Anasayfa / İş Fikirleri / Kimya sektörüne yönelik 14 iş fikri projesi

Kimya sektörüne yönelik 14 iş fikri projesi




Kimya sektörü ihracatın lokomotifi olma yolunda ilerliyor. Bu hedef doğrultusunda Ar-Ge’ye ağırlık veren sektörde çok sayıda proje geliştiriliyor. Kimya sektörünü geleceğe taşıyacak projeler sanayici ile buluşmayı bekliyor…

KİMYA sektörü ihracatın lokomotifi olma yolunda ilerliyor; halen otomotiv ve tekstil sektörlerinin sonra en fazla ihracat yapan üçüncü sektör konumunda. 2016’da 14 milyar dolar ihracat yapan sektör bu yıl 15.5 milyar dolarlık ihracat hedefliyor. Sektörün ihracatında ilk on ülke Birleşik Arap Emirlikleri, Singapur,  Almanya, Irak, İspanya, İtalya, İran, Malta, Hollanda ve Çin olarak sıralanıyor. Sektör başarılı bir performans sergiliyor ama bu başarı kolay gelmiyor. Sektörü temsil eden İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (1KM1B), Ar-Ge projelerine sürekli destek sağlıyor. Şirketlerin katma değeri yüksek ihracat yapması ve yeni pazarlar bulması için çalışma yürütüyorlar.

ALTINCI DEFA DÜZENLENDİ

Kimya sektörünün ihracatını katma değeri yüksek ürünlerle artırmak amacıyla düzenlenen “Kimyevi Maddeler ve Mamulleri Sektöründe Ar-Ge Proje Pazarı” Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) koordinatörlüğünde İKMİB ve Akdeniz Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AKM1B) ortaklığı ile organize edildi.

Kıkırdak basabilen biyo yazıcı, yeşil bitkilerden yapay insan kanı üretimi, zeytin çekirdeği atığından antimikrobiyal bioplastik üretimi, UV kaynaklı saç dökülmelerinde etkili güneş kremi, manyetik cilt bakım maskeleri gibi 40 inovatif proje yarıştı.

İlaç ve eczacılık ürünleri, kozmetik, sabun ve temizlik ürünleri, plastik ve kauçuk, temel kimyasallar ile boyalar ve yapıştırıcılar alanlarmda başvuruda bulunan ve değerlendirmeye uygun görülen 188 proje, akademisyen ve sanayicilerden oluşan Değerlendirme Kumlu Üyeleri tarafından online ortamda puanlama sistemiyle değerlendirildi. İlk 40’a giren proje sahipleri, Ödül Kurulu Toplantısı’nda projelerini jüri üyelerine sunumlar yaptı. Değerlendirme sonucunda kategoriler bazında birinci seçilen projeler 15 bin TL, İkinciler 10 bin TL, üçüncülerse 5 bin TL ile ödüllendirildi. Kimya sektörünün en büyük inovasyon etkinliği olan Ar-Ge Proje Pazarı, üniversiteler, araştırma kurumlan, sanayiciler, girişimciler ile ilgili kamu kuramlarını bir araya getirdi.

Bu önemli organizasyonda öne çıkan 14 projeyi derledik. Her biri birbirinden ilginç ve gelecek vaat eden nitelikte. İşte, kimya sektörünü geleceğe taşıyacak önemli projenin detayları…

Karahindibadan kauçuk üretimi

Proje Sahibi: Erdem Mutlu

Proje Adı: Karahindiba Çiçeğinden Endüstriyel Kullanıma Uygun Kauçuk Elde Edilmesi

Kimya ihracatının önemli segmentlerinden biri olan kauçuktaki hammadde sorunu üzerine kafa yoran bu proje ile karahindiba çiçeğinden kauçuk hammaddesi elde edildi. Kauçukta ithal egemenliğine son vermeyi hedefleyen bu proje endüstriyel tarımın da önünü açacak…

Ülkemizde olmayan türlerin ekimi için çalışmalara başlandı bile. Ülkemiz kauçuk sektörü hammadde açısından yüzde 98 oranında dışa bağımlı durumda. Tüm bu olumsuzluğa rağmen kauçuk malzemelerin üretimi konusunda tüm dünya ile rekabet halinde ve pazar payı sürekli artmakta.

Geliştirme ekibi 2.5 yıldır kauçuk sektöründe kullanılabilecek sürdürülebilir hammadde kaynakları, doğal ya da sentetik kimyasal maddeler üzerine çalıştı. Kauçuk sektöründe kullanılabilecek birçok proje geliştiren ekip, yaptığı literatür araştırmaları ve sanayi odaklı çalışmaların birinde sürdürülebilir hammadde kaynağı olarak karahindiba (taraxacum) bitkisinin doğal kauçuk (latex) kaynağı olarak kullanılabileceğini buldu.

Bitki üzerine yapılan çalışmaların kaynağı 1900’lü yılların başına kadar uzanıyor. Yurtdışmda birçok ünlü kauçuk malzeme üreticisi de bu konu üzerine çalışmalar yapıyordu. Ancak karahindiba bitkisi üzerinden yapılacak kauçuk izolasyonu ve bunun ürün haline gelmesi çok maliyetli oluyordu. Ekip bu konu hakkında çalışma yapan Kanadalı bir biyoteknoloji firması ile temasa geçti ve çalışmalara başladı.

Sadece Türkiye’de yetişen karahindiba çeşitleri kullanarak yapılan ilk çalışmalarla elde edilen deneysel sonuçlar ülkemizde doğal kauçuk üretilebileceğini ve maliyetlerin kabul edilebilecek düzeyde kalabileceğini gösterdi.

Ekip zaman içinde Türkiye’de olmayan türlerin ekimi için de çalışmalara başladı. 2017 bahar aylarında elde edilen tohumların ekimi başlayacak. Öncelikli hedef, Türkiye’de endüstriyel tarım yapabilecek yeni bir alan yaratmak. Biyoteknolojik ve agro-teknolojik çalışmalarla karahindiba türlerindeki doğal kauçuk verimini artırmak mümkün olabilecek.

Üç farklı kimyasal tek tablette

Proje Sahibi: Taşkın Öztürk

Proje Adı: DERTAB

Çoğumuz farkında olmasak da otel, hastane, AVM gibi toplu alanlarda lejyoner hastalığı yakalanma riski ile karşı karşıyayız. Üç farklı sıvı kimyasalı tek bir tablette birleştiren DERTAB projesi, hem bu hastalığın önlenmesi konusunda hem de ihracat potansiyeli ile öne çıkıyor…

Lejyonella mikrobunun neden olduğu lejyoner hastalığını önleme amacı projenin ana çıkış noktası. Proje geliştirme aşamasında hastaneler, AVM’ler, oteller, turizm tesisleri, iş merkezleri, rezidanslar, sanayi kuruluşları ve ısıtma soğutmanın klimati-ze ve fancoillerle yapıldığı sistemlerde kullanılan suyun kimyasal ve mikrobiyolojik olarak şartlandırılmasının gerekli olduğu fark edildi. Şayet su şartlandırılmaz ise yoğunlaşan suda bakteriler ve mikroorganizmalar kendilerine yaşam alanı buluyor ve başta lejyonella hastalığı olmak üzere mikrobik hastalıklara neden oluyor. DERTAB isimli tablet formatmdaki ürünle ısıtma ve soğutma sistemlerinde su içinde gelişen ve çoğalan ayrıca insan sağlığını olumsuz etkileyen bakteri ve mikroorganizmaların neden olduğu lejyoner hastalığının gelişip yayılmasının önlenmesi hedefleniyor.

Klimatize sistemlerde ve fancoillerde bu sorunları çözmek için önceden üç farklı sıvı kimyasal üç ayrı noktadan sisteme ilave ediliyordu. Geliştirilen DERTAB hem tablet formatmda olması hem de üç sıvı kimyasalın gösterdiği etkiyi tek bir tablet ile gösterebilmesi sebebiyle inovatif bir ürün. Tablet formatmda üç etkiyi aynı anda gösteren dünyada başka bir kimyasal ürün bulunmuyor. Ürün maliyet açısından da büyük avantajlara sahip bulunuyor. Yapılan Ar-Ge’de gerçekleşen hedefler tek bir ürünle, mikroorganizma kon-taminasyonunun lejyonella mikroplarının ve hastalığının önlenmesinde; kireçlenmeyi ve korozyonu önlemede; verimli ısı transferi, daha az yakıt giderleri, daha az tüp arızalan ve klima sistemlerinin sürekli temizliğinde; klimatize güvenilirliğini arttırmak ve ko-rozyona bağlı plansız duruşları azaltılmasında; daha az yakıt ve su kullanarak, daha fazla ısıtma ve soğutma elde edilmesinde; daha az kimyasalın ve ısı enerjisinin blöften tahliye edilmesinde; daha ileri teknolojilerle işlenmesiyle katma değer yaratılmasında yakalanabilecek.

Proteazda yerli dönemi

Proje Sahibi: Canan Gülmez

Proje Adı: Deterjan Endüstrisine Yönelik Rekombinant Proteaz Üretimi

Türkiye’nin proteaz enzimi ihtiyacım yerli üretimle karşılayarak ithalatı azaltacak bir proje olarak dikkat çekiyor. Proje yüksek kaliteli proteaz enzimini düşük maliyetle üretmenin yolunu açacak…

Enzim teknolojisinin giderek gelişmesi, ürünlerin kullanım alanlarının çeşitliliği ve ekonomik değerinin çok yüksek olması nedeniyle biyoteknolojinin endüstriyel enzimler alanında yapılan araştırmalar önem kazanıyor. Ticari olarak kullanılan enzimlerin yüzde 59’unu oluşturan proteazlar günümüzde, deterjan ve gıda endüstrisi başta olmak üzere tekstil, deri, fotoğraf, ipek, yem sanayileri, organik atıklar, geri dönüşüm ile çeşitli klinik uygulamalar ve eczacılık gibi birçok alanda kullanılıyor. Kullanım alanının çeşitliliği ve bu alanların giderek genişlemesi ile birlikte bu enzime olan ihtiyaç artmakta. Endüstriyel enzimler konusunda Türkiye genel itibari ile tüketici konumunda. Bu proje ile rekombinant DNA teknolojisini kullanarak endüstriye uygulanabilir proteaz enzimi üretimi ile Türkiye’nin enzim üretimi konusunda tü-keticilikten üreticiliğe geçişine katkı sağlanması amaçlanıyor. Projeyi geliştirirken danışman hocası Prof. Dr. Onur Atakişi ve doktora öğrencisi Kezban Yıldız Dalgmlı’nm desteklerini alan Gülmez, proje için şimdiye kadar 100 bin TL’lik bir bütçe ve Biyokimya Araştırma Laboratuvarı’nm mevcut altyapısını kullanmış.

Proje 2015 yılında Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Tek-nogirişim Projesi 75.000 TL destek aldı. Bir teknokentte şahıs şirketi kuran Gülmez bir prototip üretmiş. Daha ileri ve kapsamlı çalışmalardan sonra Gülmez’in öncelikli amacı patent ve üretim aşamasına geçmek. Şu anki hedefi ise, proteaz enziminin saflaştırılması/üretimi için etkin bir protokol geliştirerek Türkiye’deki ihtiyacı ithalatla karşılanan proteazı üretmek. Böylece ulusal sermayemizi korumak ve proteaz ihtiyacını ithalatla karşılayan kuruluşların yurtdışma olan bağımlılığını azaltarak ihtiyaç duyduğu proteazı aynı ya da daha yüksek kalite, düşük maliyetle sunmak ve patent başvurusunda bulunmaktır.

Yeşil bitkiden yapay kan üretimi

Proje Sahibi: Halit çetin

Proje Adı: Sağlık Sektörü İçin Yeşil Bitkilerden Yapay İnsan Kanı üretimi

Klorofil ile hemoglobinin benzerliğini fark eden proje sahibi Halit Çetin, yeşil bitkilerden yapay kan üretmeyi başardı. Üstelik bu yapay kan, herkesin kolayca ulaşabileceği kadar ucuz ve her insana uyacak kadar güvenli…

“Her işin başı sağlıktır” cümlesinden yola çıkarak insanlık için sağlık sektöründe çalışmalar yapmaya karar veren ekibin daha önceki çalışmaları klorofil ve benzeri organik moleküller olduğu için rotalarını bu yöne çevirdiler. Ekip klorofil ile hemoglobinin benzerliğini fark ederek yapay kan üretim çalışmalarına başladı.

İlk çağlardan beri hayvanlardan alman kanların insanlara verilmesi sureti ile yapay kan ile ilgili çalışmalar yapılıyor. Günümüzde literatürde 100’ü aşkın yapay kan üretim yöntemi bulunuyor. Fakat ekibin farkı, her insanın ulaşabileceği kadar ucuz, her insana uyacak kadar güvenli, minimum maliyetle maksimum verimi alınacak yapay kan teknolojisini üretmiş olması. Ayrıca hammadde olarak yeşil bitkileri seçmiş olması da projedeki en ilgi çekici inovasyon.

Türkiye’nin yıllık kan ihtiyacı yaklaşık 2.5 milyon ünite. Bu ihtiyacın yüzde 48’ini insanlar kendi imkanlarıyla karşılıyor. Proje sayesinde Kızıîay’m karşılayamadığı 1.5 milyon ünite kandan yıllık yaklaşık 60 milyon TL kazanç elde edilebilecek. Üretim tesisinde çalışacak işçilerin ve kalifiye elemanların toplam sayısı 250 ile 1000 arasında olacak. Doğal kanın bakım ve nakil maliyeti 150 TL iken yapay kanm üretim, bakım ve depolama maliyeti sadece 45 TL düzeyinde.

Doğal kanda kan nakli gerçekleştirirken kan grubu aynı olsa bile hastanın alerjik şok geliştirme ihtimali olduğu için doğal kan sadece tam teşekküllü sağlık kurumlarında nakledilebiliyor. Oysa yapay kan ile her yerde ve her zaman nakil işlemi gerçekleştirmek mümkün.

Zeytin çekirdeğinden plastik

Proje Sahibi: Duygu Yılmaz

Proje Adı: BIOUVE

Türkiye çok önemli bir zeytin üreticisi. Kahvaltıların vazgeçilmezi zeytinin çekirdeğinden plastik üretilebilir mi? Duygu Yılmaz ve arkadaşları zeytin çekirdeğinden antimikrobiyal bioplas-tik üretmeyi başardı. Üstelik bu ürün gıdaların raf ömrünü de uzatıyor. .. Bu proje ile prina yani zeytin çekirdeğinden bioplastik üretimi gerçekleştirildi. Zeytin çekirdeği zaten plastiğe çok uyumlu bir malzeme. Zeytin Çekirdeğinden Elde Edilen Antimikrobiyal Bioplastik adlı ürün zeytin posasından (çekirdeğinden) oluşturulan antibakteriyal bir bioplastik. Kullanılan yeni bir teknikle sadece zeytinin çekirdeği değil, yaprağı ve doğadaki diğer plastiğe uyumlu malzemeden bioplastik de üretildi. Ekip bir start-up olma yolunda ilerleyip bu ürünle bioplastik üretimi yapan firmalar arasında yer almayı hedefliyor.

Tamamen biomalzemelerden üretilmiş olan biofilmler ile oluşturulan bioplastik yüzeylerin antimikrobiyal olması bir diğer önemli özelliği. Bu ürün ile oluşturulan kaplarda test çalışmaları tamamlanmış ve test sonuçlarında gıdaların raf ömründe artış meydana geldiği kaydedilmiş durumda. Ürün ekmek, et, balık, meyve ve sebzeyi koruma özelliği ile daha uzun ömürlü olmalarını sağlıyor. Diğer kaplarda ekmek altıncı günden sonra küflenmeye başlarken bu bioplastik kaplarda ekmek 13. güne kadar küflenmeden kalabiliyor; et ve balık ise dokuzuncu güne kadar taze kalıyor. Peynir ise bir ay küflenmeden saklanabiliyor.

Ayrıca tamamen doğal bir plastik olduğu için içerisindeki an-tioksidan malzeme sayesinde insan vücuduna uyumlu, organik, antimikrobiyal özelliklerinin yanı sıra doğada 3-5 yıl arasında kaybolabiliyor. Ekip ürünlerini, “Petrol ve türevlerinden elde edilen tüm plastik ürünlere rakip olmanın ötesinde diğer bioplastik ürünlerle de antimikrobiyal özelliği sayesinde rekabet edecek güçte” olarak tanımlıyor.

Ürünün kullanım alanları, gıda kullanım kapları, gıda ambalajları, medikal malzemeler, pet şişe vb. ürünler, bebek ürünleri (bez, emzik, oyuncak), buzdolabı teknolojisi gibi birçok sektör olarak sıralanıyor.

Zeytin cenneti olan Türkiye’de her yıl tonlarca prina atığı ortaya çıkıyor. Ekip, maliyeti düşük bir malzemeden ürettiği bu ürün için patent başvurusunda da bulunmuş durumda.

Kayısı plastiğinden oyuncak

Proje Sahibi: Seida Sezer

Proje Adı: Oyuncak Üretimi İçin Yüzde 100 Doğal ve Toksik Olmayan Renkli Plastikler

Kayısıdan plastik üretilir mi? Neden olmasın… İnönü Üniver-sitesi’nden Selda Sezer çocuklar için yüzde 100 doğal ve sağlıklı renkli plastik oyuncaklar üretilmesi amacı ile bu projeyi geliştirdi…

Çocukların çok sevdiği ve severek kullandığı renkli plastik oyuncaklar üzerine konuşurken ortaya çıkan proje ile kullanılan plastikleştirici ve boya malzemelerinin çocuklara zararsız hale getirilmesi hedefleniyor.

Proje geliştirme süreci sırasında doğal renk pigmentleri ile boyanan plastikler esneme, termal, mekanik ve kimyasal dayanım gibi temel özelliklerinden taviz vermeden toksik olmayan bir yapı göstermiş. En önemli farkı çocuk oyuncaklarının toksik özelliğinin azaltılması olsa da bu yaklaşım gıda, ambalaj ve yiyecek saklama kaplarında da kullanılabilir nitelikte.



Çocuk ve insan sağlığı düşünüldüğünde projenin önemi ortaya çıkıyor. Kullanılan gıda boyaları sayesinde boya tasarrufu elde etmenin ötesinde kayısıdan elde edilen plastikleştirici malzeme ile hem yerel bir ürün değerlendirilecek hem de daha az zararlı plastikleştirici kullanılmış olacak. Üretilen malzemenin maliyeti diğer oyuncaklara nazaran daha ucuz; bu da maliyeti düşürüp daha çok’çocuğa daha sağlıklı oyuncaklar üretme imkanı verecek. Yenilebilir gıda boyası ile üretilen bir malzeme olmadığından sağlık açısından önemli ve yenilikçi bir ürün olarak nitelendiriliyor.

Yanmaya karşı dayanıklı kimyasal

Proje Sahibi: Ahmet Karadağ

Proje Adı: Etkili Alev Geciktirici Fosfazen Esaslı İyonik Sıvılar

Kullanım alanı çok yaygın olan ve çevre dostu kimyasallar olarak bilinen iyonik sıvılar Türkiye’de üretilip ihraç edilmesi hedefiyle ortaya çıkan proje, yanmazlık ve yanmaya karşı dayanıklılık özelliği ile farklılaşıyor…

Proje, TÜBİTAK tarafından desteklenen uluslararası bir araştırmada elde edilen fosfazen esaslı iyonik sıvıların kullanımlarına yönelik, malzemeye yanmazlık ya da yanma mukavemeti kazandırma hedefi ile hayata geçirilmiş. İyonik sıvılar, çevre dostu olarak nitelenen yeşil kimyasallar (green chemicals) sınıfına dâhil edilebilmeleri ve son 20 yılda bilim insanlarının üzerinde yoğun bir şekilde çalıştığı ve çok yaygın uygulamalarının olması dolayısıyla projenin konusu olmuş. Fosfazen-esaslı yeni iyonik sıvıların literatürde çok az olması, dahası yanmazlık ya da yanmaya karşı mukavemetlerinin hiç çalışılmamış olması dolayısıyla yanmaya karşı dayanıklı malzemelerin üretilmesinde bu iyonik sıvıların kullanımları projenin öncelikli hedefi haline gelmiş.

Herhangi bir malzemeye yanmazlık ya da yanmaya karşı dayanıklılık kazandıran tamamen yerli ticarileştirilmiş kimyasal(lar) nerede ise bulunmuyor ve tamamı ithal ediliyor. Projenin getir diği en önemli yenilik ve inovasyon; çevre dostu ve malzemeyi daha çevre dostu kılan, aynı zamanda yanma dayanımını önemli derecede artıran fosfazen esaslı yeni iyonik sıvıların üretimi olarak öne çıkıyor.

Fosfazen ve türevlerinin malzemeye bir yanma mukavemeti kattığı biliniyor. Ancak fosfazen esaslı iyonik sıvılar, fosfazen bileşiklerinden çok daha fazla ısıl kararlılığa sahip ve çevre dostu kimyasallar olduklarından yanmazlık özelliği artırılmak istenen malzemelerde kullanımlarını öncelikli hale getirecek. Ayrıca bu kimyasallar iletkenlik, yağlayıcılık, bataryalar, yakıt hücreleri ve güneş hücreleri vs. gibi özellikleriyle de yerli sanayiye çok şey katacak.

Proje sahibi Ahmet Karadağ, iyonik sıvıların önemini, “Kullanım alanlarının çok yaygın olması ve çevre dostu kimyasallar olmaları” sözleriyle özetliyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Türkiye’de bu kimyasallara yönelik çalışmalar çok az. Diğer taraftan, bu kimyasallar hem araştırmaya, hem de çeşitli kullanımlarına yönelik bazı alanlarda ticarileşmiş durumda. Maalesef bizler de diğer kimyasallarda olduğu gibi bu tür maddeleri de ithal eder durumdayız. Neden bizler kendi ürünümüz olan böylesine önemli kimyasalları farklı alanlarda kullanıp ticarileştirip, hatta ihraç etmeyelim ki…”

Saç dökülmesini önleyen inovatif ürün

Proje Sahibi: Nurdan Duygu Yüzer

Proje Adı: UV Kaynaklı Saç Dökülmelerinde Etkili Yenilikçi Krem

Güneş koruyucular genellikle yüz ve vücudun korunmasına yönelik kullanılırken saç derisi ihmal ediliyor. Oysa araştırmalar Türkiye’de her üç erkekten ve her beş kadından ikisinin saç dökülmesi sorunu yaşadığını ortaya koyuyor. Saç ve saç derisini UV ışınlarına karşı korurken saç dökülmesine karşı da etkili olan bu krem inovatif bir ürün olarak dikkat çekiyor…

Ozon tabakasındaki delik, artan ekosistem bozuklukları ve iklim şartlarındaki değişim ultraviole (UV) ışınlarının dünyamızı ve cildimizi olumsuz etkilenmesine neden oluyor. Tüm dünyada cilt kanseri vakalarının artması UV ışınlarından korunma anlamında farkmdalığm giderek artmasında en önemli etken. Tüketici kullanım alışkanlıklarına baktığımızda ise güneş koruyucuların sadece yüz ve vücut için kullanıldığını görüyoruz. Oysa saçı olmayan kişilerin UV ışınlarının olumsuz etkilerinden (ciddi güneş yanıkları, kızarıklık, hücresel hasar vb.) korunmak için saçsız bölgelere güneş koruyucu kullanması gerekiyor.

îşte, bu proje buradan hareketle hem UV ışınlarından koruyucu hem de saç dökülmesini önleyici ve yeniden saç oluşumunu destekleyici inovatif bir fikirle yola çıkmış. Proje ile saçlı deriyi güneş ışınlarının olumsuz etkilerinden koruyan, güneş ile birlikte kaybolan nem oranının yerine getirilmesine yardımcı (yeni taşıyıcı sistem ile) saç dökülmesinin önlenmesine destek ve yeni saç oluşumu yapılandırıcı güneş kremi geliştirilmesi hedeflenmiş. En önemli özelliği aynı özelliklere sahip başka bir ürünün pazarda olmayışı yani inovatif bir ürün olması.

Geliştirici ekip, inovatif ve katma değeri yüksek bir ürün olduğundan hareketle ürünün ihracat potansiyeli olduğunu belirtiyor. Türkiye’de her üç erkekten ve her beş kadından ikisi saç dökülmesi sorunu yaşıyor. Ürün tüketicinin ihtiyacı olan iki özelliği tek ürün şeklinde sunuyor; hem UV’ye maruz kalmaktan kaynaklı cilt kanseri oluşma potansiyeline karşı koruyucu, hem de saç dökülme problemlerinde önleyici etkiye sahip olmasıyla dikkat çekiyor.

Plastik antikorda geç kalmayın

Proje Sahibi: Doç. Dr. Handan Akçakaya

Proje Adı: Moleküler Baskılama Yöntemiyle Plastik Antikor Geliştirilmesi

Doğal antikorların işlevini gören plastik antikor üretmek mümkün mü? Bu proje bu soruya olumlu yanıt veriyor. Üstelik diğer antikor elde etme yöntemleriyle karşılaştırıldığında hücre ya da deney hayvanı gibi biyolojik bileşenlere ihtiyaç duymayan kolay ve ucuz bir yöntemle. Türkiye’nin plastik antikor üretiminde elini çabuk tutması gerekiyor çünkü yurtdışmda ticarileşme başladı bile…

Proje sahibi Doç. Dr. Handan Akçakaya’nm daha önce hibri-doma teknolojisiyle monoklonal antikor üretimine yönelik çalışmaları olmuş. Bu yöntemle antikor üretmenin uzun zaman gerektirmesi, özel donanımlı hücre kültürü laboratuvarlarma ve deney hayvanlarına gereksinim duyulması ve bu işlemlerin çok maliyetli olması bu zorluklardan bazılarını oluşturuyor. Antikor üretimiyle ilgili yeni gelişmeleri takip ederken “plastik antikorlar” Akçakaya’nm dikkatini çekmiş. Tamamen kimyasal yöntemler kullanılarak geliştirilen bu moleküllerin çok yakm bir gelecekte biyolojik kökenli antikorların muadili olarak kullanılması kuvvetle muhtemel gözüküyor.

Akçakaya, yapay antikorlarla ilgili teorik ve deneysel birikimimi kullanarak, kimya bölümünden araştırmacılarla birlikte, plastik antikor üretimini hedefleyen bir proje hazırlamış. Proje TÜBİTAK tarafından desteklendi. Difteri toksinine karşı plastik antikor geliştirmenin öngörüldüğü bu prototip çalışmanın devamında, ülke gereksinimleri de göz önünde bulundurularak farklı antijenlere karşı plastik antikorların sentezlenmesi hedefleniyor. Akçakaya, üretecekleri antikorları markalaştırmak ve ticari ürün olarak piyasaya sunmayı hedeflediklerini de belirtiyor.

Plastik antikorlar, moleküler baskılama yöntemiyle elde ediliyor. Yöntemi bir oyun hamuru üzerinde girintili çıkıntılı bir cismin kalıbını çıkarma işlemine benzetmek mümkün. Polimer na-nopartiküller üzerinde antijen molekülünün kalıbı çıkarılıyor. Daha sonra antijen na-nopartikülden uzaklaştırıldığında artık bu partiküller antijenleri bağlamak için kullanılıyor. Yani bir anlamda doğal antikorların işlevini taklit ediyor. Diğer antikor elde etme yöntemleriyle karşılaştırıldığında bu yöntem kolay ve ucuz olmanın ötesinde, tek-rarlanabilirliği mükemmel, hücre ya da deney hayvanı gibi biyolojik bileşenlere gereksinim duymama özellikleriyle dikkat çekiyor.

Yurtdışmdaki bazı firmaların kataloglarında artık bu tür antikorlara rastlanıyor. Yani ticarileşme süreci başlamış durumda. Bu süreç bundan sonra daha da hızlı ilerleyecek. Türkiye’deki geliştiricilerin de elini çabuk tutarak bu yönde ürünler geliştirmesi hem ekonomik hem de ticari anlamda büyük önem arz ediyor.

Deniz kestanesi kabuğunun hikayesi

Proje Sahibi: Tolga Depci

Proje Adı: Tıp ve Dişçilik Alanında Kemik Dolgu Maddesi Olarak Kullanılmak üzere Biyokökenli (Denizkestanesi Kabuğu) Atıkdan Nano Whitlockite Sentezlenmesi

Denizkestanesi kabuğundan tıp ve dişçilik alanında kullanılabilecek nano boyutta “Whitlockite” üretimi gerçekleştirmeyi hedefleyen bu proje ilginç ortaya çıkış öyküsü ile dikkat çekiyor. İzmirli araştırmacı, çocukluğunda yediği denizkestanesinin çok değerli bir besin kaynağı olduğunu ve daha birçok özelliği bulunduğunu keşfetti. İşte, denizkestanesi kabuğunun öyküsü…

Tıp alanmda özellikle kranioplasti ve verebroplasti ameliyatlarında hidroksiapatit+ metilakrilat maddesi ve benzoil peroksit ile birlikte metal metakrilattan oluşan bir sıvı ile polimerleştirilen ve “cement” adı ile satışa sunulan bir madde, ortopedi ve diğer cerrahi uzmanlıklarda kırıklarda ve kemik boşluk tedavisinde ayrıca kemik çimentolamada ve protez sabitlemesinde yaygın olarak kullanılıyor.

Kullanılan bu maddeler gerek fiyatları, gerekse biyo-uyum sorunlarına (kimyasal yapılarından dolayı) ve uygulama sırasındaki kolay işleme, reaksiyon sırasındaki ısı artışı (uygulama alanındaki ısıya bağlı hücre ölümü) gibi dezavantajlara sahip.

Proje kapsamında hidroksiapatit+metilakrilat ve cement maddelerine alternatif olarak tamamen biyolojik kökenli ve insan kemik dokusu ile benzerlik gösteren nano boyutta “whitlockite”tm denizkestanesi kabuğundan üretilmesi, tıpta ve dişçilik alanında uygulanması amaçlanıyor.

Whitlockite, kalsiyum kaynağı olacak her türlü kimyasal maddeden sentezlendiği gibi yumurta kabuğundan, deniz kabuklarından ve mercanlardan da sentezlenerek elde edilebiliyor. Özellikle mercan ve deniz kabuklarından üretilmiş olanlarda demir ve stronsiyum fazlalığı, tıp alanında uygulamaları için sınırlamalar teşkil ediyor.

Proje sahibi Tolga Depci, İzmirli olarak yazın yediği denizkestanelerinin içinde bulunan balıklardaki havyar yapışma benzer yumurtaların Japonlar ile yaptığı bir proje sırasında bu ülkede 450 dolar kilogram fiyatına satıldığını ve gıda maddesi olarak Japonya, ABD, Kanada, Fransa, Yunanistan, İtalya, Şili ve Uzakdoğu ülkelerinde yaygın olarak tüketildiğini öğrenmiş. Ayrıca turizm ve yemek dergilerinde denizkestanelerinin “dünyanın en iyi üç lezzetinden biri” olarak kabul edildiğini okumuş. Şili, Yeni Zelanda, Kanada, Norveç, Alaska, İzlanda ve İrlanda’da denizkestanesi üretim çiftlikleri kurulduğunu ve dünyada yıllık 200 milyon dolarlık bir tüketim payı olduğunu öğrenmiş. Üretim çiftliklerinin en büyük sorununun ise atık niteliğindeki denizkestanesi dikenleri ve iskeletleri yani kabukları olduğu ve çevre dengesi açısından büyük sorun oluşturduğunu görmüş.

Denizkestanesi kabuğunun ana yapısının CaC03 olması ve belli oranda Mg içeriği bunun madencilik alanmda üretimi yapılan kireç ve çimento hammaddesi olduğunu tespit eden Depci, bu kapsamda nano Whitlockite denizkestanesi kabuğundan (Mg0.1Ca0.9C03) üretmiş. Proje şu özellikleriyle dikkat çekiyor:

■ Kolay ve ucuz elde edilmesi,

■ Antimikrobiyal etkisi olması,

■ Gözenekli yapısı ile ilaç ve diğer proteinleri taşıma kapasitesi olması,

■ Operatör doktora operasyon sırasında işleme için zaman sağlaması,

■ Ameliyat sırasında açığa yüksek ısı çıkarmaması,

■ Hasta ve doktor üzerinde iritasyona sebep olmaması,

■ Kolay saklanması,

■ Yanıcı olmaması,

■ BaS04 gibi sağlık açısmdan zararlı ama yapay kemikler için gerekli olan radyoopakt malzemeye ihtiyaç duymaması,

■ Domuz kaynaklı olmadığından özellikle Müslüman ülkeler ve Yahudiler için helal olması

Projede, malzemenin neden üretilmesi gerektiği şöyle açıklanıyor: “Birincisi kabuktan üretilecek olan bu değerli malzemenin pazar potansiyelinin yüksekliği; diğeri ise bu canimin gıda maddesi olarak bir değerinin olması.” Kemikle ilgili birçok alanda kullanılan ve Türkiye’de tamamı ithal edilen kemik grefti (kemik tozu) ve kemik çimentosunun kesin olamamakla beraber piyasası yıllık 60 milyon TL civarında. Dünya verilerine baktığımızda 2015 yılı dünya kemik tozu pazarının büyüklüğü 2.35 milyar dolar, 2023 yılı için öngörülen rakam ise 3.48 milyar dolar. 2015 yalı diş implant ve greft pazarının 5.5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bulunduğumuz bölgede bu konuda üretim yapan başka bir ülke yok. Üretim 5 ana firma tarafından yapılıyor.

Diğer taraftan denizkestanesi gıda maddesi olarak dünya piyasasmda 200 milyon dolarlık bir tüketim payına sahip. Ülkemizde denizkestanesi üretim çiftliklerinin kurulması bu piyasada da yer almamızı sağlayacak.

Murat AKYÜZ / İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı
”Projeleri sanayiye kazandıracağız”

Kimya ihracatında katma değerin artırılması, inovasyon kültürünün yaygınlaştırılması ve üniversite-sanayi işbirliğinin gelişmesi adına bu yıl altıncı kez Ar-Ge Proje Pazarı’nı gerçekleştirdik. Kimya sektörünün hammadde ve ara mal ithalatının azaltılmasında Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarının önemi yadsınamaz.

Plastik, kozmetik, boya, ilaç ve eczacılık ürünleri, medikal gibi katma değeri yüksek ürün gruplan ile ekonominin lokomotifi konumundaki sektörümüz Ar-Ge ve inovasyon yatırımları ile ihracatını artırmayı hedefliyor. Sektördeki yeni fikirleri ve projeleri destekleyen ‘Kimya Ar-Ge Proje Pazarı’, hedeflerimize ulaşmamızda önemli bir role sahip. Etkinliğimize bugüne kadar 800 üzerinde başvuru oldu ve dereceye giren projeleri toplamda 551 bin TL ödül ile destekledik. Ancak asıl önemlisi dereceye giren projelerin sadece proje olarak kalmaması, üretilebilir olması ve sanayiye kazandırılması. Fikirler ne kadar üretilebilir olursa hem sektörümüze hem de ülke ekonomisine katkısı o derece fazla olacaktır. Bu doğrultuda dereceye giren projelere desteğimizi sonrasında da devam ettiriyoruz. İlgili projeleri yıl boyunca sektöre! fuarlarda sergileyerek sanayicilerle buluşmalarını sağlıyoruz.

Necmi SADIKOĞLU / Ar-Ge Proje Pazarı Yürütme Kurulu Başkanı
“Çok etkileyici projeler var”

‘Ar-Ge Proje Pazarı’nda bu yıl da çok etkileyici projelerle karşılaştık. Bir kez daha Ar-Ge ve inovasyonun önemi ortaya çıktı. Zorlu bir değerlendirme sürecinin ardından 40 proje finale kalmayı başardı. Bu projeler arasından ödül alacakları seçmek bir hayli zordu. Hepsi birbirinden değerli projelerin sanayicilerimiz tarafından üretime dönüştürülmesi bizim için en değerli kazanım olacaktır. Geçmiş yıllarda kozmetik sektöründe üretilen projelerin olması önemli, dileğimiz diğer tüm sektörlerde de bu örneklerin yaygınlaşması. 10 sene önce Türkiye’de GSMH’dan Ar-Ge’ye ayrılan pay yüzde 0.5 civarındaydı. Bu pay yüzde l’e kadar çıktı fakat bu yeterli bir oran değil. Eğitim sistemimizin kökten ele alınması gerekiyor. Bizim en büyük sıkıntılarımızda biri eğitim kalitesi… Eğitim ne kadar kaliteli olursa yetiştirdiğimiz gençlerimiz de o kadar kaliteli proje geliştirebilir ve ülke ekonomisine katkı sağlayabilirler. Hem eğitimde hem de sanayide Ar-Ge’ye gereken önemi verirsek 2023 yılında Ar-Ge’nin GSMH’dan aldığı payın yüzde 2 olması hedefine o oranda ulaşabiliriz.





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir