Anasayfa / Ekonomi-Finans / Cari açıkta yatay seyir var

Cari açıkta yatay seyir var




Cari açıkta yatay seyir var

Cari işlemler dengesi ocak ayında 6 milyar dolarlık açık verdi. Bu açık geçen yılın aynı ayındaki cari açıkla neredeyse aynı düzeyde. Geçen yılın ocak ayındaki cari açık bundan sadece 25 milyon dolar daha yüksekti.

Ocak ayında cari açık, geçen yılın aynı ayındaki düzeyine yakın çıkınca yıllık cari açık da fazla değişmedi. 201 l’i 77.2 milyar dolar düzeyinde kapatan yıllık cari açık, 2012’nin ilk ayında sadece 77.1 milyar dolara geriledi.

Cari açık, önceki iki ayda daha fazla düşüş göstermişti. Bu düşüşün ocak ayında zayıflaması, ithalatın kafasını yeniden hafifçe kaldırmasından kaynaklanıyor. Ödemeler dengesinde yer aldığı biçimiyle ithalattaki yıllık artış, aralık ayında yüzde 1.2’ye kadar inmişti. Ocak ayında ise ithalattaki yıllık artış yüzde 4.4’e yükseldi. Ekonominin iyice yavaşladığı bir dönemde ithalattaki bu hafif kalkış, daha çok fiyat hareketleriyle bağlantılı gibi görünüyor.

Ocak ayında epey hız kesse de cari açık üç aydan beri düşüşte. Son beş aylık dönem itibariyle ise cari açığın 77-79 milyar dolar bandına oturduğu görülüyor. Bu dönemde cari açıkta yaşanan yatay seyir ekonomiden gelen yavaşlama sinyalleriyle uyumlu. Avrupa’daki resesyon bu dönemde ihracatın hızını keserken Merkez Bankasının döviz kuruyla mücadelesi sırasında yükselen faizler de iç talebi olumsuz etkiledi. Bu gelişmelerin etkisini ocak ayında sanayi üretimindeki yıllık artışın yüzde 1.5’e kadar düşmesiyle görmüştük.

Ocak ayından sonra ekonomide durum bir miktar değiştiği için önümüzdeki dönemde cari açığın nasıl seyredeceği tam belli değil. Küresel sermaye kuraklığının sona ermesi üzerine Merkez Bankası’nın döviz kurunu baskılamayı bırakmasıyla, kredi faizleri şu sıralarda hafif hafif düşüşte. Bu gelişme bir süre sonra iç talebi yeniden hareketlendirip ekonomiyi canlandırabilir. Tabii bu durumda cari açık yeniden yükselişe geçebilir.



DÖVİZ REZERVLERİ NE İŞE YARAR?

Sabit kur sisteminin uygulandığı dönemde döviz rezervleri, bu sabit kuru olası spekülatif ataklara karşı korumak amacıyla biriktiriliyordu. Dalgalı kur sisteminin yaygın olduğu günümüzde ise ülkelerin döviz rezervi biriktirmesinin nedeni, bazı ailelerin kötü günler için bir kenara para ayırmalarıyla aynı. Aileler bu tür birikimlerini kötü günleri hayat standartlarını fazla düşürmeden atlatmak için kullanıyor. Mesela aile fertlerinden biri işsiz kaldığında hemen kiraların daha düşük olduğu bir semte taşınmak yerine, bu aile ferdi yeniden iş bulana kadar bu birikimler kullanılarak aynı yerde yaşamaya devam edilebiliyor, işte bunun gibi döviz rezervleri güçlü olan ülkeler de döviz gelirlerini ve/veya sermaye girişlerini olumsuz etkileyen bir dış şokla karşılaştıklarında, bu rezervleri kullanarak söz konusu dış şokun ekonomilerine olan etkisini azaltabiliyor.

Geçen yılın temmuz ayı ile bu yılın ocak ayı arasındaki dönemde, Türkiye tam da böyle bir durumla karşılaştı. Küresel sermaye kuraklığının yaşandığı bu dönemde 38.4 milyar dolarlık cari açığa karşılık, net hata ve noksan kalemi dahil, sadece 242 milyar dolarlık finansman bulabildik. Bu nedenle de 142 milyar doları rezervlerden karşılamak zorunda kaldık. Bu dönemde ekonomi yavaşladı ve cari açıktaki yükseliş de durdu.

Bu durumu bazı iktisatçılar ‘cari açığın yavaşladığı bir dönemde bile finansmanında sorunla karşılaştık’ şeklinde yorumladı. Oysa bize göre doğru değerlendirme cari açığın finansmanı için yeterli kaynakların gelmediği bir dönemde döviz rezevlerini kullanarak bunun ekonomiye olumsuz etkisini azalttığımız şeklinde olmalıydı. Eğer rezervleri kullanmasaydık bu dönemde muhtemelen ekonomide bir yavaşlamayla değil keskin bir daralmayla karşılaşacaktık. Bunun da ağır bir faturası olacaktı.

ORHAN KARACA





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir