Anasayfa / Ekonomi-Finans / Ekonomisi Kriz Geçirmeyen Tek Ülke; Avustralya

Ekonomisi Kriz Geçirmeyen Tek Ülke; Avustralya




Uzak kıta Avustralya, ilginç coğrafyası kadar krizsiz ekonomisiyle de dikkat çekiyor. Yeraltı kaynaklarına ve tarıma dayalı ekonomisi sayesinde ülke çeyrek asırdır kriz bilmeden kesintisiz olarak büyüyor…

Kriz geçirmez ülke: Avustralya

AVUSTRALYALILAR rahat nefes alabilir. Yaşadıkları ülke, 25 yıldır ekonomik durgunluk nedir bilmiyor. 2016’nın son çeyreğindeki rakamların da belli olmasıyla bu ülkenin, 1991 Haziran ayından beri krizden muaf bir ekonomiye sahip olduğu anlaşıldı, ihracatın güçlü olması ve tüketici harcamalarının istenen düzeyde kalması nedeniyle ekonominin istikrar kazandığı ileri sürülüyor.

İstatistiklere göre tarım ve madencilik, geçtiğimiz yıl daha fazla ivme kazanarak ekonominin güçlü olmasında pay sahibi oldu. Çin’den gelen talebin azalmış olmasına rağmen demir cevheri ve kömür ihracatında herhangi bir aksama görülmedi. Avustralya’nın Hazine’den sorumlu bakanı Scott Morrison, “Büyüme oranımız, OECD ortalamasının bile üzerinde. Yatırımlar, sadece geçen Aralık ayında yüzde 2 arttı. Çok geniş kaynaklara sahibiz. Bunları idare etmeyi iyi biliyoruz. Bu da, temeli sağlam büyüme oranları yakalamamızı sağlıyor.” diyor.

Merkezi Paris’te bulunan 34 üyeli Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı OECD’ye göre kriz yaşamadan en çok “çeyrek dönem” geçiren ülkelerin başında 102 çeyrekle Avustralya, 86 çeyrekle Polonya, 74 çeyrekle Güney Kore ve 68 çeyrekle Slovakya geliyor. İsrail, Meksika, İsviçre, Türkiye ve İngiltere, 30’ar çeyrekle beşinci sırayı paylaşıyor (Bu rakamları yıla çevirmek için dörde bölmeniz gerek).

Resmi adı Avustralya Milletler Topluluğu olan, 24.4 milyon nüfuslu ülke, 1 trilyon 257 milyar dolarlık gayrisafi iç hasılayla dünyanın 12’nci büyük ekonomisine, ikinci “beşeri gelişim indeksi”ne sahip. Kişi başma düşen 51 bin 600 dolarlık gelirde sıralaması, beşincilik. Hayat kalitesi, sağlık, eğitim, ekonomik özgürlük, siyasi ve sivil haklar gibi alanlarda küresel sıralamanın ilk 10’una rahatlıkla girebiliyor. Enflasyon oram yüzde 1, işsizlik oranı yüzde 5.7. Aylık ortalama ücret, 6 bin Avustralya doları (4 bin 200 ABD Doları). Nüfusun yarısını oluşturan 12 milyonluk iş gücünün yüzde 3.6’sı tarımda, yüzde 21.1’i sanayide ve yüzde 75’i hizmet sektöründe çalışıyor. İnsandan çok kangurunun yaşadığı ülke, Suudi Arabistan’a ihraç edecek kadar deveye de sahip. Dünya uranyum kaynaklarının yüzde 30’u Avustralya’da.

Kredi derecelendirme notu, hem Standard & Poor’s’dan hem Moody’s’den hem de Fitch’den AAA alıyor.

Kriz takviminin detayları

Dünyada ilk kriz, MS 235-284 arasında Roma imparatorluğu’nda yaşandı. İmparator Severus Alexander’in suikasta kurban gitmesi, yabancı istilaları, iç çekişmeler, bulaşıcı hastalıklar, ekonomik kriz, 50 yıl boyunca sürmüştü. Biz, 1900’ün başından itibaren olan ekonomik krizleri sayıyoruz.

Tablodan anlaşılacağı üzere, krizler Avrupa, Asya ve Kuzey/Güney Amerika’da görülüyor. Avustralya’nın kendinden kaynaklı bir krizi yok.

Aslında AvustralyalIlar için, son 25 yıldır değil, son 115 yıldır “kriz yaşamıyorlar” demek mümkün. 20’nci yüzyılın sonlarında ve 21’inci yüzyılın başlarında daha sık yaşadığımız bu krizleri kısaca hatırlayalım:

1) Dünyanın yaşadığı ilk borsa kriziydi. O zamanlar ABD’de demiryolları, ekonominin olmazsa olmaz damarlarıydı. Edvvard Henry Harriman, Jacob Schiff, J.P. Morgan olarak tanıdığımız John Pierpont Morgan gibi New York Borsası’nın ağır topları, Northern Pacific Demiryolları’nı ele geçirmek için kapışmıştı. Bu kavga, küçük yatırımcıları borsadan sildi.

2) ABD’de, üç hafta süren finans kriziydi. New York Borsası’nda hisse senetlerinin değeri yarı yarıya düştü.

Bu krize, “Bankerler Paniği” veya “Knickerbocker Krizi” de deniyordu. Çünkü krize neden olan, Knickerbocker Tröstü’ydü.

3) 1920-21 Depresyonu yine ABD’de yaşandı. Birinci Dünya Savaşı’ndan dönen askerler, coşkuyla karşılanmıştı ama hükümet savaş ekonomisinden barış ekonomisine geçmekte zorlanmıştı. Depresyon, 14 ay sürdü. Ama arkasından “Kükreyen 20’ler” olarak bilinen ekonomik canlanma dönemi geldi.

4) 20’nci yüzyılın en derin, en yaygın, en uzun kriziydi. Hem zenginleri hem yoksulları vurdu. Hisselerin değerinin sıfıra düştüğünü öğrenen pek çok yatırımcı kendilerini yüksek binalardan aşağı attı. Lüks otomobiller ikinci elde 100 dolara satıldı. Dünya ticareti yüzde 50 geriledi. Pek çok ülkede işsizlik yüzde 33’e kadar çıktı.

5) Altı yıl süren İkinci Dünya Savaşı’ndan etkilenmeyen ülke yoktu. Özellikle Avrupa ve Asya’da yıkım, çok şiddetliydi. Saymak mümkün değildi ama 80-85 milyon insan öldü. 30 ülkede 100 milyondan fazla insan, yıllarca, sığınacak bir yer, yiyecek bir lokma ekmek bulamadı.

6,7,9) Dünya, enerji açısından en karanlık dönemini 1970’lerde yaşadı. Ekonomiler, neredeyse tamamen petrole bağımlıydı. Sanayileşmiş ülkelerin aşırı talebi petrol fiyatlarını fırlattı. Ortadoğu’da Yom Kippur Savaşı’nda ABD’nin İsrail’i desteklemesi üzerine, Petrol İhraç eden Ülkeler Teşkilatı OPEC, Batılı ülkelere ambargo koydu. Varili 3 dolar olan petrol, 12 dolara çıktı. Bu, ilk şoktu. 1979’daki İran Devrimi, petrolün varil fiyatını 40 dolara çıkararak dünyaya ikinci şoku yaşattı.



8) İngiltere’de gayrimenkul patlamasının ardından gelen bankacılık kriziydi. Önceleri ev satın almak, İngilizler için çok kolaydı. Büyük küçük her banka ev kredisi veriyordu. Fakat bu kredilerin geri ödenememesi krize neden oldu. Bank of England, 60 kadar küçük bankaya mali açıdan yardım etti ama 100 milyon sterlin kaybetti.

10,11,12,13) Dünya, 1980’lerin başında ekonomik krize girdi. Bu kriz, özellikle gelişmiş ülkeleri etkiledi. 1985’e kadar sürdü. ABD ve Japonya, krizden erken çıkmayı bildi ama OECD üyesi ülkeler, uzun süre yüksek enflasyon ve işsizlik oranlarıyla boğuştu. Ama her şey bitmemişti. Kriz, daha sonra İsrail’de ve Latin Amerika’da “borç krizleri”ni tetikleyecekti.

14) Japonya’da gayrimenkul ve hisse senedi fiyatları hayli şişmişti. Sonunda patladı. Bu durum, para arzını ve kredileri kontrolsüz hale getirdi. Nikkei Endeksi’nde rakamlar yarıya indi. Ülkenin gayrisafi iç hasılası, 5.3 trilyon dolardan 4.3 trilyon dolara düştü. Sekiz yıl süren krizi Japonlar, “Kaybedilmiş On Yıl” (Lost Decade) olarak kabul ettiler. 15) Bütün dünyada borsalar 19 Ekim 1987 günü çöktü. Çöküş, Hong Kong’da başladı ve domino taşları gibi Avrupa ve Amerika’nın borsalarını devirdi. Yüz binlerce yatırımcı mağdur oldu. Batı, 1980’lerin durgunluğundan yeni sıyrılmıştı. Bu beklenmedik darbe, bütün emekleri boşa çıkardı.

16,17,18) Dünya 1990’larda bir kez daha ekonomik durgunluk yaşadı. Bu, 1987 krizinin devamı niteliğindeydi. Borsalarda hisseler, değer kaybetti. Bu kayıp, güncelleştirildiğinde, 1929 krizinden daha ağırdı. Hiç beklenmedik şekilde İsveç ve Finlandiya’da banka krizleri patlak verdi. Kanada’da Brian Mulroney’nin başbakan, ABD’de George Bush’un [Baba Bush) başkan seçilmesi, bir umut olmuştu. Yine de halk, tedirgindi. Bush, “Dudaklarımı okuyun. Yeni vergi yok” diyerek halkı ekonomik canlanmaya teşvik ediyordu.

19) Hindistan’ın 1980’lerde, ödemeler dengesiyle ilgili sorunları vardı. Sonunda 1991’de Merkez Bankası, yeni kredi taleplerini geri çevirdi. Döviz rezervleri de, hayati maddelerin sadece üç haftalığına ithal edilmesine izin verecek düzeydeydi. Hükümet altın rezervlerini teminat göstererek dış borç aldı. Altın rezervlerinin tamamının tehlikeye girdiğini düşünen halk, isyan etti.

20) Aslında Meksika Pezosu kriziydi. Paranın Amerikan Doları’na karşı değerinin düşürülmesiyle başladı. Hükümetin bu ani devalüasyon kararı, sermayenin kaçmasına neden oldu. Hiperenflasyon dönemi tetiklendi, yoksulluk arttı, işsizlik iki katına çıktı.

21,22) Finans krizinin adresi bu kez Asya idi. Önce Amerika’dan kaynaklanan kriz, Doğu Asya ülkelerini zor durumda bıraktı. Tayland, Malezya, Endonezya, Filipinler ve Güney Kore’nin borçları, yüzde 100 ile yüzde 167 arasında arttı. Çin, Singapur, Tayvan ve Vietnam, bu krizden etkilenmedi. Arkasından Rusya, kriz yaşadı. “Rus Gribi” olarak da adlandırılan kriz, rublenin devalüe edilmesiyle biraz hafifletildi.

23) Brezilya’nın finans krizi, komşu Arjantin’e de sıçradı.

Bir anda halkın yüzde 50’si kendini yoksul konumunda buldu. Hükümet düştü, gösteriler yapıldı, çatışmalar, yağmalar yaşandı. 1998-2002 arasındaki dört yıllık dönemde doğan her on çocuktan yedisi yoksul doğmuş oluyordu.

24) internette 1995‘te başlayan “nokta com” furyası, her kullanıcıya bir şirket kurma fırsatı vermiş gibi görünüyordu. Herkes bir site kurup, bir şeyler satmaya ya da pazarlamaya çalışıyordu. 2000’lerin başında bu balon patladı. Patlamadan, büyük küçük her şirket zarar gördü. Küçükler tamamen piyasadan silindi. Büyükler de şiddetli bir sarsıntı geçirdi. Örneğin Amazon.com’un o zamanlar 107 dolar olan hissesi 7 dolara kadar inmişti (Bugün 851 dolar).

25) ABD, 2001 yılının 11 Eylül günü, tarihin en büyük terör saldırısına uğradı. Üç bine yakın insan öldü, altı bine yakın insan yaralandı. Gayrimenkul ve altyapı zararı 10 milyar doları aştı. Ülke çapındaki ekonomik zararın ise üç trilyon dolar olduğu tahmin edildi.

26) Asya, 21’inci yüzyılın başlarında yeni bir hastalıkla tanıştı. Kısaca SARS olarak bilinen “şiddetli akut solunum yolu sendromu”, milyonlarca insana korku yaşattı. Hong Kong’da başlamıştı ama 37 ülkeye yayıldı. Hastalığı kontrol altına almak ve yayılmasını önlemek için yüz milyonlarca dolar harcandı.

27) Bazı ekonomistlere göre 1930’lardaki Büyük Bunalım’dan sonra dünyanın yaşadığı en şiddetli finans kriziydi. Yatırım bankası Lehman Brothers’ın batması, uluslararası banka zincirlerini de batağın içine çekti. “Hükümetler, özel sektöre müdahale edemez” diyenler artık hükümetlerin olaya müdahil olup kurtarıcı rolü üstlenmesini istiyordu.

28) “Euro Bölgesi Krizi” olarak da bilinen Avrupa borç krizinde, Yunanistan, Portekiz, İrlanda, ispanya ve Güney Kıbrıs, resmi borçlarını ödeyecek ya da yeniden finanse edecek gücü kendilerinde bulamadılar. Bu da, Avrupa Birliği’ni zor durumda bıraktı.

29) Rusya’da 2014’ün ikinci yarısında Rus Rublesi’nin çökmesinden dolayı ortaya çıkan krizdi. Yatırımcıların menkul değerleri elden çıkarmaya başlamasıyla ekonomiye olan güven azaldı. Güven eksikliğinin iki sebebi vardı. Biri, Rusya’nın en büyük ihraç kalemi petrolün fiyatının düşmesi, diğeri Kırım’ı ilhak edip Ukrayna’ya askeri müdahalede bulunmasının ardından gelen uluslararası ekonomik ambargoydu.

30) “Şanghay Borsası’nın Çalkalanması” olarak da nitelenen bu krizde büyük kayıplar yaşandı. Yüzde 30 düşen hisse değerleri, şirketleri korkuttu. Bin 400 kadar şirket, işlemlerini durdurarak daha fazla kayıp yaşanmasını önledi. A-hisselerin üçte biri bir ayda yok oldu (Şanghay veŞenzen borsalarında, Çin’in para birimi Renminbi üzerinden alınıp satılan hisselere A-hisse deniyor).





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir