Anasayfa / Ekonomi-Finans / Kredi kartları taksit sayısının azaltılması

Kredi kartları taksit sayısının azaltılması




Borçlanmaya alıştırılmış insanların tüketiminin önü taksitlerle oynayarak kesilemez. Öncelikli olarak insanlarda tasarruf bilincini oluşturmak gerekiyor…

Kısıtlama işe yarar mı?

GEÇEN haftaya damgasını vuran gündem konularından birisi, kredi kartları taksit sayısının azaltılması yönündeki BDDK yönetmelik taslağı idi. Konuyla ilgili veya ilgisiz pek çok çevreden çok farklı yorumlar geldi. Öncelikle konuyu bir hatırlayalım.

kredi karti

Malum olduğu üzere, banka kartları ve kredi kartları hakkında düzenleme yapma yetkisi BDDK’ya ait. BDDK, bununla ilgili olarak geçmişten günümüze çeşitli düzenlemeler yaptı ve yapmaya da devam ediyor. BDDK sayfasında bulunan üç ayrı taslak yönetmelik ile kredi kartlarına ve vadelerine ilişkin sınırlamalar ve değişiklikler getiriliyor. Yapılması öngörülen üç ayrı yönetmelik ile iki temel düzenleme söz konusu:

Birincisi, banka kartları ve kredi kartları taksit sayılarında yapılan sınırlamalar. İkincisi, krediyle satın alman konut ve binek aracı (taşıt) değerlerinin belli bir oranı ile kredi sınırlamaları.

TAKSİT SÜRELERİ DÜZENLENİYOR

Kredi kartlarıyla yapılan mal ve hizmet alımları ile nakit çekişlerinde taksitlendirme süreleri yeniden düzenleniyor. Buna göre;

• Genel taksitlendirme süresi dokuz ay,

• Elektrikli ve elektronik eşya ile bilgisayar alımları, araç kiralama, telekomünikasyon ve kuyumculuk işlemlerinde altı ay,

• Beyaz eşya ve mobilya alanlarında 12 ay,

• Gıda ve akaryakıt ahmlarmda taksitlendirme yok.

Düzenleme taslağından da görüldüğü üzere, harcama türleri itibariyle taksit sürelerinde farklılaştırmalar öngörülüyor ve bir yandan da genel taksitlendirme süresi kısıtlanıyor. Demek ki;

• Gıda ve benzin alımında kredi kartına taksit uygulanamayacak,

• Bilgisayar, telefon, elektronik eşya alımında taksit süresi en fazla altı ay olacak,

• Mobilya ve beyaz eşya alımında bu süre 12 aya çıkabilecek,

• Giyim, eğitim gibi ihtiyaçlarda taksit süresi dokuz ay ile sınırlı olacak.

Bu arada konut ve taşıt ahmlarmda da hem vade sınırlaması ve hem de değeri ile orantılı kredi kullanım imkanı getiriliyor. Şöyle ki;



• Konut alımında kullanılacak kredi konutun değerinin yüzde 75’ini aşamayacak.

• Aynı şekilde konut teminatı altında kullandırılacak tüketici kredilerinde de kredi tutarının teminat olarak alman konutun değerine oranı da yüzde 75 ile sınırlı olacak.

• Konut kredilerinde vade kısıtı olmayacak ve serbestçe belirlenebilecek.

• Nihai fatura değeri (yani ÖTV ve KDV dahil) 50 bin TL’ye kadar olan binek araç (taşıt) alımında kullandırılan taşıt kredileri tutarı, taşıtın değerinin yüzde 70’ini aşamayacak.

• Taşın nihai fatura değerinin 50 bin TL’yi aşması halinde, kullandırılacak taşıt kredisi tutarı da 50 bin TL’ye kadar kısım için yüzde 70 ve 50 bin TL üzeri kısım için yüzde 50 oranı uygulanacak.

ikinci el taşıtlarda kullandırılacak kredi tutarında ise kasko değeri esas almacak.

• Taşıt kredilerinin vadesi en fazla 48 ay olabilecek.

• Öte yandan, tüketici kredilerinin vadesi ise 36 ayı aşamayacak.

NİÇİN GEREK DUYULDU?

Şimdi şöyle bir soru akla geliyor: Yukarıdaki düzenlemelere niçin gerek duyuluyor?

Anılan yönetmelik taslaklarının gerekçelerinde yurtiçi tasarrufların artırılması amacı ile bu düzenlemelere gidildiği belirtiliyor. Ülkenin yurtiçi tasarruflarının üretken yatırımlara yönlendirilmesi, tasarrufların artırılması ve israfın azaltılması gerekçe gösteriliyor.

Gerçekten bu ülkede iç tasarruflar çok düşük. 50 yıl önceki yüzde 12’ler düzeyindeki tasarruf oram şimdilerde de aynen geçerli. Ekonomik kalkınmanın finansmanı kaynak gerektirir. Kaynakların başmda da iç tasarruflar gelir. Ama ne yazık ki ülkede iç tasarruf yok denecek düzeyde.

Her şeyden önce bu ülkenin büyümesi, yıllardan beri ağırlıklı olarak iç talep artışından kaynaklanıyor. İç talep artışı olmasa ekonomi duracak. O zaman amaç iç talebi kısmak mı oluyor? Ki böyle bir amacın olduğunu sanmıyoruz. Özellikle de üç seçim ortamına girildiği bu dönemde.

Birey tüketmeye karar vermişse, taksit sayısına bakmaz. Altı ay olmuş, dokuz ay olmuş fazla önemsemez. Çünkü bu ülkede insanlar borçlanmaya alıştırılmış bulunuyor. Öylesine alıştırılmış ki, gelirine göre harcama yapmak yerine, belli bir harcama düzeyini korumak adına borçlanmaya yönelmişiz. Açıkçası ve doğrusu, taksitlerle oynamak ve “mış” gibi yapmak değil; insanlara tasarruf bilincini yerleştirmek ve tasarruflarını teşvik etmek çok daha önemli.

Sözün özü: Piyasaların rahatsız olmasına gerek yok!..

PROF. DR. NEVZAT SAYGILIOĞLU





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir