Anasayfa / Reklamlar-Reklamcılık / Gezi Parkı olayları nedeniyle reklam durdurmak ne kadar etik

Gezi Parkı olayları nedeniyle reklam durdurmak ne kadar etik




Gezi Parkı protestoları iş dünyasını olduğu kadar pazarlama iletişimi sektörünü de derinden etkiledi. Hem medya, hem reklam veren ve hem de etkinlik ajansları bu süreçte farklı tepkiler verdi.

gezi parki olaylari

Gezi Parkı olayları sırasında özellikle medyanın tavrı çok eleştirildi. Zira olayların başladığı ilk üç gün özellikle haber kanallarının protesto ve gösterilerle ilgili yayın yapmaması, sosyal medyada aleyhte kampanyaların başlamasını beraberinde getirdi. Canlı yayın araçlarının tahrip edilmesi ve televizyonların önünde yapılan gösteriler sonrasında kanal yöneticileri, bu olayları görmezden gelen tavra bir son vermeleri gerektiğinin farkına vardılar. Dengesizlikler içinde denge arayışı nedeniyle bu şekilde bir tavır içinde olduklarını açıklayıp olayların dördüncü günü Gezi’de olup bitenlerle ilgili haber yapmaya başladılar.

ART ARDA İPTALLER

Şirketlerin etkinlikleri ise bir bir iptal edildi. Basın toplantılarından konserlere, açılışlardan yarışmalara kadar önceden davetiyeleri gönderilen onlarca etkinliğin yapılmaması kararı verildi.

Bir başka gelişme de reklam kuşaklarında bazı reklamverenlerin yer almamasıydı. Özellikle çok uluslu şirketler medya planlarını son anda değiştirerek reklam yayınlarını durdurdu.

Coca Cola’dan Pepsi’ye, Unilever’den Loreal’e kadar reklam yayınını durduran çok uluslu şirketlere Pınar, Anadolu Hayat, Banvit, Pegasus gibi ulusal şirketler de dahil oldu. Bu tepki bazı yayın organlarında şirketlerin değil, medya ajanslarının bir tercihi gibi gösterildi.

NORMALE DÖNDÜ

Bu konularda sektöre yön veren isimlerle konuştuğumuzda ortaya çıkan gerekçeler ise şöyle. Reklam durdurma kararını medya ajanslarının verdiği yönünde çıkan haberleri Reklamcılar Demeği Başkanı Alper Üner şöyle değerlendiriyor: “Medya planlama ve satın alma ajansları reklamveren ile medya arasında aracı konumdadır. Plan ve bütçede, onay ve son karar reklamverene aittir.”

Tüm dünyada ınarkalann olağanüstü hallerde iletişim stratejilerini gözden geçirdiğini hatırlatan Üner, hafta sonu bazı markaların medya planlannı hafifletmesini de buna bağladığının altını çizdi. Ancak bugün medya yatırımlarının normal seyrine dönmekte olduğunu da gördüklerine vurgu yaptı.

Ticaretin istikrar sevdiğini, kaosu ve riski sevmediğini hatırlatan marka danışmam Güven Borça ise, “Ortamda karmaşa, kaos, can sıkıcı olaylar varsa bunların arasına reklam girmek doğru değildir.

Ya da etkili değildir. Hatta tepki görür. Çünkü reklamlar genellikle eğlenceli, esprilidir. Şiddet olayının arasına reklam girilmez” değerlendirmesini yapıyor.

Reklamcı Levent Erden, insanların gündemlerinde marka yokken reklam yapmamayı tercih eden şirketlerin olduğunu ancak bunun reklam pastasını etkilemeyeceğini söylüyor.

“Reklamverenin parası değerli ve odağın kaydığı bir dönemde reklam yapmaması normal. Bunun bir cezalandırma olarak görülmemesi gerekir” diye konuşan Erden, haber kanallan-nın bundan sonraki süreçte reklam yatırımlarını çekme konusunda sorun yaşayıp yaşamayacağıyla ilgili ise şunları söylüyor:



“O kanallara aldıkları rating için değil spesifik bir kitleye hitap ettikleri için reklam verildiği gözden kaçmamalı.”

SERT ELEŞTİRİ

Taksim olayları sırasında bazı markalann karakterli davranmadığını, güçlünün yanında yer almayı tercih ettiğini söyleyen pazarlama iletişimi danışmanı Temel Aksoy, bir yazısını hatırlatarak konuyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı:

“Bir yazımda demiştim ki: insanların da şirketlerin de itibarını belirleyen, onların karakterleridir. İnsanlar nasıl sadece dış görünüşleri ya da servetleriyle değil, asıl hayattaki duruşları, olaylar karşısındaki sağduyulu tavırlarıyla saygınlık ve güven kazanıyorlarsa itibarlı şirketler de çalışanlarına, müşterilerine, tedarikçilerine yaptıkları ‘muameleye’ göre itibar kazanırlar. İtibar söylemle değil, davranışlarla oluşan bir algıdır. İtibar, myfikirler.com erdemli ve ilkeli davranan insan ve ku-rumlann, ancak uzun zaman sonunda hak ettikleri manevi bir hazinedir. İtibar, toplumun şirketlere verdiği bir ‘kanaat notudur.”

ÇOK ŞEY BİLİYORLAR

Gösteriler bitmiş değil. Haber kanallarına gösterilen tepki de öyle.

Ya bundan sonrasında ne beklenmeli?

Bunu şu noktada kestirmek çok mümkün değil. Reklamverenlerin tepkisinin uzun sürmeyeceği söyleniyor. Peki bu tepkilerden ne ders almak gerekiyor? İşte buna Ipsos KMG CEO’su Vural Çakır yanıt veriyor.

Iş dünyasının ve pazarlama dünyasının gelişen dinamikleri ıskaladığını söyleyen Çakır, “Ortaöğrenim ve üniversite gençliğinin hiçbirimize fark ettirmeden geliştirdiği dinamiği protestolar sayesinde keşfettik. Çok şey biliyorlarmış meğer” diye konuşuyor. Çakır bundan sonra bu kuşağın Türkiye üzerinde çok etkili olacağını da sözlerine ekliyor.

TWITTER ‘HABER MERKEZİ’ GİBİ ÇALIŞTI

Sosyal medyanın gücü dünyada özellikle ‘Arap Baharı’ndan sonra iyice fark edilmişti. Bu gücü, Türkiye’de ise Gezi olayları ile birçok kesim görmüş oldu. Özellikle olayların ilk günlerinde televizyon kanallarının haber yapmaması milyonlarca insanı Tvvitter’a yönlendirdi. Öyle ki özellikle ilk beş günde Twitter platformu, bir haber merkezi gibi çalıştı.

2013 verilerine göre Türkiye’de twitter takipçisi 9.6 milyon kişiye ulaşmıştı. Günde 8 milyon tweetin atıldığı Türkiye’de Gezi olayları ile birlikte bu rakamlar hızla arttı. Öyle ki devam eden protestoların başladığı cuma günü Türk kullanıcılar 24 saat içinde sadece gösteriler için ilgili 2 milyon tvveet attı.

Protestoların sekizinci gününden itibaren ise sosyal medya üzerinden halkı isyana teşvik ettikleri ve propaganda yaptıkları ileri sürülen kişilere yönelik İzmir’de operasyonlar yapılarak çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Peki sosyal medyada fotoğraf ve yorum yapmak hangi durumlarda suç olabilir? Bunu bilişim hukuku konusunda uzman Avukat Gökhan Ahi’ye sorduk. Sosyal medyada fotoğraf paylaşmak veya yorum yapmanın suç olabilmesi için, kanunda sayılmış ve tanımlanmış kritere uygun bir eylemin gerçekleştirilmiş olması gerektiğini söyleyen Ahi şunları söylüyor: “Hem Avrupa insan Hakları Sözleşmesi’nde, hem de Anayasa’da teminat altına alınmış, ifade etme, eleştirme, gösteri ve eylem yapma, haber alma ve verme hakkı gibi hakların ve özgürlüklerin kullanılması suç olamaz. Bunun tek istisnası, diğer insanların haklarının ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına ve zarar vermeye yönelik eylemlerin yapılmasıdır. Hakaret etmeden ve insanları galeyana getirmeden paylaşım yapan kimsenin korkmasına ve çekinmesine gerek yok.”

Fatoş Bozkuş / Ekonomist





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir