Anasayfa / Makaleler / Dünyayı yönetmek, kanun ve kurallar yapmaktan çok farklıdır

Dünyayı yönetmek, kanun ve kurallar yapmaktan çok farklıdır




Oyunun Yeni Kuralları

dunyayi yonetmekBugün diplomaside, “Yeni Düzen” teriminin dışında birkaç moda terim daha vardır. 2008 yılında, Barak Obama’nm Amerikan Başkanı seçilişinin ardından, AB Başkam Jose Manuel Barosso, “Yeni bir dünya için, yeni bir düzen”den bahsetmiştir. Diğer liderler ise, “Yeni Düzen” terimi ile ticaret dengelerini sağlarken kalkınmayı da kastetmektedirler. Bizler ise, halen Yeni Düzeni beklemekteyiz. Küresel “Yeni Düzen” peşindeki kişilerden biri olan Başkan Franklin D. Roosevelt, Amerika’ya “Yeni Düzeni” tanıttığında, onu “ ısrarlı ve agresif bir deney” olarak tanımlamaktaydı. Peki günümüzde o deney nerededir?

Dünyayı yönetmek, kanun ve kurallar yapmaktan çok farklıdır. Yasama işin kolay yanıdır. Zor kısım ise uygulama, değerlendirme, hataları düzeltme ve ideal uygulamayı yaygın hale getirmekte yatmaktadır. Endonezya’da yaşanan tsunami, küresel mali kriz , Darfur Soykırımı gibi olaylar ve sonuçlan, bizim bu konular üzerindeki kontrolümüzün ne kadar yetersiz olduğunu kanıtlamaktadır. Yine de dünyadaki problemleri çözmek için, fazlasıyla kaynağa sahibiz. Bizde eksik olan şey, kaynakları kullanıma dönüştürme kapasitemizdir. Çözüm ise, dünya düzenini tamamen yok ederek yenisini yaratmaktan geçmemektedir. Küresel bilgisayarımıza yeni bir işletim sistemi kurmamız yeterli olacaktır. Bu yeni işletim sisteminin ismi mega diplomasidir. Bu program dot.com, dot.gov ve dot.org sitelerinin kesiştikleri noktada, tek başına dünyayı yönetmekten aciz tüm hükümet, özel sektör ve sivil toplum kaynaklarının ortaya dökülerek birleştirilmesini sağlayacaktır. Devletlerarası protokollerin yaptığı resmi valsin yerini artık mega diplomaside firmalar, bakanlıklar, cemaatler, vakıflar, akademi, aktivist ve zorlukları çözmek için hevesli insanların oluşturacağı koalisyonların caz dansı alacaktır. 21. yüzyılın problemleri, sadece ismini değil tüm kaynaklarını ve insan gücünü ortaya koyacak hükümet, sivil toplum ve özel sektör oyuncularının oluşturacağı, “isteklilerin koalisyonları” ile çözülecektir.

İster terörle mücadele ister ise AİDS veya iklim değişiklikleri olsun mega diplomasi, konvansiyonel devletlerarası diplomasiden ileridir. Konvansiyonel diplomaside her millet ayrı temsil edilirken mega diplomaside ise, ortak kullandığımız dünyanın problemlerini çözmek için birlik yaratılmak durumundadır. Büyük sosyolog Emile Durkheim, toplumun kişilerin toplamından daha büyük olduğuna inanmıştır. Bu sosyal karışımda kompleks işçilik bölüşümü ayrıca dinamik bir birliktelik duygusu yaratmaktadır. Akademisyenler ve siyasiler devletler, pazarlar ve toplumlar arasındaki sınırları aramaktadırlar ancak bu sınırlar artık geçerliliklerini yitirmiştir. 21. yüzyıl diplomasisinin temel taşları olan aksiyon odaklı dayanışma ağları dışında, dünyada bir şeyin gerçekleşmesi artık olanaksız gibidir. Eskiden özel ve kamu ortaklıkları ile işbirliklerinin sayısı hesaplanabilirken şimdi bu ortaklıklar ve işbirliklerinin miktarı sonsuza ulaşmaktadır. Bugün kısa vadeli siyaset, küresel problemleri çözmek için başlangıç maliyetini bile karşılamayacak haldeyken akıllı diplomatik koalisyonlar, bunu başarabilecek durumdadır.

Mega-diplomasi, büyük risklerin olduğu kaotik Modern Ortaçağda, insanlığın en büyük ümididir. Herkesin makro problemlere mikro çözümleri vardır. Mega diplomasi, yeni kuramlara veya müdahalelere gerek duymadan, dizgesel yapısı içinde bu mikro çözümleri makro düzeye taşıyabilir. Dünyanın pek az yeni uluslararası örgüte ihtiyacı vardır. Dünya yeni örgütler yerine, var olan oyuncular arasında daha iyi bir koordinasyona ihtiyaç duymaktadır. Bu sermaye değil işlevsellik ve verimlilik meselesidir. Mega diplomasinin alt yapısı, ilgili oyuncuları birbirine bağlayan yollar iken üst yapısı ise, yolların üzerindeki trafik işaretleridir. Mega diplomasinin başarısı aşağıdaki üç prensibe bağlıdır:

Kapsam – Konuyla ilgili tüm devlet, özel sektör ve sivil toplum örgütlerini ortak amaç rotasında toplamak.

Ademi Merkeziyetçilik – Gücü olabildiğince yaymak, problemleri yerinde çözmek, yetki paylaşımı ve esnekliği arttırmak.

Ortak Sorumluluk – Üyelerinin birbirine güvendiği toplumlar yaratmak, insanları birbirlerine ve amaçlarına karşı sorumlu hale getirmek.

Amerikan ordusu tarafından icat edilerek şimdi ICANN isimli küçük bir sivil toplum örgütü tarafından, sanal alan isimleri ve İP numaraları kayıt edilerek yönetilen, internetten daha güzel bir kamu ve özel sektör dayanışması var mıdır? ICANN, Cisco ve Deutsche Telekom gibi firmalardan yardım alsa da 21 kişilik yönetim kurulu, election.com adresinde yapılan seçimlerle belirlenmektedir. Internet, adem-i merkeziyetçi bir yapıya sahip olduğundan daha etkin, yaygın ve güvenli bir kurumdur. Geleceğin yönetimi, büyük binalar ve bürokrasi ile değil, internet yönetimi gibi olacaktır.

Mega-diplomasi ayrıca ideolojileri de gereksiz kılmaktadır. Çeşitlilik sayesinde pek çok aktörün rol aldığı yeni pazarda ortak akıl, onu oluşturan bireylerin akıllarının toplamından daha büyüktür. Ünlü siyaset bilimci Robert Keohane’nin dediği gibi, “Keşke dünya, dünyadaki insanların bildiklerini bilseydi!”

Diplomasi, deneme yanılma tekniğine ve arzulara elitist yaklaşımdan daha fazla önem veren, ünlü Silikon Vadisi girişimcisi Guy Kawasakı gibi insanlara ihtiyaç duyacaktır. General Electric CEO’su Jeffrey Immelt “Hızlı yenilgi iyidir,” demiştir. Biz de denemeli, öğrenmeli, öğrendiklerimizi paylaşmalı ve devam etmeliyiz. Yönetim bilimindeki yeni erdemler artık kontrol ve yönlendirme değil, eşgüdüm ve harmoni sağlamaktır. Artık tek otorite ve tek çözüm yoktur. Kararlar tepeden değil, tabandan yukarıya doğru alınmakta ve sadece kamu ya da özel sektör değil, ikisi birden olmak zorundadır. Diplomasi, mükemmellik değil uyum sanatıdır. Diplomasi her silah satışını, kadın ticaretini, uyuşturucu ticaretini veya hilekârlığı önleyemez (hatta İngiltere ve eski kolonilerindeki trafik akışının yönünü değiştiremez) ancak karmaşık fakat birbiriyle ilişkili faktörleri, belli prensipler içinde işlevsel kılabilir. Mega diplomasi, bürokratların organizasyon tablolarında, kim üstte ve en fazla güce sahip olacak tipli yaklaşımlarla çalışmaz bilakis bir aracın en verimli çalışması için uğraşan, otomobil tasarımcılarıyla fabrika işçilerinin uyumu içinde daha başarılı olabilir. Herkesin birbirinin performansını gözlemlediği açık düzen ofislerde kimse bürokrasinin arkasına saklanamaz.

Koalisyonların sürekli değiştiği dünya düzeninde gerçek sorumlu kim olacaktır? Aristo, demokrasi hakkında biraz çekimserdi ve insanlar için yönetimi desteklerken insanların yönetmesine karşıydı. Aristo için rejimin erdemi, halkın güvenlik ve gereksinimlerini karşılamaktaki gücüydü. Benzer şekilde, günümüzde de kimin müdahale ettiği değil kimin olumlu sonuçlar yarattığı önemlidir. Meşruiyet bugün fiili diplomasiye aittir. Meşru olmak isteyen aktörlerin, işlerini en iyi şekilde yaptıklarını ispat yükümlülükleri vardır.

Genel inancın tersine Birleşmiş Milletler sisteminin en güçlü noktaları da bu alanlarda ortaya çıkmaktadır. Dünya Gıda Programı (WFP), Mülteciler Yüksek Komisyonu (UNHCR) ve Çocuk Fonu (UNICEF) gibi uzman kuruluşlar, sadece büyük güçlerin ilgilenmedikleri alanlarda insanların yaşamlarını kurtarmakla kalmayıp aynı zamanda, dünyanın gıda ve sağlık gibi kamu siyasetinde önemli dallarında da öncülük etmektedirler. Bu örgütler, merkezi yapı yerine problemlerin olduğu bölgelerdeki firma ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği yaparak problemleri çözmekte ve kazandıkları Nobel ödüllerini de hak etmektedirler. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi veya Dünya Bankası gibi eski usul iş yapan örgütlerin işi bitmiştir. Bu kurumlar, verimliliği arttırmayı amaçlamakla beraber, kapatılmalarıyla verimliliğin artacağı bir paradoks içindedirler.



Atalet sabırsızlığı arttırmaktadır. Belirsiz küresel demokrasi kavramları, problemlerimize çözüm değillerdir tam tersine bizim, sorumlu diplomasiye gereksinimimiz vardır. Hükümetlerin bürokratları, “Egemen devlet yapısı meşruiyet ve sorumluluğun tek aracıdır,” deseler de yeni çözümlere ihtiyaç olan dünyamızda, böyle bağnaz bir düşünce tarzının yeri yoktur. Çok yakında insanlar ve milletler için anlamlı bir küresel demokrasi yaratamayacağımız açıktır ancak bugün bile daha sorumlu bir diplomasiye sahip olabiliriz. Küreselleşmenin anayasası olmasa bile, dot.gov, dot.com, ve dot.org diplomatları, birbirlerini denetlemekte ve sorumlu tutabilmektedirler. Gayri resmi mekanizmalar, uygulanmayan veya uygulanması sağlanamayan kanunlardan çok daha etkindirler. Örneğin, eBay’da kişiler fiyatları belirlemekte, tedarikçi ve müşteriler birbirlerini dürüstlük ve verimlilik konularında denetlemektedirler.

Sorumluluk, en basit şekilde utanç duygusunun stratejik kullanımıyla ortaya çıkar. Dünyadaki olanca teknolojik gelişmeye rağmen, içsel gelişimimizin geride kaldığı ortadadır ve utanç duygusu öğrenme sürecimizi hızlandırmaktadır. Utanç sayesinde şimdiye kadar pek çok zafer kazanılmıştır: 19. yüzyılın sonunda köle ticareti sona ermiş ; Dow Kimyasal Firması, Vietnam Savaşı’nda Napalm üretimine son vermiş; McDonalds ve diğer fast food zincirleri, sattıkları gıdaların kalori içeriğini açıklamaya başlamış; Nike ve Levi’s, fabrikalarında çalışma standartlarını iyileştirmiş; sigara üreticileri, zorla da olsa sigaranın ölümcül etkilerini paketlerin üstlerine basmaya başlamış;

Tibetlilere yapılan zulümden dolayı, pek çok Avrupah lider Bejing Olimpiyatlarına gitmekten vazgeçmiş: Körfez ülkeleri, deve yarışlarında küçük çocuklar yerine robot kullanmaya başlamış; Wall Street firmaları, üst düzey yöneticilerine inanılmaz tazminatları ödemekten vazgeçmişlerdir.

Bugün hilekârları utandırmak, sorumluluğu arttırmak, olanlardan haberdar olmak ve kendimizi bilgilendirmek için medyanın dürüstlüğüne bağlıyız fakat medya, sınırlı bir dalga boyunda iyi ve kötü haberleri abartarak görevini yapmaktadır. Televizyon, ahlaki tiksinti yaratma ve sanal vicdan gibi davranma kapasitesinde olsa bile, iç savaşlar veya kıtlık, muhabirler bölgeden ayrıldıktan sonra sona ermemektedir. Örneğin, Haiti 2011 yılının başında olan depremin yıkımından sonra, hala normale dönmüş değildir. Zaten travmatik olaylar ancak iş işten geçtikten sonra medyada haber olmaktadır ayrıca medya artık tarafsız bir haber kaynağı da değildir. Özel kablo televizyonları, gazeteler ve web siteleri bugün medyayı oluşturmakta ve daha derin iletişim hizmetleri verebilmek için, çok büyük fonlara gereksinim duymaktadırlar. Amerikan kamu televizyonu PBS bile, aldığı finan-sal desteklerle ayakta durabilmektedir. Tüm bunlara rağmen, küresel toplumdaki saydamlık, onun olabildiğince olaylardan haberdar edilmesine bağlıdır. Ancak şunu da unutmamız gerekir ki; Tahran sokaklarında iklim değişiklikleri üzerine yapılan protestolarda, medya sadece insanların reaksiyonlarının gücünü ortaya koyabilmekte, protestoyu kendisi başlatamamaktadır. Bizlerin bunu gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Yeni diplomasinin ruhunu arabalarda gördüğümüz şu çıkartma iyi göstermektedir: “Küresel yönet, yerel davran.”

İnsanlar terörizm, iklim değişiklikleri ve ekonomi gibi problemlerin önce küresel sonra yerel oldukları gibi yanlış bir inanç içindedirler, hâlbuki tam tersi doğrudur. Küresel hareketler diye gördüğümüz cihat, antikapitalizm veya çevrecilik gibi konular, aslında yerel adaletsizliklerden kaynaklanmaktadır. Örneğin, küresel fakirlik diye bir şey yoktur ama Afrika, Latin Amerika, Arap ve Asya fukaralıkları nüfus artışı, coğrafya veya yozlaşma gibi yerel nedenlere bağlı olarak vardır. Biz küresel ekonomi ve hassas ekosistemleri birbirlerine bağlasak da bunları dirençli kılmamız, alacağımız yerel veya bölgesel önlemlere bağlıdır. Küresel bir problem ile küresel boyulta düşünülüp ona göre hareket edilmesi gereken problemler arasında fark vardır. Yerel aktörlerce ve yerel ortamlarda kabul edilip uygulanmadıkça insan haklan veya demokrasi gibi küresel ideallerin hiç bir anlamı olamaz.

Kelime olarak “küresel” kelimesi, insanlara ilham verebilir ancak küresel hareket, bulunması çok zor olan “politik azim” gerektirir. Bugün küresel rezervlerimizde ne kadar “politik azmimiz” vardır? 2003-2004 yıllarında, Darfur Soykırımı ortaya çıktığında, Amerikan Dışişleri Bakam Colin Powell ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan “soykırım” terimini kullanmaktan kaçınmışlardır çünkü bu terimin kullanılması uluslararası müdahale gerektirmektedir. Bu terim yerine liderler, “felaket” kelimesini kullanarak Sudan hükümetini, soykırım politikalarını devam ettirmesi açısından serbest bırakmışlardır. Birleşmiş Milletler’in kalkınma hedeflerine ulaşma oranlarını değerlendireceği 2010 yılı, siyasi azim açısından önemli bir yıl olacaktı. Kofi Annan, son günlerde yaptığı bir açıklamada, hedeflerin hala geçerli olduğunu ancak siyasi azim ve iradenin mevcut olmadığını belirtmiştir. Brezilya Başkanı Luis İnacio Lula da Silva ayrıca şöyle demektedir: “Dünya bugünkü nüfusunun iki katını yaşatacak kaynaklara sahiptir ancak dünyada eşitsizliği önleyecek siyasi irade ve azim yoktur.” 2008 yılında Nobel Barış Ödülü’nü alırken Finlandiya Başbakanı Martti Ahtisaari, Orta Doğu’da barışa davet çağrısında, “Sadece azme ihtiyacımız var,” demektedir. Acı olan pek az ülkenin gereken siyasi azmi göstermesi ve daha az ülkenin ise gerekli değişiklikler üzerinde mutabık kalmalarıdır. Pek çok lider için siyasi azim, en iyi şartlarda bir dahaki seçime kadar devam edebilir.

“Siyasi irade veya azim” gibi boş bir terim dışında başka bir ifade şekli bile olmadığından küresel mutabakat, yerel düzeyde olan kişisel irade ve azmin önüne geçemez.

İnsan iradesi, aşağıdan yukarıya doğru işleyen bir kuvvettir. Uzaktaki bir bürokrasinin “adaleti” tanımlaması yerine, insan iradesi işleri kendi ellerinize almanız demektir. Bugün yukarıdan aşağıya olan yöntemlere güven azalırken aşağıdan yukarı çözümler artmaktadır. Tabii ki insan iradesinde tutarsızlıklar olacaktır ancak zaten önemli olan da budur.

Tüm ülkelerin uyması düşünülen konfeksiyon çözümler başarısız olurken terör, finansal istikrar veya yoksulluğun azaltılmasında kullanılacak doğru yöntemler, kültürler ve kıtalar arasında farklı olacaktır. Şeytanın detaylarda saklı olduğu düşünülürse arazide çalışmadığınız sürece, detayları görmeniz imkânsız olacaktır.

Basketbolda en verimli ve göz alıcı takım hareketinin, potanın yanındaki oyuncuya, “slam dunk” denilen smaç hakkı sağlamak olduğu bilinir. İşte bu dünya düzenini yeniden şekillendirirken kullanılması gereken en önemli metafor budur: “Politik irade, insanın irade ve azminden destek almalıdır.” Eğer küresel kaynaklar yerel çözümleri desteklemiyorlarsa o zaman şimdiye kadar ne yapılmaktadır? Yıllar süren boş analizler dışında hiçbir şey yapılmamıştır ve artık bir şeyler yapmaktan başka çare yoktur.

Kozmopolit “dünya vatandaşları”, insanlık için süper ego görevi yapacak küresel vicdanı ortaya çıkaracaklardır. Peki ama bunu nasıl gerçekleştireceğiz? İngiliz bilimsel gazete muhabiri Matt Ridley şöyle demektedir: “San Augustine için sosyal düzenin temeli, Hz. İsa’nın öğretisinde bulunmaktadır.

Hobbes bunu egemenlerde, Rousseau dayanışmada, Lenin ise partide görmüştür ancak bu adamların hepsi yanılmıştır. Sosyal düzenin kökleri içgüdüsel olarak tam ahenkli ve tam erdemli olmasa bile, bugünkünden daha iyi bir dünya, yaratma kapasitemizin olduğu beynimizdedir. İnşa edeceğimiz kuramlarımızın bu içgüdüsel gücü ortaya çıkartması gereklidir.” Kaynaklan küresel düzeyden yerel düzeye iletmek, bunu yapmak için bir başlangıç olacaktır.





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir