Anasayfa / Makaleler / Kobilerin Sermayeye Erişimi

Kobilerin Sermayeye Erişimi




Küreselleşme sürecinin ülkemize yansımaları toplum yaşamının derinliklerinde önemli değişmeler yaratıyor. Değişmelere direnmek isteyen, hatta değişmelere savaş ilan edenler bile zamanın inanılmaz aşındırıcı etkilerini önleyemiyor.

Otuz yıl önce bizdeki küçük ve orta ölçek işyerlerinin büyük çoğunluğu birkaç makine-donanımı ile çalışan sahip-yöneticilerden oluşan çok küçük işyerleri idi… Dünya rekabetine açılma, içte ve dışta yaşanan krizler iş yapmanın varsayımlarını köklü biçimde değiştirdi.

Eski günlerden kalma, “Ben üretim yapıyorum; o halde devlet beni desteleme zorunda” algısı tümden silinmemiş olsa da, kolektif kaynaklardan sağlanan desteklerin toplumun ortak yararından vazgeçici bir “özendirme” olduğu bilinci hızla yükseliyor.

“Maliyet-yarar metodu” giderek iş yapan insanlarımız zihinlerinin derinliklerinde yerini buluyor; başta kamu kaynakları olmak üzere destek istenen herkese “hesap verebilir olma” algısı giderek yaygınlaşıyor. Bir yerden alınan teşvik karşısında topluma ne katkı yaptığımızın sorgusu daha bilinçli olarak yapılıyor.

Ülkemizdeki küçük ve orta ölçek işyerlerinin sahipler, profesyonel yöneticileri kadar destek sağlayan kuruluş ve kurumlar da “maliyet-fayda analizi” yaparak ilerlemeyi bir yönetim ilkesi olarak benimsiyor.

İş insanlarımız hızla bazı gerçeklerin farkına varıyor:

Artık sadece bir şey üretmek yetmiyor; değer katan, rekabet edebilir verimlilikte üretilen ürünler önem kazanıyor.

On yıl öncesi çok çalışma ve “alın teri” önemli iken bugün çok çalışma, aynı zamanda ne yaptığını bilerek, iş yapma tarzlarına ürün ve üretim metotlarına hakim olarak çalışma yani “akıl teri” öne çıkıyor.



Ülkemizde kayıtlarını düzgün tutan, hesap verebilen, isteklerini bir “proje bağlamında” sunabilen iş insanı ve girişimciler için “kaynak sorunu ikinci planda, akıl sorunu birinci planda bir girdi” haline geliyor.

Banka sistemi, örgütlü ve ihtisaslaşmış gücünü müşteri sayısını artırma kadar var olan müşterilerinin kalitesini yükseltme alanına odaklıyor.

Daha çok kuruluş ve kurum müşteri değil de paydaş olarak nitelediği, ürettiği mal ve hizmeti satın alanlarla interaktif ilişki kurmanın yollarını arıyor.

Geçmiş dönemde “kayıt dışı kalmayı” bir beceri gibi algılayanlara bugün daha farklı bakılıyor; toplumun hakkını yiyen, komşusuna haksız rekabet yaratan kural ve yasa dışı olan insanlar gözüyle bakma eğilimi hızla yaygınlaşıyor.

Geçmişte bu “Bu toplumda ortak çalışma olmaz” diyen yaygın algı yerini yavaş da olsa ” işbirliği yapmadan varlığımızı sürdürme” olanağı kalmadı noktasına geliyor.

Küçük ve orta ölçek işyerlerinin sermaye piyasalarından daha uygun kaynak bulabilmesi kanalları açılıyor ama, aynı ölçüde elişmelerin gözetim ve denetimine ilişkin kuralların sıkılaştırılması gerekir.

Nereden bakılırsa bakılsın, ülkemiz ülke genelinde olduğu gibi, küçük ve orta ölçek yapı da hazla “faz değişikliği” yapma zorunda kalıyor.

Sığınacak bahane

İşini bilerek yapan insanlar için sermaye kıtlığı çok fazla sığınacak bahane arasında yer almıyor. Banka sisteminden kamu desteklerine farklılık yaratabilen iş yapanlara sunulan desteklere her gün yenileri ekleniyor.

Zenginlik üretiminin bir numaralı sorunu yeterli proje stokuna sahip olma tekniğine uygun projeler üretmişseniz, sermayeye kolaylıkla erişebilmemiz mümkün oluyor.

RÜŞTÜ BOZKURT / Kobiden





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir