Anasayfa / Ekonomi-Finans / Gıdada küresel kriz sinyalleri

Gıdada küresel kriz sinyalleri




Dünyadaki yetersiz beslenme ve açlık sorunu kendini giderek daha çok hissettiriyor. Çok değil 30 yıl sonra yaşanacak bütüncül açlık tehlikesine karşın insanlık hâlâ birbirinin kuyusunu kazmakla meşgul…

Gıdada küresel kriz sinyalleri…

BUGÜN 32 ülkede 1.5 milyarı aşan insan her gün aç yatıyor. Önemli çoğunluğu artık yalnız Afrika’da değil, dünyanın çeşitli bölgelerinde.

Küresel nüfus, Ortaçağda topu topu 350 milyon civarındayken açlıktan ölenlerin sayısı bugünkü gibi kitlesel nitelikte değildi. Krizlerin çoğu salgın karakterli hastalıklardan kaynaklanıyordu. Bunlar veba salgınları, sıtma, tifüs, kolera gibi hastalıklardı.

Ancak günümüzde durum değişti… Gıda krizlerinin temelinde artık hastalıklardan çok artan nüfus ve besin kaynaklarının yetersizliğine yol açan iklimsel, çevresel sorunlar var… Dünya nüfusu belli ki 10 milyara doğru gidiyor. http://www.myfikirler.org Öte yandan küresel ısınma, aşırı yağışlar, çevre kirliliği, denizlerde plankton azalması, ilaçlarla zehirlenmiş topraklar, kutup buzullarının erimesi, korkutucu erozyon, taban sularının çekilmesi, şiddetli kuraklık ve saymakla bitmeyecek onlarca müthiş gerçek, gıda sorununu giderek artırıyor.

İLK İŞARET SANAYİ TOPLUMUNDAN

Afrika bir kenara bırakılırsa, geçmişte modern zamanların sanayileşen toplumlarında bile ciddi gıda krizleri görüldüğünü de belirtelim. Küresel gıda krizinin ilk ayak sesleri ise 1929’da ABD’de duyuldu. Büyük çaplı açlık krizi ise 1932’de Sovyetler Birliği’nde yaşandı. Stalin döneminin katı rejimi, sanayileşme bahanesiyle insan yaşamını bir faciaya dönüştürdü. Rusya’da 6.5 milyon insan 2 yıl içinde açlıktan öldü. Bu rakama, çalışma kamplarına gönderilen köylüler dâhil değil. Toplam rakamın 25 milyonun üzerinde olduğu iddia ediliyor.

Benzer fotoğraf, 1958’de Çin’de de yaşandı. Sovyetler Birliği’nin sanayileşme çabası devrim rekabetiyle Çinli yöneticileri harekete geçirdi. 1950’den itibaren tarımsal insan gücüne dayalı nüfusun büyük bölümü sanayiye kaydırıldı. Tam da bu sırada acayip bir kuraklık görüldü. Üç yıl süreyle Çin toprakları kuruyup kavruldu. Resmi rakamlara göre o dönemde açlıktan ölen insan sayısı 15 milyondu. Batılı kaynaklar ise bu rakamın en az 45 milyon olduğunu iddia ediyor.

Afrika ve Güney Asya’daki açlık felaketleri ise 20. yüzyılın son dönemine damgasını vurdu. Şimdi sokaktaki insana sorsanız bunların çoğunu bilmez.

Bugün siyasetçilerin politik baskılarından çok doğanın intikam duygusu ağırlık kazanıyor. Biraz uyarı, biraz da duyarsız politikacıları hizaya getirme çabası…

KÜRESEL GIDA KRİZİ BAŞLAYABİLİR

Gerçek şu ki, bugün küresel ısınma artmış, ozon deliği hiçbir zaman olmadığı kadar genişlemiş, kutuplarda buzlar erimiş, okyanusun dev akıntıları yön değiştirmeye başlamış durumda…

Ve tüm bunlar işin görünen tarafı. Bir de resmin arka yüzü var: ‘Etnik Milliyetçilik’, ‘Arap Baharı’, ‘Paylaşılamayan petrol kaynakları’ ve daha bir sürü senaryo. Bunların hepsi birer hikâye aslında… Ve geliyorum diyen felakete karşı insanlık hala birbirinin kuyusunu kazmakla meşgul!



Asıl sorun ise çok değil 30 yıl sonra yaşanacak bütüncül açlık tehlikesi… Hatırlayın; ilk reaksiyonlar 2008’de Nijerya, Endonezya, Mısır, Peru, Haiti, Kamerun’dan geldi. Şimdi sırada başka ülkeler var. Gelişmeler her an yerel isyanlara dönüşebilir. Yara çok büyük ve giderek kangren olma eğilimde.

Nedense tahıldan akaryakıt üretimini görmezden gelen kimi merkezler, düşkün ülkelere parasal yardım yaparak sorunun üzerini örtmeye çalışıyor. Pansuman niteliğindeki ilk önlem nisan ayı ortalarında Dünya Bankası’ndan geldi.

Küresel Gıda Krizi Müdahale Programı (Global Food Crisis Response Program) listeye hesapta olmayan bazı ülkeleri de dâhil etti. İlk ağızda 2 milyar dolarlık acil müdahale programının içine şimdi de Kırgızistan, Tacikistan, Kamboçya, Zimbabwe, Etiyopya ve Filipinler girdi.

TAHIL FİYATLARI ARTIYOR

Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler’in ilgili kurumlarının temel endişesi, 2008 krizinden farklı olarak ani yükselen fiyatlar nedeniyle açlık tehlikesinin gelişmekte olan ülkelere sıçraması.

Buğday, mısır, soya ve pirinç alarm veriyor. Buğday fiyatları haziran ortalarından itibaren yüzde 50 arttı. Mısır, aynı süre içinde yüzde 45’Iere yükseldi. Soya ise yüzde 60’lara doğru koşuyor… Sebep yükselen kuraklık tehlikesi!

Pirinçte stoklar nedeniyle tehlike yok gibi görünse de piyasalar rahat değil. Brezilya, ABD ve Rusya’da iklimsel özellikler nedeniyle üretim düşüyor. Stoklar yüz güldürücü değil.

Fiyat artışları önlem alınmazsa sadece ekmek ve işlenmiş gıdaları değil, yem fiyatları nedeniyle et ürünlerini de etkileyecek.

Küresel gıda fiyatları üst üste 3 ay düştükten sonra haziran ve temmuzda yeniden tırmanışa geçti. Listenin içine şeker de girecek gibi görünüyor. Örneğin azalan yağışlar nedeniyle dünyanın en büyük şeker kamışı üreticisi Brezilya’da şeker fiyatları son bir ay içinde yüzde 12 arttı.

Sonuç olarak şunu söylemek mümkün: Dünya küresel anlamda bir gıda krizine doğru gidiyor… Yakın gelecekte aç insanların sayısı 2 milyara ulaşacak. Yetersiz beslenenler ise 4 milyarı bulacak!

Son yıllardaki politik gelişmeler aslında tam da bu manzarayı maskelemekle ilgili. Gelecek hafta bu gerçeğin Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini açıklamaya çalışacağım.

2011 yılında küresel tahıl üretimi, 2010 ile karşılaştırıldığında bir artış trendi görülüyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre 2012 yılı sonunda da ufak bir kıpırdanma olabilir. Toplam üretim yaklaşık 2.450 milyon tona ulaşacak. Fakat bu artışlar dünya nüfusunun tamamını beslemeye yetmiyor. Yine açlık sorunları ile yetersiz beslenme şikâyetleri gündemden düşmeyecek. Asıl sorun ise giderek artan doğal afetlerin yarattığı sürprizler. Tahıl üretiminde ciddi sıkıntılar yaşanabilir. Tahıl dediğimiz besin grubu bilindiği gibi en başta buğday, arpa, yulaf gibi temel ürünlerden oluşuyor.

Hemen hepsi gıda sektöründe birçok endüstriyel ürünün ana girdisi.

Örneğin hayvan yemi olarak bilinen arpa, malt içeren gıdaların ana maddesi. Buğday ise milyarları besleyen ekmek, makarna ve tüm unlu mamullerin tek ana maddesi. Yulaf; mama, müsli, kahvaltı gevreği, bisküvi gibi ürünlerde kullanılan stratejik nitelikte bir başka girdi. Sadece bu üç üründe görülebilecek kalıcı fiyat artışları tüm gıda sektörünü altüst edebilir.

Nur Demirok





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir