Anasayfa / İş Fikirleri / Gıda ihracatında geleceğin fırsatları

Gıda ihracatında geleceğin fırsatları




Gıdada ihracat profili değişiyor. Çin’de organik yetiştiricilik geçen yıl yüzde 14.7 büyüdü. Hindistan pazarın hızlı koşan lideri. Global organik ürünler pazarı girişimciler için çok şey vaat ediyor…

organicCARİ açık ile ihracat arasındaki ilişkiye değinip malumu ilam edecek değilim. Kemikleşmiş sorunları sık sık gündeme getirmek dertlere çare olmuyor. İhracat deyince inatçı bir uğraşı gerek. Türkiye geleneksel ihraç ürünlerinin yanına hızla yenilerini eklemek zorunda.

Niş pazarlarda bugün önemli fırsatlar olduğunu görüyorum. Örneğin, Şili bu yılın başında stratejik içerikte bir karar aldı: Yalnız Batı dünyasına değil, Asya-Pasifik hattında rakip pazarlara dahi organik ürün satmaya başladı. Şimdi tarımda KOBİ niteliğindeki ilginç yapılanmasıyla dikkat çekiyor.

KİŞİSEL HARCAMALAR ARTIYOR

Bildiğimiz şey şu: Küresel ölçekte kişisel harcama eğilimi hızla artıyor. Ekonomiler daralma eğilimindeyken bu bir paradoks. Lâkin internet edebiyatının tüketicide davranış kalıplarım hızla değiştirdiği de malum. Asyalı tüketiciler bile şimdi su gibi para harcıyor. Avrupa ve Amerika da o pek bilinen alışveriş mabetlerinin kışkırtıcı etkisiyle daha fazla harcama eğiliminde.

Büyüme rakamları ise kitlelerin umurunda değil. Nitekim Avrupa tüketim ekonomisi iyimser tahminle yüzde 7’ler civarında büyürken Endonezya ve Avustralya’yı dâhil ettiğimizde tüm Asya-Pasifik Bölgesi yüzde 13’ler civarında büyüyor. Çin tüketim ekonomisinde dünya liderlerine yaklaşma telaşı içinde. Kısacası kişi başına harcama artıyor! Bu süreç işini bilen ülkeler açısından bir fırsat kapısı. Özellikle Türkiye için…

Tam da Asya-Pasifik demişken ilginç bir gelişmeye işaret edeyim: Asya-Pasifik Bölgesi’ne dâhil kimi ülkelerde niş sayılabilecek sektörler Çin’in uyanmasıyla birlikte dünya ticaretine yeni oyuncu olarak katılmış durumda. Bizim geliştirip dünyaya sunmakta geç kaldığımız ve de ne olduğunu tam anlayamadığımız organik yetiştiricilik bunlardan biri.

ORGANİK ÜRÜNLERE DİKKAT

Çin’de organik gıda ve içecek sektörü ikinci büyük segment olma yolunda. Çin organik ihracat pazarım geçen yıl yüzde 14.7 büyüttü. Hindistan ise yüzde 21’lik oranıyla önde koşuyor. Organik gıda ithalatında ise yüzde 54’lük büyüme hacmiyle Japonya en başta. İthalatta ise ABD her yıl yüzde 33, AB ülkeleri ise yüzde 30 düzeyinde talep artışı gösteriyor.

Sonuçlar ortada; 1990’dan itibaren organik yetiştiricilik tüm dünyada yüzde 950 gibi inanılmaz bir gelişme hızına ulaştı. Organik gıda geleceğin en önemli sektörlerinden biri olmaya aday. Küresel ciro 2010 yılında 57 milyar dolara yükselmişken, aynı hızda büyüme eğilimi sürdüğünde rakam 2015’de 104 milyar dolara ulaşacak. Şimdilik ihracatın önemli bölümü Asya-Pasifik Bölgesi’nin elinde, ihracatta önemli sorun çevre ve lojistik. Türkiye bu iki konuda da avantajlı. Üstelik hemen her şeyi organik olarak yetiştirebilecek olanaklara sahip.

Fakat Türkiye’de çoğu üretici mevcut rakamlara bakıp şuna inanıyor: “Kimi sektörlerde tekelleşme eğilimi var. İhracat için çaba harcamak zor ve gereksiz…”

KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR

Aslında gerçek hiç de öyle değil. Süt sektörünü ele alalım örneğin. Market Line’m projeksiyon verilerine göre, 2015 yılında global süt ve sütlü ürünler endüstrisi 410 milyar dolarlık bir hacme ulaşacak. Bunun kabaca yüzde 62’si Avrupa ve Amerika’nın elinde. Geriye kalanı ise Asya-Pasifik ülkeleri paylaşıyor. Japonya süt ürünleriyle fazla ilgili görünmese de orada da tüketim hızla artıyor. Önemli olan dünya pazarları için bazı sofistike çeşitleri oluşturabilmekte.

Organik segment bu işin merkezi. Pazarın tümünden şimdilik yüzde 9 pay alıyor.



Evet doğru, ihraç amaçlı ürünlerin çoğu büyük firmaların tekelinde, ihracatta İtalya ve Fransa başı çekiyor. Fakat bugünkü koşullarda Türkiye çok rahatlıkla bu gruba dâhil olabilir. Yeter ki organik nitelikte niş ürünlere yer verilsin.

Fark edilmek için ‘organik’ ifadesini Türkiye’yle eşitlemek ön koşul.

Şuna güvenmeliyiz: Süt ürünlerinde inovasyon alanında hala büyük boşluklar var. Organik hattında yenilik yaratanlar global pazarda hemen yerini alabilir. En azından 25 milyar dolarlık küresel dondurma pazarında Türkiye bu işin uzmanı olabilir. Tekellerden korkmamak lazım. Hele de organikte ‘Maraş Usulü’ bir know-how ayrıcalığına sahip olduktan sonra.

YUMURTADA TALEP YOĞUN

Dünya genelinde ihracatı zor görülen bir başka sektör Yumurta ve yumurta bazlı ürünler endüstrisi. Dünyada nüfus hızla kırsaldan kente doğru kayıyor. Kuş gribinin vurduğu Asya ülkelerinde üretim azalması söz konusu. 2014 yılında kırsal çiftlikler hariç yumurta üreten tavuk sayısı 6 milyarı geçecek. Tavuk varlığının 1 milyar 200 milyonu Çin’de yer alıyor. Yakın gelecekte tüm dünyanın hayvansal protein kriziyle karşılaşacağı biliniyor. Bugün ABD’de 350, Avrupa’da 300, Hindistan’da 130 ve Meksika’da 120 milyon tavuk küresel endüstriyel üretime katkıda bulunuyor ama yetersiz. Bu rakamlara rağmen yumurta üretiminde her yıl yüzde 7 civarında açık olması bekleniyor. Yumurtada Avrupa ve Ortadoğu hattının yanı sıra yeni pazarlar keşfetmenin tam zamanı. Üstelik bu sektör henüz organik yumurtayla yeteri kadar tanışmış değil.

• Gıdada niş ürünler organikle sınırlı değil. ‘Truffles mantarı’, ‘Mersin havyarı’, füme balık’, ‘organik hazır yemekler’ gibi ürünlerin endüstriyel üretiminde Türkiye hala şansını koruyor. Yüksek kaliteli ürünlerde menşe belirtilerek yapılacak tanıtımlar Türk girişimcilerine ihracatta yeni kapılar açabilir.

• Organik trüf mantarı denince fiyatlar 600 ila 2 bin dolar gibi inanılmaz düzeylerde seyrediyor. Antik isimleri kullanarak dünya çapında coğrafi markalaşma yaratılması mümkün. Yeter ki devlet destekli kalıcı yatırımlar yapılabilsin. Tipik örnek ‘Anadolu Trüf Mantarı’

• Organik yetiştiricilikte havyar çok önemli bir kalem. Su rejimi Hazar Denizi’ne benzeyen göller bizde de var.

Bu göller Mersin balığı yetiştiriciliğine tahsis edilebilir. Her yıl küresel kirlenme nedeniyle havyar üretimi 100 ton azalıyor. Toplam üretim bin 800 tonun biraz üzerinde. Sona yaklaşılırken nitelikli organik havyarın kilosu 2 bin 700 dolara gidiyor. Çin şimdi bu pazarın kokusunu aldı organik havyar çiftlikleri kuruyor.

• Organik sebze ve meyvelerde niş türleri yetiştirmek mümkün. Bugün alternatif tıpta yararı kanıtlanmış ‘alıç’ [crataegus] meyvesinden doğal alıç salçası ve sirkesi yapılıyor. Anadolu coğrafyasında onlarca organik yabani türün bulunması Türkiye markasının yayılması için önemli bir koz. Örnekler çoğaltılabilir.

• Tarımsal endüstrinin önemli ürünlerinden domates salçası da organik pazarında ilgi görüyor. Endüstriyel domateslerle değil, organik usullerle yetiştirilmiş domatesle yapılan salçayı iki misli fiyata ihraç edebileceğimiz pazarlar mevcut.

• Organik baharat segmentinde talebin yüksek olduğu çeşitlere sahibiz. Özellikle organik kırmızıbibere küresel ilgi var. Patentli doğal üretim teknikleriyle dünyanın bir numaralı ihracatçısı Türkiye olabilir. Anadolu’da hala genetik niteliği bozulmamış yöresel biber türleri birer hazine değerinde.

• Organik ürünlerle ilgili vizyonu ancak devlet ve ilgili kurumlar geliştirebilir. İhracatçı birliklerinin kendi bünyelerinde organik ürünlerle ilgili uzmanlık masası oluşturmalarında yarar var. Uzmanlar hangi ürünlerin daha fazla talep göreceğini çok önceden biliyorlar.

Nur Demirok / Para Dergisi / www.myfikirler.com





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir