geçen yüzyılın 30’lı yıllarından bu yana istikrarlı bir büyüme dönemine kavuşamadığı için kalkınma yarışında sık sık tur kaybediyor.

Türkiye’nin geçen yüzyılın ikinci yarısında düşük orta gelirli ülkeler liginden bir üst gruba geçememesi de ekonomi dışı faktörlerin önemini gösteriyor. Yeni yüzyılda bu gruptan orta gelirli ülkeler arasına geçen Türkiye, son yıllarda bir üst gruba geçmenin yol ve yöntemlerini arıyor.

BÜYÜME FIRSATI

Ekonomistler istikrarlı ekonomik büyümenin şifresini çözmek için Adam Smith’in 1776’da “Ulusların Zenginliği Üzerine” adlı kitabı yayınlamasından bu yana teoriler üretiyor, modeller kuruyor. Son yıllarda bu konuda yeni tezler ortaya atılıyor ve özellikle kurumsal yapının ve sosyal-psikolojik ortamın da büyüme süreci üzerinde etkili olduğu vurgulanıyor. Tüm bu görüşler bir arada ele alındığında Türkiye’nin bir istikrarlı büyüme döneminin tam ortasında bulunduğu görüşü, içeride ve dışarıda giderek yaygınlık kazanıyor.

Ben 2003’te yazdığım ve öngörülerinin önemli bir bölümünün doğrulandığı “Hızlı Büyüme Mümkün” adlı kitabımda Türkiye’nin yeni yüzyılda bir büyüme ivmesi kazanacağı tahminini yapmıştım. Son 10 yılda değişen koşulları dikkate aldığımda ise büyüme ivmesinin bazı sıkıntılara rağmen güçlenerek devam ettiğini gözlemliyorum.

GİRİŞİMCİLİK RUHU

Anadolu ve Trakya’da tarihin ilk dönemlerinden bu yana güçlü olan girişimcilik ruhu, küçüklü, büyüklü şirketlerin başına, genç, donanımlı, iddialı ve dünyaya açık ikinci ve üçüncü kuşaktan girişimci ve yöneticilerin gelmesi ile yeni bir dinamizm kazandı. Cumhuriyet döneminin birikiminden ve dışa açılma döneminin 33 yıllık deneyiminden yararlanan bu genç kuşak, dünyanın dört bir bucağını dolaşarak yeni ürünlerine yeni pazarlar arıyor. Genç kuşak gelişmenin itici gücünün Ankara’nın aldığı kararlar değil, ekonominin içsel dinamizmi olduğuna inanıyor.

İnternet ve yeni ekonominin getirdiği diğer imkânlar ise sermaye eksikliği nedeniyle girişimciliğe adım atamayan genç ve dinamik girişimcilerin önüne yeni ufuklar açabiliyor.

On yıllar boyunca üç büyük kentte yoğunlaşan sanayi kuruluşlarının son 20 yılda Anadolu ve Trakya’nın diğer kentlerine yayılması, bölgesel kalkınma aracılığı ile ekonominin daha dengeli büyümesini sağlıyor. Bugüne kadar yerel ve bölgesel pazarlarla ilgilenen Anadolu sermayesinin olgunlaşma ve dünyaya açılma döneminin tam bu yıllara rastlaması da sürdürüebilir büyüme sürecine önemli katkılarda bulunuyor.

KAZANILAN ÖZGÜVEN

Geçen yüzyılda iş insanları ve girişimciler, yeni iş alanlarına ve yeni pazarlara girmekte çekingen davranırdı. Girişimcilerin çoğunluğu başarılı olan iş insanlarını taklit eder, yeniliklerden kaçınırdı. Önceki girişimci kuşaklarının önemli bir bölümü Avrupa’nın teknoloji ve yönetim kalitesi konularında üstünlüğünü veri olarak alır, düşük ücret ve fason üretim avantajı ile iş yapmaya gayret ederdi.



Yeni iş insanı ve yönetici kuşağı, bilgi ve deneyim düzeyinin artması sayesinde bu ön yargılardan kurtuldu. Özgüveni artan girişimciler her iş alanında kalite ve fiyat açısında dünya standartlarını yakaladı.

Türkiye’nin 19. ve 20. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan “hasta adam” görüntüsünden kurtulması da özgüvenin kazanılmasına etkili oldu. Ayaklarını yere daha sağlam basan girişimciler daha cesur ve atak iş yapma biçimlerini benimseyerek başarıya ulaştı.

TARİHSEL DÖNEM

Büyüme fırsatının ortaya çıkması, belirli göstergeler ve uygulanan politikalar dışında, tarihsel dönemin özgün koşullarına da bağlıdır. Tarihsel dönem uygun değilse alınan tüm önlemler bir ülkeyi, uluslar liginde bir üst gruba çıkarmaya yetmeyebilir.

Bu perspektiften bakıldığında içinde bulunduğumuz dönemde dünya ekonomisinin temel ekseninin batıdan doğuya doğru kaymasının Türkiye için yeni bir şans olduğu görülüyor. Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkeleri ile Afrika ve Güney Amerika ülkelerindeki büyüme potansiyelinin güçlenmesi Türkiye’nin de önünü açacak unsurlar içeriyor. Yarattığı belirli siyasi ve askeri sorunlara rağmen Türkiye’nin üç kıta ortasındaki coğrafi konumunun da büyüme potansiyelini destekleyeceği tahminleri ise giderek yaygınlık kazanıyor.

DİĞER AVANTAJLAR

Yukarıda sayılan faktörler dışında aşağıdaki iki olgu da büyüme potansiyeline katkı yaptı:

■    Direnç ve dayanıklılık: Türkiye ekonomisinin 1994-2009 döneminde yaşadığı dört daralma, ekonominin büyüme temposunu duraklattı ama iş insanlarını pişirdi ve olgunlaştırdı. Zor yıllarda yere serilmeyip ayakta kalanlar, ekonominin sonraki dönemlerindeki çalkantılarında paniğe kapılmadı. Direnç ve dayanıklılık düzeyi artan girişimciler dünya pazarlarına açılma konusunda daha cesur davrandı.

■    Kadınların çalışması: Son üç yılda nüfusun yarısını oluşturan kadınların ekonomiye daha fazla katkı yapması ekonomi için bir zenginlik oldu. Bu eğilimin gelecek yıllarda da devam etmesi ekonominin büyüme potansiyelini artıracak. Kadınların, aile bütçesinin yapılmasında ve gelirlerin harcanmasındaki giderek daha fazla söz ve karar hakkına sahip olması ise iç talebin canlılığına katkıda bulunacak.

NÜFUS YAPISINDAN BÜYÜME DİNAMİKLERİNE DESTEK

Türkiye’nin demografik yapısı, aşağıda görüldüğü gibi büyüme potansiyelini yükseltiyor:

■    Genç nüfus: Türkiye’de ortalama yaşın AB’ye göre 15 yaş daha düşük olması ekonominin hem arz hem de talep yönünü güçlü kılıyor. Nüfus içinde gençlerin oranının yüksek olması ekonominin üretim potansiyelini yükseltiyor. Genç nüfusun tüketim eğilimin daha güçlü olması da, talebin gelecek yıllarda istikrarlı bir şekilde artacağını düşündürüyor. Türkiye’deki genç nüfusun daha yaşlı kuşaklara göre daha eğitimli, kentli ve dünyaya açık olması da demografik avantajı artırıyor.

■    Aile sayısında artış: Son yıllarda nüfus artış hızının istikrarlı bir şekilde geriliyor. Ancak tüketim ve talep düzeyini doğrudan etkileyecek hanehalkı [aile] sayısındaki artış hızı, nüfus artış hızından daha yüksek olması talebi canlı tutuyor.

■    Düşük penetrasyon oranları: Avrupa ülkelerinde herhangi bir üründeki sahiplik [penetrasyon] oranları epey yüksek olduğu için piyasalar doyma noktasına iyice yaklaşmış durumda. Türkiye’de ise tüketim açlığının doymasına daha çok var. Yabancı sermayenin Türkiye pazarına giderek artan ilgisinin temelinde de bu gerçek yatıyor.

■    Toplam çocuk sayısının sabit kalması: Demografik nedenlerle çocuk sayısı sabit kalırken, onlara bakacak yetişkinlerin sayısının yükselmesi, çocukların daha sağlıklı ve donanımlı yetiştirilmesine imkân veriyor.

■    Yaşlı oranının düşüklüğü: AB’de 65 yaş ve üstü nüfusun toplam nüfusa oranı yüzde 17.4 düzeyine yükselirken, Türkiye’de bu oran yüzde 7’de kalıyor. Bu düşük oran, sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarının aşrı ölçülerde artmasını şimdilik önlüyor.

■    “Fırsat penceresi”: Demografi uzmanları, bu terimi “demografi geçiş süreci sırasında nüfus artış hızı düşerken, işgücü arzının yani çalışabilir yaştaki nüfusunun henüz düşmediği bir durum” diye tanımlıyor.

Bu demografik fırsat, 70’li yıllardan sonra Doğu Asya ülkelerinin kalkınmasına önemli katkılarda bulunmuştu. Halen bu demografik geçiş sürecini yaşayan Türkiye de fırsat penceresinden yararlanarak hızlı büyüme potansiyelini gerçekleştirme imkânına sahip bulunuyor.





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir