Anasayfa / Makaleler / İnternetsiz bir hayat mı? Aman ağzından yel alsın!

İnternetsiz bir hayat mı? Aman ağzından yel alsın!




> Merve BÜBER (Medya ve İletişim 3. Sınıf)

İnternet sadece biz yeni neslin değil, hemen her yaştan insanın vazgeçilmezi oldu. Günlük işlerimizin bir bölümü, bu “sanal” dediğimiz “gerçekliğe” bağlanmış durumda.
Ekmek yemek, su içmek kadar ihtiyaç hissettiğimiz arkadaşlık ve oyun siteleri, bloglar, sosyal paylaşım ağları insana “acaba bunlar keşfedilmeden önce herkes ne yapıyormuş” dedirtiyor.
Uzmanlar internetin hayatımızı kolaylaştırmasının yanında bir takım problemleri de beraberinde getirdiğini söylüyor. Bu uyarıya bazen katılmamak işten bile değil. Mesela kardeşim Mehmetcan… Henüz 12 yaşında. Kendini “internetkolik” olarak ifade ediyor, “Ben onsuz yapamam” diyor. Sabah kalkar kalmaz bilgisayarını açıyor, bir yandan kıyafetini giyerken bir taraftan da facebook’una neler yazılmış kontrol ediyor.

YA BİR GÜN ELİMİZDEN ALINSA
Arkadaşlarımızın büyük bir bölümü günün 8-10 saatini sanal alemde geçiriyormuş. Bunu biz değil kendileri söylüyor:

Cüneyt Kara (22): “Sabah kalktığımda ilk işim bilgisayarı açıp internete girmek oluyor. İnternette çok vakit geçiriyorum çünkü; bir web blogum var ve orada aklıma gelen her konuyu yazıyorum. Okula gittiğimde yanımda bilgisayarım olmasa bile cep telefonumdan bağlanıyorum. İnternet elimizden alınsa hayatın bir zevki kalmazdı.”

Melike Durum (22): “Bir süre öncesine kadar vaktimin birçoğunu sosyal paylaşım ve oyun sitelerinde geçiriyordum. Şimdi biraz dozunu azalttık. Akşamları bloguma birşeyler yazıp kapatıyorum. İnternet bir anda elimden alınsa sudan çıkmış balığa dönerim. Bu hayatımın büyük bir bölümünü etkiler. Ne yapacağımı şaşırırdım.”

‘MUTLULUĞUM BU AĞA BAĞLI’

Hakan Açık (23): “Sabah staj yerime gittiğim zaman işe başlamadan önce ilk yaptığım şey facebook sayfama bakmak. Bu yüzden işi ara sıra boşluyorum. Eve gittiğim zaman da gene ilk işim bilgisayarımı açmak oluyor. Yatmadan önce de muhakkak sayfalarımı kontrol ediyorum. Günümün büyük bir bölümünü internette geçiriyorum. İnternet elimden alınsa can evimden vurulurdum. Hayattan tat alamazdım.”

Mehmet Kılboz (23): “Arkadaşlarımla birlikteyken bile gözüm hep cep telefonumun internet sayfasında oluyor. İnternetin elimden alınmasını hiç istemem. Düşünsenize mutluluğunuz bir ağa bağlı ve bu ağ elinizden alınıyor küçük bir çocuğun elinden oyuncağının alınması gibi bir duygu bu. Böyle bir şey olsa önce somurtup oturur, ne yapacağımı şaşırırdım.”

Cepteki sohbetin rengi değişti

Bir dönem SMS?yazmak için neredeyse parmaklarımız kızarıncaya kadar kullandığımız cep telefonları boyut da değiştirdi işlev de..

Sinem Arslan (Medya ve İletişim)

Günümüzde telefonlar boyut olarak küçülüyor ama içerisinde pek çok farklı özellik de barındırıyor. Bu “akıllı telefonlar” bize sadece sözlü görüşmeyi sağlamıyor. Ayrıca internete girmek, çeşitli oyunlar oynamak hatta ofis programlarını kullanmamıza imkân sunuyor. Bunun yanı sıra telefonlarımız artık meşgul çalmıyor. “E-mailime bakamadım” bahanesini de artık kimse “yutmuyor”. Elinde “akıllı telefonu” olan gün içinde SMS’ye bakar gibi elektronik postalarını kontrol ediyor. Gençler, bir dönem neredeyse sadece SMS için kullandıkları cep telefonlarını artık “internete girmek, ofis programlarını çalıştırmak ve oyun indirmek” için elinden düşürmüyor. Hatta bluetooth sayesinde kopya bile çekilebiliyor. Yani öğrenci sohbetlerinde bir meziyetmiş gibi anlatılan o klasik kopya yöntemleri tutmuyor. Bazı üniversiteler de buna tedbir olarak frekans karıştıran cihazlarla (jammer) kalkan oluşturmaya başladı. Ancak, Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu cihazların takılmaması yönünde bilgi veriyor ve bu tür cihazları sadece güvenlik güçlerinin kullanabileceğini belirtiyor.



Her hafta bir üniversiteyi ağırlıyoruz
Sayfamızı İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencileriyle hazırladık
Bu hafta Genç Türkiye’yi ülkemizin önemli vakıf üniversitelerinden biri olan İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin öğrencileriyle hazırladık. Sayfamızı, İletişim Fakültesinin Medya-İletişim bölümünde okuyan arkadaşlarımız Merve Büber, Emre Gürsoy, Esra Okurlar, Sinem Arslan ve Numan Kadir Uyguntürk’ün haberleriyle ve üniversitenin basın müşaviri Mehmet Canıtatlı’nın önerileriyle şekillendirdik. Yazıişlerinde gerçekleştirdiğimiz fikir fırtınasında, “özellikle biz gençlerin vazgeçilmezi haline gelen internet ve cep telefonu ellerimizden alınsaydı ne yapardık” sorusuna cevap aradık. Meseleyi farklı bir boyutuyla masaya yatırdık. Ardından gazetemizin teknik ve baskı tesislerini gezdik. Fotoğraflarımızı da arkadaşımız Raşit Ağzıkara çekti…

GENÇ YÖNETMENLER
‘Kısa’nın peşinde uzun yolculuk

İzlenme süreleri dakikalarla ölçülen kısa filmler, uzun çalışmaların ardından ortaya çıkıyor. İhsan Eken, ‘kıspet’in hikâyesini anlatmak için kilometrelerce yol gitti.

Emre Gürsoy (Medya ve İletişim 3. Sınıf)
Ülkemizde genç yönetmenlere yönelik çok sayıda kısa film yarışması düzenleniyor. İstanbul Ticaret Odası’nın destekleği “Altın Kepenk Kısa Film Yarışması” bunlardan biri. Yarışmada İTÜCÜ İletişim Fakültesi mezunlarından İhsan Eken “Kıspet”; Görsel İletişim Sistemleri 3. sınıf öğrencilerinden Mehmet Ali Uçma “Ağa Takılan Serüven” adlı belgeselleriyle mansiyon ödüllerine layık görüldü. Ödüllü yönetmenimiz İhsan Eken’e kısa film çekmenin zorluğunu ve keyifli yanlarını sorduk. Şimdiye kadar birçok ödül aldığını belirten İhsan Eken, kaybolan meslekleri incelemeye karar vermiş. Bu sırada 650 yıldan beri devam eden Kırkpınar kültürümüz dikkatini çekmiş ve pehlivanların giydiği kıspet denilen özel kıyafetleri yapan son ustaları bulmuş. Çanakkale Bigalı İrfan Usta’yı (İrfan Şahin) ve Samsun yöresindeki esnafı gözlemlemiş. Yani izlenme süresi dakikaları bulan film için kilometrelerce yol almış. Eken, “Bu işte ne kadar zorluk çekerseniz o kadar tat alırsınız” diyor. Genç yönetmen, “Yarışmalar ve katılan öğrenci sayısı arttıkça bizler için daha iyi bir ortam oluşacaktır. Onun için ödül almasanız da pes etmeyin”?diye tavsiyede bulunuyor.

100 KİŞİYE SORDUK!
Kızlar dünyayı susuz bırakacak!

Numan Kadir Uyguntürk (Medya ve İletişim 3. sınıf)
> 50’si kız, 50’si erkek olmak üzere 100 üniversite öğrencisine, “Su kullanırken bir gün su kaynaklarının tükeneceğini düşünüyor musunuz?”, “Su tasarrufu yapıyor muzunuz” ve “Suyun hayati önemini biliyor musunuz?” diye sorduk.
> Kızların yüzde 28’i, erkeklerin yüzde 78’i su kaynaklarının bir gün tükeneceğine inanıyor.
> Kızların yüzde 70’i, erkeklerin yüzde 56’sı su tasarrufu yapmadığını söylüyor.
> Buna rağmen, kızların yüzde 82’si, erkeklerin de yüzde 86’sı suyun hayatiyetini bildiğini ifade ediyor.





Bir yorum

  1. ismim samet sana soruyorum internet yoka insanlar napiyorlarmis? sen isternet cikti zamandan beri hic doktora görundunmu? ben 100 80% biliyorum hani adam ariyorlar internete sen sor dedene varsa eger internet yoka insanlar nasil yasiyorlardi? ben da sana soruyorum acaba nasil?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir