Anasayfa / Ekonomi-Finans / İş Dünyası ve Belirsizlikler

İş Dünyası ve Belirsizlikler




Yaklaşık 54 bin üyeli TUSKON’un Başkanı Rızanur Meral, siyasette son günlerde yaşanan gerilimin iş dünyasında yaşanmadığım söylüyor. Ayrıştırma ve ötekileştirmenin artık geride kaldığını söyleyen Meral, “Geçen iki yıl iş dünyasnıdaki fîrmalarm birbirlerini daha iyi tanımaya çalıştıkları, ötekileştirmelerin en aza indiği bir dönem oldu” diyor. Meral, son siyasi gelişmeler üzerine de iş dünyasının belirsizlikleri sevmediğini ifade ediyor.

rizanur meral

Anadolu merkezli şirketlerin yurtdışına açılmalarına önemli katkıları olan Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON), 54 bin üyesiyle en geniş tabana sahip sivil toplum kuruluşlarından (STK) biri. Hükümet-cemaat geriliminde de görüşü en çok merak edilen sivil toplum kuruluşlarından biri olan TUSKON’un Başkanı Rızanur Meral ile bir araya geldik. Daha evvel TÜ-SİAD’a İstanbul merkezli kaldığı eleştirisi yapılırken, bugün ötekileştirmenin, ayrıştırmanın geride kaldığını söyleyen Rızanur Meral, iş dünyasında siyasi gerilimin de yaşanmadığını açıklıyor. Meral, bu yakınlaşmayı “Geçen iki yıl iş dünyasındaki firmaların birbirlerini daha iyi tanımaya çalıştıkları, ötekileştirmelerin en aza indiği bir dönem oldu” sözleriyle anlatıyor.

Diğer taraftan TUSKON Kuzey Afrika ve Ortadoğu pazarlarında gidilmemiş ülkelere yaptığı ziyaretlerle akıllarda yer etmiş bir kurum. Fakat Meral, yeni dönemde hedefin Avrupa olduğunu söylüyor. Meral, sorularımıza şu yanıtları verdi:

Özellikle geçen ay siyasi anlamda ciddi bir bunalımın başladığı 2013 yılı sizce nasıl kapandı? Büyüme beklentilerinin karşılandığını düşünüyor musunuz?

Önceki yıllardaki canlı ve yüksek büyümeleri yakalayamadık. Ama genel olarak 2013 iyi bir yıl oldu. Çevremizdeki ekonomilerle göreceli olarak mukayese ederek söylüyorum. Bir yılın projeksiyonu yapıldığında hedefle sonuç uygun düşerse, iyi sayılabilir. İş dünyası 2013 için büyük hedefler koymayıp mütevazı davrandı. Dolayısıyla hayal kırıklıkları da olmadı. Ama tabii belli konularda risk sürüyor. İş dünyası, 90 milyar dolar dış ticaret açığı ile bir ülkenin ilelebet müreffeh yaşayamayacağım biliyordu. Bunun sıkıntısının olacağını öngörüyorduk.

2013 yılı ihracatın hedeflerin altında kaldığı bir yıl oldu. Bu noktada Türkiye’nin dış politikadaki tavrı ve ‘değerli yalnızlık’ politikasının ticaretimize yansıması oldu mu?

Ben bu ifadeyi kullanmadan yorumumu yapacağım. Dış ticaret, ülkelerin dış politikalarıyla çok ilgilidir. Ülkeler arası siyasi ilişkiler dalgalı ise bu mutlaka ekonomik ilişkilere de yansıyor. Bakınız sadece Ortadoğu ile aradaki siyasi sorunlar ihracatta yüzde 19 gibi bir daralmaya neden oldu. Bu da Türkiye’deki ihracatın büyüme trendinin durmasının temel sebebi. O nedenle umudumuz, siyasi ilişkilerimizin, yapıcı, dengeli, karşılıklı menfaatleri gözeten bir seyir izlemesidir. Bunun da Türkiye’ye daha fazla ihracat olarak dönmesidir.

Peki 2014 için beklentiler neler? Siyasi ve hukuki açmazların ekonomiye yansıması ne olacak?

Siyasi ve hukuki dalgalanmalar insanlar üzerinde soru işaretleri ve tedirginlik yarattı tabii. Fakat dünyada da belirsizliklerin şekillendirdiği bir yıl olacak. Likiditenin azalacağı ve dengelerin değişeceği bir yıl yaşanacak. Parametreler değiştiğinde yan tesirler elbet olacak. Ne derece, hangi sektörü etkileyeceğini bilemiyoruz. Bu da tedirginlik ve endişe yaratıyor. Şansımız şu, kamu mâliyesi dengede. Bütçe açığı kabul edilebilir düzeylerde.

Tahmin veya hedefler ne?



Ülkemiz için yüzde 0,5’lik değişimler her zaman kabul edilebilir oranlar. Büyük sapma olarak görülmez. 2013 için yüzde 3,9 büyüme olması büyük ihtimal. 2014 içinse yüzde 3,5 ile 4 arası bir beklenti hakim. ihracat için ise bir şey söylemek için erken.

Ekonomideki göstergelerde, başta döviz olmak üzere değişimi nasıl okuyorsunuz?

Şu an ithalatın ihracatı karşılama oram yüzde 58’lerde. Normal şartlarda döviz kurlannın yükselmesi bir fırsattır. Bu dengenin olumlu yönde gelişmesi için de bir fırsat. Fakat burada önemli olan dalgalanmaların çok yaşanmaması. Eğer kurlar belli bir noktada dengeye ulaşırsa, ciddi bir avantaj olur. İthalatı engelleyen ihracatı cazip kılan bir nokta olur. Burada oynaklığın önlenip önlenemeyeceği konusu çok önemli.

Peki TUSKON’un 2014 programı nedir? Yeni ticaret yolları üzerinde çalışıyor musunuz? Bu konuda yapılan çalışmalardan söz eder misiniz?

Faaliyet alanlarımız çok sade. Ülke ihtiyaçları ve üyelerin beklentilerine göre firmaların yurtdışı işlerini geliştirmelerine vesile olmak ve daha fazla mal satmalarını sağlamak için çalışıyoruz. İnsanlan dış dünyaya taşımak, Türkiye’ye de alım heyetlerini getirmek odak noktamız. Bu yönüyle ihtisaslaşmış bir kurum olarak görü-yornz kendimizi. Hedefimiz dünyada ayak basmadık coğrafya bırakmamak. Bu yolda da yeni pazarlar üzerinde çalışıyoruz tabii ki.

Yeni rotalar nereler?

Bu dönemde bizim Avrupa’ya odaklanmamız gerekir. Dünyadaki mal ticaretinin yüzde 37’si Avrupa’ya yapılıyor. Dolayısıyla büyük alıcı. Oradaki pazar payını arttırmamız gerekir. Çok uzak coğrafyalara gitmek önemli ama büyük ekmek kapımızda duruyor.

Siz şirketleri Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya yönlendiriyordunuz. Şimdi neden böyle bir değişim oldu?

Avrupa’da toparlanma süreci var ve oradan daha fazla istifade etmeliyiz. Bunu strateji değişimi değil, bir tavsiye olarak kabul edin. Avrupa’yı ihmal etmeyelim diyorum. Uzaklara gitmekten tabii ki vazgeçmeyelim ama bazen uzağa bakıp burnunuzun ucunun göremezsiniz. Bunu yapmalım diyomm.

Son dönemde yaşanan siyasi ve hukuki açmazların ekonomiye yansıması ne olacak?

İş dünyası belirsizlikleri sevmez. Buna siyasi ve hukukla ilgili belirsizlikleri de eklemek gerekir. Hukuk devletlerindeki evrensel değerleri Türkiye’de de yapabilmek ister. Hukukun uluslararası standartlarda dış müdahalelerden uzak, bağımsız hareket edebilmesi önemli. İş dünyası, özellikle demokrasilerin kökü olan yargı, yürütme, yasama bağımsızlığının ve dengelerinin çalıştığı bir ülke olmasını bekler. Kuvvetler ayrılığının ortadan kalkıp da birleştiği noktalar iş dünyası için belirsizliklerin arttığı ve risklerin oluştuğu bir ortam haline gelir. İş dünyası, demokrasinin bütün ku-rumlarıyla çalışmasını arzu eder. Böyle çalışan ülkelere sermaye ve yatırım gelir. Bu prensiplerin oluşmadığı yerlerde de tedirginlikler ve rahatsızlıklar artar.

Dergimizin yaptığı ankette CEO’ların erken seçim beklentisi dikkat çekti. Siz bu olasılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun etkisi ne olur?

Siyasetle ilgimiz yok. Siyasetçileri erken seçime yönlendiren faktörleri bilemem. O nedenle erken seçim istenir mi istenmez mi bilmiyorum. Şu an en çok merak edilen üç dönem iyi tanımaya başladıkları, ötekileştir-melerin en aza indiği bir dönem oldu. Özellikle iletişimde aksayan noktaları geliştirmeye çalıştılar. Anadolu’yu tanımayanlar diyalog kurdu. Büyük firmaları tanımayanlar da İstanbul’u algılamaya çalıştılar. Ön yargıların ortadan kaldırıldığı, diyalog köprülerinin kurulduğu, olumlu bir bütünleşme havasının estiği bir dönem oldu.

TÜSİAD ile bir yakınlaşma söz var. Başbakan Erdoğan’ın sizden MÜSİAD’a dahil olmanız ricasında bulunduğu söyleniyor. Bu iddialar doğru mu?

Kesinlikle böyle bir rica olmadı. Böyle bir talebin olma ihtimali de yok. STK’ların ruhuna aykın bu. Zorlamayla veya dış yönlendirmeyle birleşmeler olursa STK olmaktan çıkılır. Dolayısıyla böyle bir talep gelmedi. Başbakan’ın böyle bir şeye tevessül edeceğini de zannetmiyorum.

Sibel Atik / Ekonomist





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir