Anasayfa / Pazarlama ve Satış / İhtiyacı önce kim yaratmalı?

İhtiyacı önce kim yaratmalı?




Demokrasilerde ihtiyaçların tümü politikacılar eliyle sunulur. Bir bakıma toplumun özlemleri politikacıların elinde ihtiyaç haline dönüşür. Girişimci ise buradan beslenip ihtiyacı yaratır?

İhtiyacı önce kim yaratmalı?

ihtiyaciDAHA önce değinmiştim. Bir kez daha vurgulayayım. İhtiyacı görmek değil yaratmak önemli. İhtiyacı gören öne geçer, koşulsuz kazanır. Ama startı kim verecek; ihtiyacı önce kim yaratacak?

Bugün Akdeniz kıyısında yaşayan ortalama bir İtalyan’ın Rönesans mayasıyla biçimlenmiş düşüncesi ile Himalayalar’ın yükseklerinde yaşayan bir Tibetlinin geleneksel anlayışı arasındaki fark, kültürel alışkanlıklardan çok kişisel ihtiyacın çeşitliliğinden kaynaklanıyor.

Buna rağmen topluma şekil veren temel ihtiyaçlar pek değişmiyor. İster kutupta ister ekvatorda yaşasın, her insanın temel gereksinimleri aynıdır. Biyolojik ihtiyaçlar standart olmasına karşın, sosyal etkileşimler söz konusu olduğunda ihtiyaçlar aniden değişmeye başlıyor, devreye bireysel ihtiyacın keşfi giriyor.

İHTİYAÇ ÖNCE BİREYSELDİR

Sosyal psikoloji toplumun ruh hallerini inceleyen bilim olarak bilinir. Bir ölçüde doğrudur da. Ne var ki önemli bir ayrıntıyı dikkate almak gerekir: Sosyal psikoloji, toplumsal şartların kolektif düşünce üzerindeki etkisinden çok, birey üzerindeki etkilerini inceler.

Örneğin, siz bu topraklarda değil de Japonya’da doğsaydınız temel kabullerinizde, gözlemlerinizde ve muhakeme becerinizde önemli değişiklikler olacaktı. Ya da Afrika’da dünyaya gelseydiniz başka bir kültürle yetişmiş, inancı, yargıları, ruhsal reaksiyonları ayrı bir insan olacaktınız.

Toplumların yarattığı maddi, manevi ve düşünsel ürünlerin tümüne ‘kültür’ adı verildiğini herkes bilir. Kültürel öğeler davranış kalıplarını etkiler, normları ortaya çıkarır. Toplumsallaşmanın iki temel unsuru ise ‘ben’ ve ‘öteki’dir. Böylece tutumlar, davranışlar, yargılar oluşur. Bu açıdan her toplum kendi ihtiyacının hiyerarşisini yaratır.

PİRAMİDİN TEPESİNDE BİREY VAR

‘Maslow Piramidi’ adıyla bilinen kuram bu gerçeği az çok açıklıyor. Abraham Maslow Amerikalı bir psikolog ve ‘Maslow Teorisi’ ya da ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ adıyla bilinen kuramın yaratıcısı bir bilim adamı. Söylenir ki, 1970 yılında ölümünden önce piramidin zirvesine bir katman daha eklemek zorunda kalmış. Bu yeni katman ‘insanlık idealine katkıyı’ esas alıyor. 1948 yılında ortaya koyduğu bu düşünce aslında bireyi yüceltiyor ve adeta onu kutsuyor.

Bu bakımdan şunu da sormak şart oluyor: Sosyal yaşam sadece ticaretten alışverişten ibaret olmadığına göre, acaba bizler ihtiyacın çeşitliliği adına insanlığa ne katıyoruz?

Oluşturulan bu resme salt toplumsal açıdan bakınca da durum pek değişmiyor. Çünkü her bir toplum sonuçta kolektif bilinci temsil ediyor ve tıpkı bir birey gibi algılanıyor.

Orijinal ‘Maslow Piramidi’nin beş katmanı var: Yemek-içmek-uyumak-seks gibi içgüdüsel ihtiyaçlar. Can ve mal varlığının korunması ihtiyacı. Bir topluma mensup olma, sevme sevilme, yardımseverlik, şefkat gibi ihtiyaçlar. Başarı, takdir edilme, yükselme ihtiyacı. Topluma entegre olarak kendini geliştirme ihtiyacı…

İşte, bir toplum tıpkı birey gibi bu piramidin basamakları arasında gidip geliyor. Kimi toplum tüm katmanları aşıp insanlığa katkıyı esas alıyor, kimi de aşağı katmanların içinde yukarıya tırmanma adına kişilik mücadelesi veriyor.



Acaba toplumun ihtiyaçları hangi basamak ya da basamaklarda yoğunlaşıyor ki yeni ihtiyaçlar yaratılabilsin. Toplum liderleri bu süreci nasıl etkiliyor? İhtiyaç algısı her ülke için niçin standart değil?

Bu soruların yanıtları garip bir şekilde ülkenin medyasında gizli.

Bir ülkede gazeteler, televizyonlar, radyolar her gün neleri dile getiriyorsa toplumsal ve kişisel gereksinimler de ona göre şekilleniyor. Eğer ağırlıklı olarak bilim, sanat ve estetik konuşuluyorsa piramidin tepesindesiniz. Yok eğer yoksulluk, gelir adaletsizliği, kaos, gündemdeyse en alt sırada bir yerlerde…

Maslovv’a göre, belli bir katmandaki ihtiyacın tümü karşılanmadan bir üst düzeydeki kategorinin değeri algılanamaz. Toplum da birey gibi bu kurala uyar. Kendini güven içinde hissetmeyen bir toplumdan uluslararası arenada ses getirecek ne sanatçı çıkar ne de dünya ölçeğinde bilim adamı.

HER ŞEY DEMOKRASİYE BAĞLI

Ve tabii günlük olaylar ihtiyaç basamaklarını tıkayınca toplumun çoğunluğu piramidin ilk iki katmanı arasında sıkışır kalır. Katı rejimlerde A ihtiyaçların hiyerarşisi olmaz.

Dolaysıyla orada ihtiyaçlar yöncticilcrin isteğine bağlıdır. Demokratik toplumlarda ise bireye dolaysıyla da toplumagereksinmelerin tümü politikacılar eliyle sunulur. Bir bakıma toplumun özlemleri politikacının elinde  ihtiyaç haline dönüşür. A Her şeyin ticarileş!iği bir ortamda parayla ölçülemeyen kimi değerler böylece ‘ihtiyaç patolojisi’ halini almaz. Marifet, yalnız ekonomide değil, sanatta, bilimde, sosyal adalette de yükselmektir.

işin özü şudur: ‘Sevme’, ‘sevilme’, ‘değer verme’, ‘toplumsal aidiyet’, ‘yardımseverlik’, ‘şefkat’, ‘merhamet’, ‘hoşgörü’, “saygı’, ‘takdir edilme’, ‘birlik’, myfikirler.com ‘beraberlik* ve ‘özgüven.’ Bu tanımlar doğrudan ihtiyaçlar hiyerarşisinde yer alan orijinal kavramlardan bazılarıdır.

Bu açıdan bakınca ihtiyacı ticaretten Önce toplum liderleri ve siyasetçiler yaratıyor. Sonraki aşama ise girişimcinin devreye girmesidir. Dikkat edin, tüm ihtiyaçlar ekonomi ile siyasetin işbirliği yaptığı dönemlerde kolektif algı sayesinde yaratılmıştır.

■ Önce Levitt’in ifadesiyle şu cümleyi not alın: “İnsanlar eşyaları değil beklentileri satın alırlar!”

■ İnsanlar güvenlik içinde olmak isterler. Asıl güvenlik polisiye anlamda güvenlik değildir; gelecekten emin olmaktır.

■ Her insan gibi şirketler de sürekli değişir. Bu değişimi küresel algıyla yapamayan şirketler sonunda küçülür, yok olur.

■ Heyecan olmayan yerde ihtiyaç da olmaz. İhtiyacı yaratan şey yarınları kurgulayan heyecandır.

■ Bir kültür ihtiyaçlara önem vermiyorsa, tekrarların, rltüellerin, kısırdöngülerin içinde boğulup gider. Kültürleri kültür yapan ihtiyaçların zaman içinde değişen çeşitliliğidir.

■ Her ihtiyaç yeni bir ihtiyacı doğurur. Önceki ihtiyaç sonraki ihtiyacın tetlkleyiclsidir. Yükselen uygarlıklar böyle gelişmiştir. Aynı kural şirket ve markalar İçin de geçerlidir.

■ Liderler ihtiyacı yaratmaz. İhtiyaçlar lideri yaratır. Lider ihtiyaçtan besler, ihtiyaçlar da lideri…

■ İhtiyacı yaratmanın en iyi yolu bazı rolleri değişmektir. Camlı köşklerde oturmakla ihtiyaçlar keşfedilemez. İhtiyaçlar ancak sokaklarda aranarak bulunur.

■ Markanız yeni ihtiyaçlara kapı aralamıyorsa on para etmez. Çağın gerisinde kalmış markalar bir sözcükten başka şey değildir.

Nur Demirok / Para





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir