Anasayfa / Makaleler / Hepimiz “amphibian”ız

Hepimiz “amphibian”ız




Monster Yazarı Şirin Mine Kılıç

 

Okuduklarınız eski yılın son yazısı olacaktı, yeni yılın ilk yazısı oldu. 2009’u değerlendirip, 2010’da “şunu, bunu, ha bir de bunu yapın” yazıları ortalıkta uçuşurken yılın son haftasında akıl fikir satasım gelmedi. Son 35 yılın en sıcak kışını geçirmenin “yüzeysel mutluluğunu” (kesin arkasında derin küresel bir sorun vardır) tam biletime çıkan “hiç”in hüznü sildi süpürdü.

İstersek yaparmışız her şeyi?

“Çok çalışmak lazım çok” yıllarına bir yenisi eklendi anlayacağınız. Çalışmaktan kaçtığım ya da sevmediğimden değil, ben de “emeğinin rayicini belirleme” acizliği var. Bu beni mutsuz ediyor mu? Hayır. Daha çok annemi, ablamı ve benim çok şey olduğumu zanneden bir kısım insanı mutsuz ediyor. Halbuki hepimiz çok şeyiz değil mi? İnsan yapımı şirketleri; erişilemez, ulaşılamaz, müthiş sırlarla yüklü ibadethaneler gibi anlatarak prim toplayan gurulardan, turuncu kıyafetler giyip hayatın anlamını çözen bilgelerin ve onları taklit eden “çak(tır)ma koçların” deyimiyle “istersek yapamayacağımız hiçbir şey yok!”

Memur çocuğu olmanın getirdiği “genetik girişimcilik korkusu” var bende. “Şu para da ne fena şey” öğretileriyle yıkanan beynim, şol cennetin ırmakları akışkanlığında ruhani bir berraklığa sahip. Halbuki dışarıdan hiç de öyle görünmüyorum. Test bile yaptılar bana, “içi dışı bir” çıkamadım. Dıştan analitikmişim, içten darmadağınık, dıştan diktatörmüşüm içten parya, dıştan takım çalışmasına yatkınmışım, içten birinci tekil şahıs.

Sosyalleşme çabalarımın acıklı tarihi

Sosyalleşme çabalarımın tarihi ilkokul yıllarıma dayanıyor. 23 Nisan, 29 Ekim ve 10 Kasım törenlerinde şiir okumak için atılıp her seferinde (kronik kalabalık önüne çıkma korkum nedeniyle) ağlayan ama bu çabasından vazgeçmeyen zavallı bir çocuktum. Heyecanımı milli ve manevi duygularımın yoğunluğuna bağladıkları için 5’inci sınıfın sonunda, vatanını en çok seven öğrenci olup çıkmıştım.



Sosyalleşme çabalarım ortaokul ve lisede de sürdü. Ortaokulda koroya, lisede tiyatro ekibine seçilmek için çabaladım. Koroya seçilmem için en azından “daha dün annemizin kollarında yaşarken” şarkısını düzgün söylemem gerekiyordu ama başaramadım. Tiyatro ekibine seçilmek içinse iki satır replik ezberleyip, sahnede bunları okumam gerekiyordu. Onu da başaramadım. 

Ama yılmadım, bıkmadım (üstelik o tarihlerde istersek yapamayacağımız hiçbir şey olmayacağını söyleyen bilirkişiler de yoktu). Uğraştım, didindim, niyahet kendimi “palyanço” kıvamına getirdim (Palyaço diye bir şey yok. Çevrenizde 3-6 yaş arası 10 çocuk bulun, tamamı “palyanço” diyecek).

Yıllar yıllar geçti, benden nihayet dört dörtlük bir ekşınvumın çıktı. “Ayın en sosyal insanı” ödülü falan verilse 12 aydan en az üçünde sırıtkan portremi duvara çakarlar. İş dünyasına bir daldım, kariyerdi, merdivendi, hedefti, motivasyondu, performanstı, takımdı, 360 dereceydi, network’tü, sivil toplumdu, paneldi, seminerdi, kitaptı, sunumdu, tv – radyo programıydı, internet sitesiydi derken google’landığında adı ve soyadıyla 233 bin (çünkü benim adımı taşıyan bir oyuncu var), göbek adı dahil arandığında 35 bin sayfa çıkan bir sosyal ağ insanına dönüştüm.  

Yaşasın amphibianlar!

Peki benim gerçeğim ne? Bu arada sorayım, sizin gerçeğiniz ne?

Artık 40 yaşıma geldiğime (hatta birkaç ay da geçtiğime) göre bunu açıklamaktan bir beis görmüyorum. Hayalim, evimin akvaryum sükunetinde, 22 derece sabit ısıda, aldığım her nefeste huzuru bulduğum, dört tarafı sessizlikle örülü bir adaya dönüşmesi. Ve ben de bu adada yaşayan bir “amphibian” (hem suda hem karada yaşabilen canlılar – iki yaşamlılar, Türkçe’de amfibik deniyor) olacağım. Artık penguen mi olurum, su samuru mu, fok mu bilmem.

İşte öğreti çıktı! Zaten amphibian’yız değil mi? Sizi gidiler… Suda sakin, huzurlu, insancıl, güleryüzlü, nazik, dürüst,  yardımsever, tamahkar, vefakar, sevdakar… Karada saldırgan, stresli, suratsız, vefasız, vicdansız, sorumsuz, ikiyüzlü, sahtekar, riyakar…

O zaman neden karada gerçekten yaşıyor olduğumuzu zannedip, suda nefes alamıyoruz?

2010’da “istersek yapamayacağımız hiçbir şey kalmaması” dileğiyle!

Monster Yazarı Şirin Mine Kılıç





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir