Anasayfa / Haberler / Geleceğin 24 trilyon dolarlık “mavi ekonomisi” Afrika

Geleceğin 24 trilyon dolarlık “mavi ekonomisi” Afrika




AFRİKA, dünya ekonomisinin kurtarıcısı haline geldi. Küresel değişim konusunda araştırma lideri olan, Avustralya’nın Queensland eyalet üniversitesi “Global Change Institute”ün raporuna göre Kara Kıta, okyanusları ve doğal kaynakları sayesinde küresel ekonomiye trilyonlarca dolar katkıda bulunacak. Okyanuslar kıta için en hayati kaynak. Gemicilik, turizm, nakliyat, balıkçılık, petrol ve doğal gaz, yenilenebilir enerji hep denizlere bağımlı. Bu nedenle Afrika’nın bu potansiyeline “mavi ekonomi” adı veriliyor. Enstitü Direktörü Profesör Ove Hoegh-Guldberg, denizleri (altı kıtadan sonra) yedinci büyük ekonomi kabul ediyor ve yıllık 400-500 milyar dolarlık getirisi olduğunu tahmin ediyor. Bu hesaba göre Afrika, en az yarım yüzyıl boyunca, dünya nüfusunun ihtiyaçlarını büyük ölçüde karşılayabilecek.

“TRENDİ TERSİNE ÇEVİREBİLİRİZ”

Hoegh-Guldberg, deniz kaynaklarının, insan etkinlikleri nedeniyle azaldığını, bunun sebeplerinin kirlenme, denizlerdeki plastik çöpler, iklim değişikliği, kıyılarda mangrov alanlarının daralması olduğunu kaydediyor. Her şeye rağmen denizlerin insanlığa olan katkısının çok büyük boyutlarda olduğuna dikkat çeken direktör, şöyle devam ediyor:

“Denizlerde kaynakların tükenmesi trendini tersine çevirebiliriz. Sadece Afrika’nın okyanuslarından trilyonlarca dolar değerinde kaynak türetmek mümkün. Güneydoğu Asya’da bulunan Endonezya adalarında halkın yüzde 70’i sahillerde yaşıyor. Geçimlerini denizden sağlıyor. Ama Endonezya, aynı zamanda Çin’den sonra plastik kirliliğine sebep olan ikinci en büyük ülke. Mavi ekonomi, tüm hoyratlığa rağmen insanlığı beslemeye devam edecek.”

Yıllardır yoksulluk ve kıtlığın kol gezdiği kıta olarak bilinen Afrika, aslında gelecek vaat eden kaynaklara sahip. Dünya altın rezervlerinin yüzde 40’ı, jet türbinlerindeki süper alaşımların yapımında ve elektronikte kullanılan kobaltın yüzde 60’ı ve platinin yüzde 90’ı Afrika’da bulunuyor. Dünyanın ekonomisi en hızlı büyüyen on ülkesinden altısı Afrika’da. Geçen yıl kıtanın gayrisafi iç hasılası yüzde 5 arttı. Bu, dünya ortalamasının iki katı.

“GELECEĞİN EKMEK SEPETİ OLABİLİR”

Nüfusun yarıdan fazlası, 25 yaş altı. Bu da Afrika’yı, dünyanın en genç, en dinamik nüfusuna sahip kıtası yapıyor. Afrika’daki potansiyeli önce Çin keşfetti. Bu ülkenin tüm kıta ile olan ticaret hacmi yıllık 200 milyar doları buluyor. Çin’in son yıllarda Afrika’da yaptığı yatırımların tutarı, 50 milyar dolardan fazla. Bir milyon Çinli halen Afrika’da çalışıyor.

Denizler, göller, nehirler ve yeraltı su kaynakları, insanlık için büyük bir zenginlik. Dünyada her dört işten üçü, suya bağlı bir işgücüne ait. Afrika’daki 54 ülkenin 38’inin denize kıyısı bulunuyor. Dünyanın en geniş gölleri ve tatlı su rezervleri Afrika’da. Enerji kaynakları ise küresel eneıji ihtiyacının yüzde 400’ünü karşılayacak kapasitede.

İngiltere’nin yüksek tirajlı ulusal gazetesi The Independent’a göre Afrika, geleceğin ekmek sepeti bile olabilecek durumda. Bunun için iki büyük reform gerekli. Birincisi, siyasetçilerin geniş ölçekli ticari tarım politikası geliştirmesi. Böylece hem işgücüne altı milyon kişi katılacak, hem çalışanlar tatmin edici ücretler alabilecek, hem de Afrika ülkelerinin ihracatı, deniz yollarının da avantajıyla, beş yıl içinde altı katma çıkabilecek. İkincisi, Afrika ülkeleri, düşük değerli tarım ürünlerinden, değeri yüksek ürünlere geçecek reformları gerçekleştirmek zorunda. Bu da tarım arazilerinin, su kaynaklarının ve tohum kullanımının adil şekilde yönetimiyle mümkün olacak.

Afrika notları…

■ “Africa” adının, M.Ö. 300’de (bugün Tunus’ta bir şehir olan) Kartaca’da yaşayan Afri kabilesinden geldiği sanılıyor. “Ca” eki ise Eski Roma dilinde toprak demek. Bir başka tahmine göre Africa, Latince “güneşli” kelimesinin karşılığı. Bu adın, Yunanca “soğuk olmayan” anlamında “Aphrike”den geldiğini ileri sürenler de var.

■ Bir zamanlar Etiyopya (eskiden adı Habeşistan’dı) ve Liberya hariç kıtanın tamamı, Batılı ülkeler tarafından sömürgeleştirilmişti. (Yunanlı şair Homer, eserlerinde Etiyopya halkından “en asil insanlar” olarak söz eder). Etiyopya, aynı zamanda kendi alfabesi olan tek Afrika ülkesidir. Alfabesinde 345 harf vardır. 1881-1914 arasında AvrupalI güçler, Afrika’yı istila ve işgal etmiş, bölmüş, kolonileştirmiş, topraklarına sahip çıkmışlardı. Bu döneme tarihçiler, “Afrika için Mücadele” (Scramble for Africa) dönemi adını vermişti. Tarihçiler bu kaosu tanımlamak için “scramble” kelimesini özellikle seçmiş olmalı. Bu kelime, aynı zamanda “çırpılmış yumurta” demek.



■ Kıtanın yüzölçümü 30 milyon 370 bin kilometrekare. Bu demek oluyor ki, Avrupa, ABD, Çin, Hindistan, Yeni Zelanda ve Arjantin, hepsi birden Afrika’ya sığabilir.

■ Koloni döneminden önce Afrika’da on bin kadar ülke vardı. Bir o kad&r da farklı dil, kültür ve otonom grup. Bugün 1 milyar 216 milyon nüfusun belli başlı dilleri; Arapça, Fransızca (Afrika’da Fransa’dan daha çok Fransızca konuşan var), İngilizce, Portekizce, İspanyolca, Svvahili ve Berberi dilleri. Bunlara ilaveten kıtanın yüzde 25’inde sadece Afrika’ya özgü iki bin kadar dil konuşuluyor. Nüfusun 2050 yılında 2 milyar 300 milyon olması bekleniyor.

■ Yedinci ve 20’nci yüzyıllar arasında, Afrika’dan 18 milyon köle ihraç edildi. Çoğu Avrupa ve Amerika’ya götürüldü. Buna karşılık korsanlar da 1530-1780 yılları arasında bir milyon kadar Avrupalı’yı kaçırarak Kuzey Afrika’da sattı.

■ Afrika, dünyanın en yoksul ve en az gelişmiş kıtası. Toplam gayrisafi iç hasılası, bütün dünyanın hasılasının sadece yüzde 2.4’ünü oluşturuyor. Nüfusun yüzde 55’i tarımda çalışıyor. Oysa toprakların yüzde 90’ı tarıma elverişli değil. Sürdürülebilir tarıma uygun alan ise sadece binde 2. Kadınlar, erkeklerden haftada 12-13 saat daha fazla çalışıyor. 5-14 yaş arası çocukların yüzde 41’i iş gücü içinde.

■ Halkların yüzde 40’ı okuma yazma bilmiyor. Bu oranın da üçte ikisini kadınlar oluşturuyor.

■ 240 milyon kişi, yetersiz beslenmeden kaynaklanan kronik sorunlar yaşıyor. 25 milyondan fazla kişi ölümcül hastalıklı. Dünyada sıtma hastalığının yüzde 90’ı Afrika’da.

■ Yüzölçümünün yüzde 60’ı çöl ya da çorak toprak. Kıta, dünyanın en sıcak ve yine dünyanın ikinci en kurak topraklarına sahip.

■ Afrikalıların yüzde 75’i yeraltı su kaynaklarına bağımlı. 358 milyondan fazla kişi, yeterli su tüketemiyor. Her Afrikalı (genelde kadınlar ve çocuklar), ihtiyaçları kadar suya ulaşabilmek için her gün ortalama 6-7 km yürüyor.

■ Küresel ısınma ve nüfus artışı, bu kaynakların geleceğini tehlikeye atıyor. Yeraltı su kaynaklarının yalnız yüzde 15’i yenilenebilir kaynaklar. En büyük gölü Victoria, dünyanın ikinci büyük tatlı su rezervi.

■ 650 milyon Afrikalı elektrikten yoksun. Bütün kıtadaki internet bağlantısı, ABD’nin New York kenti kadar bile değil.

■ Ülkelerinin çoğunun kişi başına geliri 800 doların altında. “Sahra altı” olarak bilinen Sahra Çölü’nün güneyindeki ülkelerde yaşam, günde 0.7 dolara dönüyor. Ama her ülke yoksul değil. Kıtanın batısında küçük bir ülke olan Ekvator Ginesi’nde kişi başına düşen gelir, 33 bin dolar. İspanya ile hemen hemen aynı düzeyde.

■ Batı Afrika ülkelerinden Benin, ilginç bir rekorun sahibi. Dünyada en çok ikiz, bu ülkede doğuyor: Binde 27. Dünya ortalaması binde 13.6. Ne yazık ki, Afrikalı annenin doğumda ölme ihtimali, ABD ve Avrupa’dan 230 kat daha fazla.

■ Batılı ülkeler, pek çok kelimeyi Afrika’dan almış: Şempanze, kola, kahve, caz, jumbo, impala, safari, tango, zebra, banjo, zombi gibi.

■ Kıtanın en çok turist çeken ülkesi, Mısır. Her tür terör olayına rağmen Mısır, yılda on milyon civarında turist çekiyor. Piramitler, turistlerin neredeyse tek ilgi odağı. Oysa Sudan Cumhuriyeti’nde 223 piramit var. Mısır’daki piramit sayısının iki katı. Ama kimse Sudan’a gitmiyor.

■ ABD’li film yapımcısı, yönetmen ve yazar George Lucas, “Star Wars” filminin bazı sahnelerini, Tunus çöllerinde çekmişti. Turistler, ünlü filmlerin çekildiği mekanları gezmeye bayılır. Ama bu filmin çekildiği mekanlar artık yok. Çünkü fırtınalarla hareket eden kumulların altında kalmış durumda.

■ İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en çok cana mal olan savaş, İkinci Kongo Savaşı’ydı. 1998-2003 yılları arasında olan bu savaşta, resmi rakamlara göre 5 milyon 400 bin kişi öldü. Kadersiz Kongo, kolonileşme döneminde de, katliam, açlık, hastalık, sürgün gibi sebeplerle 10 milyon kurban vermişti.

■ Galatasaray’da da oynamış olan Fildişi Sahilli futbolcu Didier Drogba, hem “milli oyuncu” hem de “milli kahraman”. Kendi ülkesindeki beş yıllık iç savaşı sona erdirmişti. Dünyanın en hızlı koşan atletleri de Kenya’da yaşayan bir kabileden çıkıyor.

■ Güney Afrika’da bir kabile, 44 bin yıl önce yaşamış olan insanların kullandığı aletleri kullanıyor.

■ Batı Afrika ülkelerinden Mali’de yer alan Timbuktu kenti, bilim adamları için bir mücevher. “Orta Çağ Dünyası’nın Paris’i” olarak nitelendirilen Timbuktu’da, o dönemleri anlatan binlerce el yazması bulunuyor. Bu belgeler arasında, kadınların yazdığı şiirler, yenilikçi bilimsel tartışmalar ve hukuki uygulamalar da var.

■ Dünyanın en eski üniversitesi, M.S. 859’da bugünkü Fas’ta kurulmuş olan Karueein Üniversitesi.

Alev Rigel





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir