Anasayfa / Ekonomi-Finans / Ekonomide Yeni Strateji; Zihinsel Devrim

Ekonomide Yeni Strateji; Zihinsel Devrim




zihinsel devrimTÜRKİYE ekonomisinin önemli sorunlarından biri olan cari açık konusu yıllar boyu tartışıldı. Tartışanların çoğunluğu cari açığın uygulanan faiz ve kur politikalarından kaynaklandığını düşünüyorlardı. Bazıları da sorunun dünya ekonomisindeki çalkantılar nedeniyle ortaya çıktığını ileri sürüyorlardı. Tartışmalar 1990’dan sonra 20 yıl boyunca devam etti. Cari açığını yapısal nedenlerine ancak 2010 yılında el atıldı. Cari açığı gerçekten azaltacak “girdi tedarik stratejisi” (Gİ-TES) konusunda başlayan çalışmalar iki yıl sürdü.

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan yeni stratejinin çıkarılmasını “zihinsel bir devrim” olarak niteledi.

Yeni strateji, sektör hatta ürün bazında alınacak önlemlerle ara mallar ithalatının azaltılmasını amaçlıyor. 25 Aralık’ta kesinleşen stratejinin hayata geçirilip beklenen sonuçları vermesi için en az iki-üç yıl geçmesi gerekiyor. Bu süreç cari açık sorununa gerçekçi bir çözüm bulunması için çeyrek asırlık bir sürenin akıp gittiğini gösteriyor.

Bu ortamda akla şu sorular geliyor: “Bir sorun konusunda akılcı ve gerçekçi önlemlerin bulunması neden bu kadar uzun süreler gerektiriyor? İnsanların gerçekleri görmesi neden bu kadar uzun süreler alıyor?”

Gerçeği bulma konusundaki bu gecikme zihniyet değişiminin zor ve zaman gerektiren bir süreç olmasından kaynaklanıyor.

Hayatın akışı içinde ortaya çıkan yeni sorunlarla karşılaştığımızda zihnimize daha önce kaydettiğimiz çözüm yollarını gözden geçiririz. Bu aşamada geçmiş dönemlerin, deneyimleri, düşünceleri, yargıları ve alışkanlıklarından oluşan “zihniyet” devreye girer. Zihniyet bireyler ve toplum için bir “alet kutusu” gibi çözüm için gerekli tüm araçları içerir. Normal dönemlerde bu alet kutusu sorunlarımızı çözer, işleri yoluna koyar.

DEĞİŞİM DÖNEMLERİ

Toplumlarda, teknolojide ve ekonomide önemli ve hızlı bir değişim, yeni sorunlar ortaya çıkarır. Sorunların niteliği, nedeni ve kaynakları öncekilerden farklıdır. Ancak biz yeni ve farklı sorunları zihnimizdeki eski alet kutusu ile çözmeye çalışırız. Çünkü zihniyetteki değişim, teknoloji ve ekonomideki gibi hızlı olmaz. Beynimize kazınmış eski düşünceler, görüşler ve çözümler umutsuzca direnir. Bu ortamda mevcut zihniyetin ürettiği her çözüm sorunu çözmek bir yana daha da ağırlaştırır.

Sorunun esas kaynağı geçmiş dönemlerdeki düşünce tarzımız ve yaptıklarımız, kısacası eski zihniyet olduğunda ise işler iyice karışır. Al-bert Einstein’m vurguladığı gibi, “Sorunları, bu sorunlara yol açan yaklaşım ve düşünce tarzı ile çözmek imkânsızdır.”

Bu karmaşa ve çözümsüzlük ortamının ilacı zihniyet devri-midir. Zihniyet devrimi, Türkçesiyle “kafaları değiştirme” süreci, toplumun bilinçli kesimlerinin sabırlı çabaları ile başlar. Bilim insanlarının ve medya mensuplarının, değişim zorunluluğunu kitlelere bıkıp usanmadan anlatmaları ile mevcut zihniyet cephesi gedikler vermeye başlar. Bu değişim kısa sürede gerçekleşmediği için bazen zihniyet değişimi için yılların, hatta on yılların geçmesi gerekebilir.

Zihniyet değişimi, bazı yeni yasaların çıkarılması ile kısa sürede gerçekleştirilecek bir süreç de değildir. Dünyaya ve hayata yeni bir açıdan ve farklı bir şekilde bakılmadığında zihniyet değişimi, beynimizin derinliklerine işlemez, tutum ve davranışlarımızı değiştiremez.

YARI İLETKEN ÜRETİMİ

Modern hayatın ve ekonominin her alanında giderek daha yaygın kullanılan yarı iletken materyel, “chip”lerve transistorlar henüz Türkiye’de üretilmiyor. Zihinlerdeki alet kutusu bu sanayi dalında yatırım yapma konusunda girişimcilere gerekli ipuçlarını vermiyor. Ayrıca bu tür bir yatırımın en az 5 milyar dolarlık kaynak gerektirmesi de cari açığı önemli ölçüde azaltacak bu tür bir yatırıma başlanmasını engelliyor. Kısacası mevcut zihniyetimiz yarı iletken sanayii ile birlikte genetik ve nanoteknolojide alanlarında geniş çaplı yatırımların başlatılmasını önlüyor. Yeni yatırım alanları konusunda bir zihinsel devrim süreci yaşandığında ve bu yatırımların gerekli olduğu düşüncesi toplumda ve iş dünyasında yaygınlaştığında finansman konusunu çözmek aşağıdaki olası çözüm yolları ile kolaylaşabilir:



■    Bu sanayi dalı için Arçelik ve Vestel stratejik işbirliğine gidebilir.

■    Bu kuruluşlar yeterli sermaye bulamazlarsa bir konsorsiyum oluşturulabilir.

■    Japonya’da ve Güney Kore’de olduğu gibi devlet-özel sektör ortaklığı gündeme gelebilir.

■    Yeterli teşvikler sağlandığında ABD, Çin ve Güney Kore şirketlerinin bu girişime sermaye koyması sağlanabilir.

Yarının sanayi yapısını, önce zihnimizde kurabildiğimiz takdirde, zihindeki hayali gerçekleştirmek sanıldığı kadar zor bir iş değildir…

YENİ DÖNEMİN YÖNETİM İLKELERİ

yonetim■    Rekabet alanında genişleme: Küreselleşme öncesinde rekabet alanı çoğunlukla iç pazarla sınırlıydı. Yeni dönemde ise rekabet alanı tüm dünya oldu. Girişimcinin karşısına dünyanın dört bucağından rakipler çıkabildiği gibi bizim girişimcilerimiz de her ülkede boy göstermeye başladı.

■    Hedef Avrupa şirketi olmak: Eskiden, girişimciler, Türkiye’nin veya Balkanlar ile Ortadoğu’nun en büyük tesisine sahip olmayı yeterli görürlerdi. Yeni dönemde karşılaştırma standardı, Avrupa ve Dünya ölçeği olacak.

■    Yönetim yerine yönetişim: Şirket yönetimleri halen yasalar çerçevesinde sınırsız görünen yetkilerinin bir bölümünü yeni dönemde çalışanlarla ve hisse senedi sahipleri ile paylaşacak. “Birlikte yönetim” anlamına gelen yönetişimde, ürün kalitesi kadar, şirketin çevresindeki yaşam kalitesine yaptığı katkı da önem kazanacak.

■    Yeni strateji tanımı: Küreselleşme öncesinde strateji, eldeki kaynakların kullanımı ile mümkün olan en iyi sonucu ulaşmak olarak tanımlanıyordu. Yeni yüzyılda, önce iddialı ve büyük hedefler belirleniyor. Daha sonra tüm imkânlar zorlanarak hedefe ulaşacak şekilde yeniden örgütleniyor.

■    Belirleyici faktör olarak “hız”: Yönetimde, üretimde ve pazarlamadaki “hız” kavramı, günümüzde şirket ölçeği ve büyüklüğünden daha önemli bir faktör olarak görülüyor.

■    Çekirdek yeteneklere öncelik: Bir zamanlar, holdingler ve büyük sermaye grupları, her sektörde bir firma kurmakla ve bağlı şirket sayısının çokluğu ile öğünürlerdi. Küreselleşme döneminde ise şirketler en iyi oldukları alanlara (core competencies] yoğunlaşıp, diğer şirketleri elden çıkarabiliyor.

■    Yeni alanlara yatırım: Geçmişte, bir sektörde ve işyerinde kazanılan para, aynı sektör ve üründeki kapasite artırımına yönelirdi. Yatırımlar çoğunlukla esen rüzgâra, geçmişe ve komşunun başarısına bakılarak yapılır ve işin sonunda atıl kapasiteler oluşurdu.

Gelecekte sermaye birikiminin katma değeri yüksek yeni ürünlere ve ileri teknoloji sektörlerine yatırılması gerekecek.

■    Pazarın kaldırabileceği fiyat: Küreselleşme öncesinde maliyetlerin üstüne kâr marjı eklenerek fiyat hesaplanır ve bu ürünü ancak gücü yeten alabilirdi. Günümüzde önce hedefteki tüketicinin alım gücüne uygun ve pazarın kaldırabileceği fiyat düzeyi belirleniyor. Daha sonra tüm maliyetlerin belirlenen bu fiyata göre yeniden düzenlenmesi için her türlü yol ve yönteme başvuruluyor.

■    Segmentlere göre üretim: Eskiden gelir ve mesleğe göre talep analizi yapılır ve ürün yelpazesi dar tutulurdu. Günümüzde yaş grubu, cinsiyet, coğrafi bölge, dünya görüşü, hayat tarzı ve meslek gibi çok sayıda segmentasyon kriterine göre ürününü farklılaştıranların ve çeşit sayısını artıranların pazar payı yükselecek.

■    Yeni kalite konsepti: Üretilmiş ürünün kalitesini örnekleme yolu ile kontrol etmek yerine, hata oranlarını minimuma indirmek için tüm üretim süreci yeniden örgütleniyor. “Yalın yönetim” ve “kaizen” gibi yöntemler hem maliyetleri düşürüyor hem de savurganlığı azaltıyor.

■    Sürekli “inovasyon”: Toplumdaki ve iş ortamındaki değişime uyum için sorunlara yeni ve yaratıcı çözümler bulunması şart. Şirketin, “inovasyon” olarak adlandırılan yenilenmeyi ve yenilikçiliği, işin her alanında hayata geçirmesi, sürdürülebilir büyümeyi garanti ediyor.





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir