Anasayfa / Ekonomi-Finans / Enerji ve Bölgesel Güç

Enerji ve Bölgesel Güç




Türkiye’de uzun bir süredir emperyal vizyon eşliğinde bölgesel güç olmanın koşulları ve yolları tartışılıyor. Burada kilit noktayı enerji oluşturuyor. Petrolde dışa bağımlılık yüzde 92, doğalgazda ise yüzde 98. Türkiye 2011 yılında 54 milyar dolar enerji ithalatı faturası ödedi. Enerji sorununu çözememiş bir Türkiye, bölgesel güç olamayacağı gibi gelişmiş ilk on ekonomi arasına da giremez.

Türkiye’nin cari açığının en önemli nedeni enerji. Bölgesel güç olma mücadelesinde iki önemli rakibi Rusya ve İran. Enerji alanında bu iki ülkeye aşırı bağımlı bir Türkiye, bölgesel güç olamaz. İşte bu nedenlerle, Kuzey Irak ile Türkiye arasında şaşırtıcı yakınlaşma süreci yaşanıyor. Birileri, “Erbil’i ikinci Dubai yapacağız” diyorsa süreci dikkatli takip etmekte fayda var. Soğuk Savaş sonrasında Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki ilişkinin gelişimine bakmak bugünü anlamak açısından önemli.

KUZEY IRAK ENDİŞE KONUSU OLMAKTAN ÇIKIYOR

Saddam Hüseyin’in Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgal etmesi ve ABD’nin bu işgale cevap olarak 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı’nı başlatması genelde Irak’ın özelde ise Kuzey Irak’ın geleceğini yakıcı bir şekilde Türkiye’nin gündemine taşıdı. Birinci Körfez Savaşı’nın en önemli sonucu; Irak’ın Birinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan yapısını tartışmaya açmasıdır. Kuzey Irak’taki Kürtlerin, 1991 Körfez Savaşı sonrasında 36. paralelin üstünde kalan bölgede, ABD koruması altında kendi yönetimlerini kurmaya başlaması ise dikkatleri Türkiye’nin bu konuda izleyeceği politikaya çevirdi.

Turgut Özal’ın 1993 yılındaki vefatına kadar Türkiye’de belirgin olan eğilim Kuzey Irak’ı himaye altına almak yönündeydi. Özal’ın 1993 yılında ani ölümü, Kuzey Irak’taki yapılanmayı Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendirenlerin tezlerini etkili kılmanın yolunu açıyordu. Türkiye 1983-1999 arasında Kuzey Irak’a 24 sıcak takip ve sınır ötesi harekât gerçekleştirmesine rağmen bu operasyonlardan sonuç alınamadı. Mesut Barzani, bu operasyon ve harekâtlara destek vermiş olmakla birlikte, Türkiye, kendi sınırları içinde terörün bitirilememiş olmasından Kuzey Irak’taki otorite boşluğunu sorumlu tutmaya devam etti.

Abdullah Öcalan’ın Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edilmesinden sonra silahların sustuğu bir döneme başlandı. Türkiye’nin sınırları içinde silahların susması, Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürt Devleti’nin kurulmasına karşı olmaya dayalı Türkiye’nin kırmızıçizgili politikasının sona ermesi anlamına gelmiyordu. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal projesi bağlamında kuzeyden cephe açma talebi önemli bir gelişmeydi. TBMM’nin gündemine gelen 1 Mart Tezkeresi’nin Meclis tarafından kabul edilmemesi Kuzey Irak’taki Kürtleri, ABD’nin önemli müttefiki haline getirmesi sonucunu doğurdu. Bu durum, Türkiye’nin anılan kır-mızıçizgisini erozyona uğrattığı gibi Türk-Amerikan ilişkilerinde de yeni bir bunalım dönemim başlattı.

Türkiye’deki Amerikan aleyhtarlığı, Kuzey Irak’taki “Çuval Hadisesi”nden sonra tarihte eşine rastlanmaz bir güç kazanırken Amerika’nın 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi Türkiye’nin Kuzey Irak bağlamında kırmızıçizgilerini koruyamamasına neden oldu…

ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra Türkiye’ye 2004 yılında gelmiş olan Mesut Barzani, bu ziyaretinden altı yıl sonra Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı sıfatıyla Haziran 2010’da Ankara’ya geldi. Dışişleri Bakam Ahmet Davutoğlu’nun davetlisi olarak gelen Barzani’yle yapılan en üst düzey temaslarda PKK terör örgütüyle ortak mücadele, Irak’taki yeni hükümet ve ticari ilişkiler konuşuldu…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan ve Da-vutoğlu ile görüşen Barzani, Ankara’daki temaslarının ardından sürpriz ziyaretini İstanbul’da TÜSlAD’a yaparak gerçekleştirdi. TÜSlAD Başkanı Ümit Boyner, bu ziyaretin önemini şu sözlerle açıkladı: “…Kuzey Irak bizim için ciddi potansiyeller içeren bir pazar… Açıkçası Kuzey Irak ile ticaretin gelişmesi Türkiye için de bölgesel gelişmişlik açısından çok zor bir noktada olan Kuzey Irak sınırının da Türkiye sınırının da gelişmesi için çok önemlidir diye düşünüyoruz.” Mesut Barzani’nin Nisan 2012’de Türkiye’yi tekrar zi-



Enerji ithalatı toplam ithalatın yaklaşık yüzde 24’ünü, cari açığın ise yüzde 84’ünü oluşturuyor. Türkiye kalkındıkça enerji ihtiyacı da artıyor.

yaret etmesinden sonra Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki ilişkinin çok daha olumlu yönde gelişmesinde Türkiye’nin enerji ihtiyaçları ve geleceğe yönelik hedefleri (2023) önemli bir rol oynuyor.

ENERJİ SORUNU MUTLAKA ÇÖZÜLMELİ

TPAO Genel Müdürü Mehmet Uysal, Türkiye’nin 2023 hedefleri ile ilgili şu tespitleri yapıyor: “Sayın Başbakanımızın 2023 için çok büyük bir hedefi var: Türkiye’yi ilk 10 devlet arasına sokabilmek. Bu ilk 10 devlet arasına sokabilecek kapasiteyi geçtiğimiz 10 yılda görmedik. Bundan sonraki 10 yılda tablolara baktığımız zaman 10. sırada bulunan Güney Kore’nin ihracatı 750 milyar dolar. O bakımdan bu rakamı yakalamak oldukça zor. Ancak bunun bir yolu var, TPAO gibi MTA gibi kuruluşlarımız ilave kaynak oluşturacaklar. Bu ne demek? Türkiye Petrolleri, petrol ve do-ğalgaz bulacak ekonomiye katkısını sağlayacak. Dolayısıyla enerji faturası düşecek. Bu şekilde biz ekonomik olarak atılım sağlayabileceğiz. Çünkü ben inanıyorum ki sanayicimize ucuz enerji sağlayabilirsek bizim sanayicimiz dünyanın her köşesine rekabet şansına kavuştuğu anda gidecektir. Dünyanın her köşesine ihracat yapacaktır. Bizim 750 milyar dolarlık ihracatı yakalamamıza neden olacaktır. Enerjinin bu hedefe ulaşmakta temel parametre olduğunu ve Türkiye Petrolleri’nin de bu hedefi yakalayabilmeye muktedir şirketlerden birisi olduğunu her zaman söylüyorum.” Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, Erbil’de yapılan 1. Enerji Arenası Toplantısı’nda yaptığı konuşmaya dikkat etmek gerekiyor. Yıldız, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Enerji Bakanı Aşti Havrami ile birlikte gerçekleştirdiği basın toplantısında. Kuzey Irak doğalgazının BOTAŞ şebekesi üzerinden Güneydoğu Anadolu’ya dağıtılacağını duyurdu.

Yıldız, Türkiye’nin Irak’la ticaretinin yüzde 70’inin Kürt bölgesiyle olduğunu belirterek, iki ülke arasında tankerli petrol ticaretine de başlanacağını açıkladı. .. .Varılan anlaşmaya göre Kuzey Irak’tan alman ham petrol Türkiye’de işlendikten sonra petrol ürünü olarak Irak’a geri satılacak.

l.Erbil Enerji Arenası Toplantısı’nda konuşan Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Türkiye’nin hem Kürt bölgesi hem de Irak için bir çıkış kapısı olduğunu söyledi. Barzani sözlerini “Bağdat’taki bazı yetkililerden farklı olarak enerji işbirliği istiyoruz. Enerjinin intikam aracı olmasını istemiyoruz” diye sürdürdü.

Medyadaki bazı yorumlar konunun riskli yanlarına dikkat çekiyor: “Kürt yönetimi ile Irak’ın merkezi hükümeti arasındaki en önemli ihtilaf başlıklarından bir tanesi de Kuzey Irak’taki petrol ve doğalgazdan elde edilecek gelirin nasıl paylaşılacağı konusu. Merkezi yönetim bu konudaki belirsizlikler giderilmeksizin Kuzey Irak yönetiminin yabancı devletler ve petrol tekelleriyle anlaşmalar imzalamasına sert tepki veriyor. Kendi rafinerilerine sahip olmayan Kürt bölgesi, petrolün işlenmesi konusunda Irak yönetimine bağımlı durumda. Bağdat’ın her yıl 140 bin varil işlenmiş petrolü Kürt yönetimine vermesi gerekirken, Kürt yönetiminin iddiasına göre verilen işlenmiş petrol miktarı bu rakamın oldukça altında. Dolayısıyla Türkiye attığı bu son adımla, Irak içerisinde devam eden gerginliğin biraz daha içine girmiş oldu.”

Aşti Havrami ise Musul ve Kerkük’ten çıkan doğalgazın BOTAŞ şebekesi üzerinden Türkiye’ye dağıtılacağını ve ilk planda şebekeye 5-10 milyar metreküp gaz verileceğini açıkladı. Havrami, bu adımla Kürt gazının Avrupa’ya açılacağını sözlerine ekleyerek, 2014’te Ceyhan’a her gün bir milyon varil petrol taşıyacaklarını, bu nedenle Ceyhan’da kapasite artırımının kesinlikle bir ihtiyaç olduğunu söyledi.

Kuzey Irak’tan Türkiye’ye tankerler aracılığıyla petrol gelmeye başladı bile. Irak’taki merkezi hükümetin yanı sıra Rusya ve İran’la ilişkilerimizde gerilimin şiddeti giderek artacak…

SABAHATTİN ŞEN





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir