Anasayfa / Ekonomi-Finans / Ekonomik Kriz

Ekonomik Kriz




Büyük toplumsal bir krizi hiç yaşamadan ölmek de var, böyle bir deneyimi yakından görme “şansına” ermek de.

Babam, örneğin, neler izlemedi ki: İki dünya savaşını, Balkan savaşını, bir imparatorluğun çöküşünü, sürgünleri, kıyımları. Düne kadar benim bu alanda deneyimim çok sınırlıydı. Ancak Yunanistan’da son iki yılda yaşadıklarım çok ilginç, çok öğretici ve tabii çok üzücü. Krizle yozlaşma nasıl gelir, nasıl yayılır, nasıl bir yaşam biçimine dönüşür ve sonunda dengelerini tam olarak kaybetmeyenler nasıl marjinalleşir, nasıl azınlık ve “öteki” sayılıp yalnızlaşır?..

Ekonomik krizi aşmak için gerekli görülen önlemlere karşı çıkanlar, yani hemen hemen bütün toplum, bir kısır döngünün içinde: Yapısal değişiklikler olmazsa kriz aşılamıyor; yapısal değişiklikler, en azından bir süre için, birçok kimsenin hayatını olumsuz etkiliyor; bunu pek çok kimse istemiyor; direniyorlar ve değişiklikler gerçekleşmiyor; kriz derinleşiyor; daha sert önlemler gerekiyor, direniş de artıyor! Bu aynı anda bir güvensizlik krizidir. Panik içinde insanlar –ve en başta siyasiler– uzun süreli ve geneli kapsayacak biçimde düşünmek yerine, çökmüş olana, yıkımı getirmiş olan alışkanlıklara sarılıyorlar. Avrupa Birliği eli açık davrandı, sistemi kurtarmak için önerilerde bulundu. Ayak sürüyen topluma nihayet (6 Eylül’de) son ihtarı verdi: Ya yaparsın ya kendi haline bırakırız! Şimdi merakla yapılacakları bekliyorum.

KRİZİN ÖTEKİ YÜZÜ



Bu karamsar ortamda iki ölümü sembolik bir işaret gibi algılayanlar oldu. Biri hukukçu ve yazar Nikos Themelis. 1947’de Atina’da doğdu ve geçenlerde, 20 Ağustos’ta kanserden öldü. 1982-1995 arasında Kostas Simitis’in danışmanıydı. Yunanistan en dengeli dönemini biraz bu adama borçlu herhalde. Ama yayınladığı romanlar ile de ün yaptı. Yazdıklarıyla iç dünyasının zenginliğini bizimle paylaştı. İki romanı, Arayış (2002) ve Yıkılış (2005) Türkçe olarak da yayımlandı. Ülkesinin acı halini gördükten sonra öldü; kaçmak istercesine. Ölümünü herkes büyük bir kayıp saydı.

Sekiz gün sonra emektar sol lider Leonidas Kirkos 86 yaşında öldü. Sol deyince aklınıza ne geliyor pek bilemeyeceğim ama bu adamın adını duyan Yunanlılar saygın bir kişilik anlarlar: İç savaş, idama mahkûm olmak, kıl payı ölümden kurtulmak, yıllarca hapis, gazetecilik, milletvekilliği, parti liderliği, solu birleştirmenin öncüsü olmak… Bunları başkaları da yaşadı ama Kirkos’un özel bir yanı oldu: Ona herkes saygı duydu. Cenazesinde eski cumhurbaşkanlarından parti başkanlarına siyasi yelpazesinin bütünü oradaydı. Görüşlerine katılmayanlar da onu sevgi ile andılar. Onun için kötü bir şey söylenmedi, bu kayba herkes ve içten üzüldü. Bunca eksiklik yaşayan Yunanistan bu ölümle birden bir basamak daha yoksullaşmış gibi oldu.

Güvensizliğin, bencilliğin, ayak kaydırmaların sıradan davranış sayıldığı ortamda bu adama gösterilen kabulü anlayabilmek hayatidir. Bu saygıyı ve sevgiyi sağlayan ne olmuştu? Bu sorunun yanıtı erdemin tanımı olabilir. Kısa boylu, müthiş bir hatip, siyasi toplantılarda ağız armonikasını da ustalıkla kullanan, eşiyle örnek bir aile hayat yaşamış bu adamın başarısının sırrı, başarıyı egosunda aramamış olması olabilir. Olgunluk ve fazilet bir insanın yaşamına nasıl yansır? Themelis gibi Kirkos da vermeyi almaya tercih etmiş gibidir. Hemen herkes kolay ve gözle görünen başarıların peşindeyken onların hedefleri iç dünyalarındaydı: Başkalarına görünen değil, kendilerinin yaşadıkları onlara huzur sağladı. Dışa vurgulanan değil, iç dünyaların güzelliğiydi onları sevimli ve cana yakın kılan. Yeni zenginin başarısına özenmediler, onlar sanki çok zengin doğmuşlardı. Açlar gibi başarıyı dilenmediler, ne de çalmaya kalkıştılar. Benim açıklamam böyle; ama kuşkusuz bu da bir kurgu.





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir