Anasayfa / Ekonomi-Finans / Ekonomide dengeler bıçak sırtında

Ekonomide dengeler bıçak sırtında




Orta Vadeli Program’da gelecek üç yılın hedefleri açıklandı. Tasarrufları ve verimliliği artırma, tüketimi kısma ve ihracatın büyümeye katkısını güçlendirme hedefleri bulunan programın temeli, reel olarak değerlenen dolar kuruna dayanıyor…

dengeli buyume

2014-16 yılları arasını kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) Devlet Bakanı Ali Babacan tarafından açıklandı. Açıklanır açıklanmaz da tartışmalar başladı. Eleştiren de var iddialı bulan da; ulaşılabilir diyen de var tutmaz diyen de… Önce OVP’de belirlenen öncelikleri verelim ardından önemli hedefleri biraz detaylandıralım.

BÜYÜMENİN SINIRLARI

2013’te yüzde 3.5, 2014’te yüzde 4 sonraki iki yıl yüzde 5 büyüme hedefi; bunlar son yılların en zayıf büyüme hedefleri. Yani ekonomiyi daraltıcı ya da daha doğrusu yüksek büyümeye izin vermeyen bir hedef var. Büyümenin düşük çıkmasına neden olacak üç ana konu var denilebilir.

İlki, küresel ekonomide büyümenin yavaş devam etmesi ve böyle edecek olma’ sı. Dünya ekonomisi zayıfsa bizim de hızlı büyümemiz mümkün olmuyor.

İkincisi, gelişmiş ülkelerdeki belirsizlikler.

ABD’de borç tavanı ve ABD Merkez Bankası’nın tahvil alımlarını ne zaman azaltacağı, Avrupa ve Japonya’nın düşük faiz ve alım desteği politikalarını sürdüreceklerini açıklamaları bu belirsizliklerin başlıcaları. Denklemin bilinmeyenleri çözüldükçe Türkiye’nin aleyhine gelişmelerin olması bekleniyor. Çünkü iyileşme sonucu paranın merkez ülkelere döneceği ve dış sermaye ihtiyacı olan Türkiye’ye para girişinin yavaşlayacağı tahmin ediliyor.

Üçüncüsü, ekonomi yönetiminin iç tüketime dayalı büyümeden uzaklaşıp ihracatın net katkı yapacağı bir büyümeye geçme isteği. Türkiye’de büyümenin harcama tarafındaki en önemli kaynağı vatandaşın tüketimidir. İçinde bulunduğumuz yılın ikinci çeyreğinde büyümeyi kamu yatırımları sağladı. Ancak bunun sürdürülebilir olmadığım ekonomi yönetimi de biliyor. Babacan’ın deyimiyle, “Vatandaşın bir ayakkabıyı kredi kartına 24 ay taksitle alması” tüketimde sağlıklı bir gidiş olmadığını gösteriyor. Kredi kartları ve bireysel kredide alınacak tedbirler tüketimi yavaşlatacak. Doğal olarak bu da büyümeyi…

ENFLASYON KURA BAĞLI

Bu nedenle sırtını ihracata yaslayan büyümenin daha sağlıklı ve mantıklı olduğu görülüyor.

Ancak dünyanın durumu malumken ihracattan çok yüksek katkı beklemek de zor. Nitekim küresel büyümenin yavaş seyrettiği bir ortamda yüzde 4 hedefi bile tartışılıyor.

Hedefler arasında en iyimser bulunanı kuşkusuz enflasyon. Belirlenen hedef 2013 için yüzde 6.8,2014 için yüzde 5.8 ve sonraki yıllar yüzde 5… Bu yıl için tahminler yüzde 7-8 aralığında. Yine de gelecek yıl baz etkisiyle enflasyonda düşüş olabilir. Hedefin tutması döviz kurunun düzeyine sıkı sıkıya bağlı. Bıçak sırtı denge burada. Konuyu aşağıda detay-landıracağız.

TÜKETİMİ KIS, CARİ AÇIĞI DARALT



Bu yıl için 58.8 milyar dolar (milli gelirin yüzde 7.1’i), 2014 için de 55.5 milyar dolar (milli gelirin yüzde 6.4’ü) hedef konulmuş. Ekonomi yönetimi, bireysel kredi ve kredi kartlarına akan parayı azaltıp ihracat ve üretime yönelik olmayan ürünlerin tüketimi kısılırsa cari açığın da kademeli aşağı ineceğini düşünüyor. 2013 ve 2014 için sırasıyla 155 ve 166 milyar dolar konulan ihracat hedefine karşılık 251 ve 262 milyar dolar olarak belirlenen ithalat rakamı dış ticaretin küçük de olsa düşüş göstereceği anlamına geliyor. Kritik nokta ekonomi yönetiminin ihracatı nasıl artıracağı meselesi… Zira özellikle ithalat fiyatları üzerinden kurun enflasyona ciddi bir geçişkenlik etkisi bulunuyor. Daha açık deyişle kurdaki her yüzde 10’luk artış TÜFE’yi 1.5 puan yukarı taşıyor. Hal böyle olunca kurun seviyesi önemli hale geliyor. Özetle, tüketimin kısılması, kurda reel değerlenme, büyümeyi ihracat kaynaklı yapma çabaları, cari açığın tüketim daralmasıyla birlikte düşürülmesi OVP’nin temel argümanları gibi görünüyor.

KUR REEL OLARAK DEĞERLENİYOR

Dolar kuru hedefleri 2013’te 1.89 TL, 2014’te 1.98, 2015’te 2.04 ve 2016’da 2.10 TL olarak belirlenmiş. Ancak def-latör (bir varlık ya da ürünün fiyatının gerçek değerine çevirmede kullanılır) 2013-16 arasında sırasıyla, yüzde 6.8, yüzde 6.3, yüzde 6 ve yüzde 5 olarak açıklandı. Bir başka deyişle dolar kuru reel olarak değerlenecek. İşte bu durum ihracatçının pek işine gelmeyen bir ortam yaratıyor. Buna karşılık ithalat fiyatlarının ucuz kalması enflasyon hedefine ulaşılmasında sorun yaratırken, portföy hareketleri (sıcak para) için getirisi yüksek bir ortam hazırlayabilir. Öte yandan, düşük kur daima kur üzerinde baskı olduğu ve patlayacağı beklentisi yarattığı için halkın yabancı parada kalma eğilimini de körüklüyor.

Merkez Bankası’nın oldukça dikkat etmesi gereken bir dönem bekliyor. Zira eğer kur hızlanırsa enflasyon ve cari açık hedefi tehlikeye girebilir. Ancak başta ABD olmak üzere Avrupa ve Japonya’da sıkıntılar giderilmeye başlandığında, bırakın Türkiye’yi dünyada genel olarak yükseliş bekleniyor. Bu da Merkez Bankası’na ekstra bir stres kaynağı olarak dönecektir.

OVP’nin öncelikleri:

■ Yurtiçi tasarrufları artırmak

■ Mevcut kaynaklan üretken alanlara yönlendirmek

■ Ekonominin verimlilik düzeyini yükseltmek

■ İstihdamı artırmak

■ Enflasyonu düşürmek

■ Kamu mâliyesinde güçlü duruşu devam ettirmek.

Hangi sektör gitmeli, hangisi kalmalı?

Orta Vadeli Program’daki en önemli değerlendirmelerden biri, ekonomi yönetiminin toplam faktör verimliliğinin artırılacağına yönelik taahhüdü oldu. Gelecek yıl ekonomiye soğutma yönlü tedbirler damga vuracak. Büyümenin en önemli lokomotifi olan tüketimin kısılacağına yönelik tedbirler, “Tüketim yoksa büyüme nereden gelecek?” sorusunun sorulmasına neden oluyor. Hükümetin bu soruya yanıtı ise, toplam faktör verimliliğini artırmak ve ihracat…

Verimliliğe yönelik söylenecek birkaç söz var. Ancak önce Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, “Tekstil sektörünün katma değeri düşük, bu nedenle bu sektörden çıkmalıyız!..” sözlerinin nasıl tepki aldığını hatırlayın. Ekonomi yönetiminin verimliliğin büyümeye pozitif katkısını gündeme getirmesi, “Verimsizlerden arınalım!..” uyarısı olarak da okunabilir. Bu durumda geçmişte Şimşek’e gösterilen tepkinin OVP’ye de gösterilmesi doğal karşılanmalı. Dahası verimliliğin en düşük olduğu sektörler arasında girdilerinin yüzde 95’i dışarıdan ithal edilerek kurulan enerji sektörü var. Merkez Bankası’nın “Türkiye’nin kıt kaynağı olan sermayenin aktarılması yanlış” dediği inşaat sektörünü de unutmamak gerekiyor.





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir