Anasayfa / Sağlık / Kan Şekeri ve İnsülin Direnci

Kan Şekeri ve İnsülin Direnci




Her adımda önümüze çıkan cezbedici yiyecekler, market raflarından alışveriş sepetine atlayıveren abur cuburlar, hiç yorulmamamız için kapımızın önünde bekleyen otomobillerimiz, konforlu ofislerimiz, asansörlerimiz ve spor yapmamak için üretebildiğimiz onlarca bahane bizi ‘insülin direnci’ ile tanıştırıyor. Tedavi edilmediği takdirde Tip 2 diyabete ilerleyebilen bu hastalık ‘çağın vebası’ olarak tanımlanıyor.

Son zamanlarda televizyonu açtığınızda, radyoda, gazete sayfalarında ve dergilerde hep karşınıza o çıkıyor; insülin direnci. Çağın hastalığı olarak nitelendirilen bu tablodan neden bu kadar çok korkuluyor ve önlemek için neler yapmak gerekiyor sorularını Bayındır İçerenköy Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Özgil Yetkin’e sorduk. İnsülin direncinin ne olduğunu anlamak için önce kan şekeri-insülin dengesinin nasıl çalıştığını anlamak gerektiğini belirten Yetkin, bizi vücudumuzda küçük bir keşif yolculuğuna çıkardı. Hem kendinizin hem de çocuklarınızın çağın vebasına yakalanmaması için bu yazıyı okumalısınız.

İnsülin nedir?
Her organizmada olduğu gibi insanın da yaşaması için enerji girdisi olması şart ve vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi, yiyip içtiğimiz gıdalardan alıyor. Aldığımız karbonhidratlı gıdalar kanımıza şeker olarak karışıyor ve bu şekerin seviyesini dengelemek için insülin hormonuna ihtiyacımız var. İnsülin hormonu midemizin hemen altında bulunan ve pankreas adı verilen organdan salgılanıyor. Bu hormon, kana girmiş olan enerji kaynağını, yani şekeri hücrenin içine sokmak ve hücrenin bunu yakıt olarak kullanmasını sağlamak görevini üstleniyor.

İnsülin hormonunun seviyesi sağlımızda nasıl bir rol oynuyor?
İnsülin hormonun yokluğu, çocukluk diyabeti denilen Tip 1 diyabete neden oluyor ki bu hastalık insülin tedavileri başlamadan önceki yıllarda ölümcül oluyordu. Ancak insülin hormonu seviyesinin kanda fazla olması da iyi bir durum değil çünkü insülin direnci denilen tabloyu ortaya çıkarıyor.

ŞEKERLİ GIDALAR ELİMİZİN ALTINDA
Uzman Dr. Demet Özgil Yetkin, toplum olarak yaşlanmamızın yanı sıra asıl sıkıntının yemek yeme sistemimizdeki olumsuz değişiklikler ve hareketsizlikten kaynaklandığını söylüyor. Tükettiğimiz gıdaların içinde gereğinden fazla glikoz bulunmasının ve özellikle yapay şeker içeriği yüksek gıdalara ulaşmanın kolay olmasının insülin direnci vakalarını artırdığını belirten Dr. Yetkin, “Okulda, işyerinde ya da bir alışveriş merkezinde bir lira karşılığında şeker içeriği yüksek bir gıdaya ulaşmak çok kolayken bir elma ya da yağsız yoğurt bulmak çok zor oluyor” diyor.

ASIL MESELE METABOLİK SENDROM
İnsülin direncinin buzdağının görünen kısmı olduğunu belirten Uzman Dr. Demet Özgil Yetkin, “İnsülin direnci, metabolik sendrom dediğimiz ve asıl sorunları yaratan tablonun bir ayağını oluşturuyor. Karın çevresinde yağ birikmesi, HDL’nin düşmesi, kan yağlarının yükselmesi, tansiyonun yükselmesi ve diyabet ile insülin direnci belirtilerinden en az üçünün bir arada bulunduğu tabloya metabolik sendrom diyoruz. Kalp damar hastalıkları, inme ve diyabet en sık bu grupta görülüyor” diyor. Devamı diğer sayfada



İnsülin direncini tanımlayabilir misiniz?
Eğer yaktığımız enerjiden çok daha fazlasını alıyorsak hücreler bu aşırı yükü almak istemiyor ve insülin hormonuna direnç geliştiriyor. Daha fazla insülin salgılanarak bu direnç kırılmaya çalışılıyor ve bir kısırdöngü oluşuyor. Tüm bunların sonucunda ise kandaki şeker oranı sürekli yüksek seyrediyor, sonunda Tip 2 diyabet ortaya çıkabiliyor. İnsülin direnci ayrıca karın çevresi yağlanması, kan yağları, kolesterol ve tansiyon yüksekliği, kalp damar hastalıkları, inme, metabolik sendrom ve kadınlarda polikistik over gibi birçok hastalığı tetikliyor.

Hangi belirtiler görülüyor?
İnsülinin yüksek olması daha fazla yemek ihtiyacı duyulmasına, kan şekeri seviyesinde dalgalanmalara, yemek sonrası halsizlik hissine, gün içinde yaşanan acıkma ataklarına, göz kararmalarına neden oluyor. Ancak bu hastalığın çok belirgin bir semptomu yok. Yani ‘Şu belirti insülin direncini gösterir’ diye bir yargıya varmak mümkün değil.

Doğru tanı nasıl konuyor?
Kişinin fizik muayenesinin ve yakınmalarının bir arada değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle bel çevresi kalınlığında artma, kan tahlili sonuçlarında değişiklik, HDL (iyi kolesterol) seviyesinde düşme ve bunların yanı sıra kadın hastalarda yumurtlama problemleri olup olmadığına bakılıyor. Hastanın ve ailesinin öyküsü, gerekirse ek laboratuvar tetkikleri, beslenme ve egzersiz alışkanlıkları ile ilgili bilgiler tanıya yardımcı oluyor.

İnsülin direnci kalıcı olarak tedavi edilebilir mi?
İnsülin direncinden tamamen kurtulmanın yolu hayat tarzı değişikliği yapmaktan geçiyor. Diyet yapıp kilo verdikten sonra tekrar eski alışkanlıklara dönmek hiçbir işe yaramıyor. Fazla karbonhidrat, şeker ve yağ içeren gıdalardan ziyade Akdeniz tipi beslenmeye geçmek, yeterli miktarlarda mevsim sebze ve meyvesi tüketmek önem taşıyor. Uzun açlıklardan kaçınmak, azar azar sık sık beslenmek ve egzersiz yapmak gerekiyor. İdeal spor yüzme olsa da buna imkanı olmayanların hiç değilse haftada 4 gün yarım saat yürüyüş yapmaları bile çok şey değiştiriyor. Ayrıca mutlaka doktor kontrolünde olmak şartıyla ilaç tedavisi de uygulanıyor. Eğer kişi arzu edilen kilosuna kavuşur ve kiloya sebep olan unsurları da ortadan kaldırabilirse tamamen tedavi olup ilaçtan kurtulabiliyor.

DİYABET VAKALARI HIZLA ARTIYOR
Bugün Türkiye’de sağlıklı erişkinlerin yüzde 22’sinde insülin direnci görülüyor ve vaka sayısı her geçen gün artıyor. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi ve Sağlık Bakanlığı işbirliği ile 2010’da gerçekleştirilen ‘Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması’nın sonuçları, 1998 yılında yapılan aynı araştırmanın sonuçları ile karşılaştırıldığında ortaya ürkütücü rakamlar çıkıyor. Bu araştırmaya göre 1998 yılında Türkiye’de Tip 2 diyabet vakaları yüzde 7.2 oranında görülürken, 2010 yılında ise yüzde 13.7’ye ulaştı. İnsülin direnci ile diyabet arasındaki dönem olan ‘bozulmuş glukoz toleransı’ (gizli şeker) ise 13 yıl önce yüzde 6,8 iken 2010 yılında 13.9’a yükseldi. Türkiye’de diyabetin görülme yaşı ise 5 yıl erkene indi. Sadece obezite sıklığı ise yüzde 32 oranında bulundu.

Yaprak ÇETİNKAYA

Formsante Dergisi Şubat 2012 Sayısı





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir