Anasayfa / Kültür Sanat / Küreselleşme Kıskacında Çocuk Kültürü

Küreselleşme Kıskacında Çocuk Kültürü




Sanat bir bakma ve görme ve üretme eylemidir. Bu anlayışın temel dayanak noktası estetik ve etiktir.

Özellikle kültürün temel değerleri üzerinde yükselen ve insana, insanlığa seslenmek gibi bir ideası olan sanat, küresellik ve evrensellik unvanına layık görülür. ferdî bir var oluş olarak baktığımızda, kişinin kendi hayat serencamında sanat duygusunun, estetik ve etik kabiliyet ve kapasitesinin varlığı önemlidir. Eksikliğinde nelerin olabileceğini ise anlatmaya bile hacet yoktur. Bu bakımdan, ruhun bakma/görme eğitimi ve ifade yetisi hayatın her alanında ve farklı sülûklarda / mesleklerde can simidi gibi yetişir imdada… Kişi her ne işle meşgul olursa olsun ruhunu tabiatında mündemiç olan estetiğin arayışına hasrederse, bu yolculuktan devşireceği manalara insanlık da teşne olacaktır. “Güzel gören güzel düşünür…” söz dizeleri, özel bir hayat algısının ve estetiğin de ifadesidir. “Edipler edepli olmalı…” sözlerinin de ikinci hayati unsur olan ahlakı vurguladığını söyleyebiliriz.

Bu perspektiften konuya baktığımızda, etik/estetik eğitiminin çocukluktan başladığını söyleyebiliriz. Bakma ve görme biçimleri üzerinden gelişen bir estetiğin, uzun soluklu temrinler ve eğitimler gerektirdiği hepimizin malumudur. Çocuklarımızın eğitimini, bu çerçevede ailenin ve toplumun ortak sorumluluk alanı olarak kurgulamak yanlış olmayacaktır. Üzerinde titizlikle eğilmemiz gereken ve hayat algıları yeni şekillenirken onlara iyi, güzel ve doğrunun tanımlarını, kavramlarını öğretmemiz gerekir. Bu öğretimin eğitim yanını ıskalamadan, aileden okula ve okuldan hayata uzanan, hayatın içerisinde yol alan uzun soluklu bir yolculuk olacağını da öngörmemiz gerekmektedir.

Çağ değişirken çocukluk da çocuklar da değişmektedir. Artık çocukluk bağımsız olarak ele alınmakta, içtimai ve iktisadi dünyadan tutun entelektüel düzlemden sanat âlemine varıncaya değin geniş bir perspektifte kendisine yer bulmaktadır. Son yıllarda çocukların kendine yakışan bir varlığı, ihtiyaçları, karşılaştıkları zorlukları ve çeşitli saldırılardan korunmalarını sonuçlayan “korunmuş, kurumsallaşmış çocukluk” adı verilen anlayış hâkim olmaya başlamıştır. Günümüzde ise maalesef çocuk ve yetişkin arasındaki sınırların kaybolması sonucu yaşa ve çağa uygun bir stratejinin varlığından bahsetmek oldukça zordur. “Yarış Atı”na dönüştürülmüş, bir an önce yetişkin olması için çocukluğu feda edilmiş olan çocuk, bir gösteri aracı olarak görülmeye başlanmıştır. Bu noktada inançlarımızdaki öğretileri, Farabi, İbni Sina, Gazali gibi düşünürlerin “Ey Oğul!” Nidasıyla başlayan öğütlerini, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat-it Türk, Ahmet Yesevî’nin Divan-ı Hikmet, Mısırlı Ethem İbrahim Paşa’nın Terbiye ve Tâlim-i Âdab ve Nesâyihü-‘I Etfal, İbrahim Hakkı’nın Marifetname’sindeki tavsiyelerini yeniden hatırlamakta fayda var diye düşünüyorum.

 

POPÜLER KÜLTÜR VE ÇOCUKLAR

Latince “popularis” teriminden türetilen ve Fransızcadan dilimize geçen popüler(popülerie) kavramı genel olarak iki anlamda kullanıldığından zihin karışıklarına sebep olabilmektedir.. Birincisi, “halkın beğenerek yaptığı her şeyi” ikincisi ise “halk tarafından hiçbir kritere vurmadan yaygın olarak beğenilen, sıradan, yozlaşmış, ticari cazibesi yüzünden halk tarafından hızlı bir şekilde tüketilen” manasında kullanılmaktadır. Özetle yerli üretim olan ve halkın özvarlığı anlamındaki “popüler kültür”, anlamından giderek uzaklaşmış, halkı uyuşturan ticari bir meta olarak her gün daha çok üretilen, piyasada alıcı bulmakta zorlanmayan ve her gün bir önceki günden daha çok tüketilen bir atıştırmalık, ayaküstü kültüre “fastfood”a dönüşmüştür

Gittikçe küreselleşen ve küreselleştikçe aynılaşan dünyada her gün biraz daha tüketim robotu haline getirilen insanlardan, özellikle çocuklar en fazla etkilenen kesim olmaktadır. Birbiriyle yarışırcasına daha da sıradanlaştıran bu popüler kültür, kitleleri farkında olmadan tesiri altına alan ve kendine bağımlı hale getiren gündelik yaşamın kültürüdür. Bu akım, sanayileşmeyle birlikte gelişen teknoloji ve paralelinde harikalar ortaya koyan kitle ileti(şi)m araçlarıyla toplumu genlerine kadar etkilemektedir. Üretim kartelleri tarafından dayatılan bu popüler kültür her hangi bir engelle karşılaşmadan geniş kitleleri egemenliği altına almakta, sanattan spora, eğlenceden edebiyata, dini hayattan bilimsel icraata kadar gündelik hayatın her kesim ve katmanında etkisini bariz bir şekilde hissettirmektedir. Başta, çalışan ebeveynin evlatları olmak üzere bütün çocuklara öyle veya böyle yön veren televizyon olmaktadır. Öyle ki bütün çocuklar için televizyon-bilgisayar hem öğretmen, hem arkadaş hem kardeş rolünü üstlenmektedir. Oldukça pırıltılı, renkli ve hareketliliğiyle erken yaş çocuklarını cezbeden bu sihirli kutu onları kolayca tesiri altına alabilmektedir. Bir müddet sonra çocuk, izlediği olayları taklit etmekte dizi ve film kahramanlarının rolünü reel hayatta uygulayıp yaşamaya çalışmaktadır. Sanal dünyayla gerçek hayatın buluşmasından ortaya çıkan çelişki çocukların sosyalleşmesini, sağlıklı büyümesini olumsuz ve tehlikeli bir yönde etkilemektedir.

ÇOCUK VE OYUN



Çoğu zaman ebeveynin boşa vakit geçirme olarak gördükleri oyun, aslında çocuğun yetişmesinde ve onları formel eğitime hazırlamada ciddi roller oynayan hayatî fırsatlardır. Çünkü oyun çocuğu eğlendiren, paylaşma, yarışma ve mücadele ruhunu geliştiren sosyal bir davranıştır. Oyun çocukta hem içe hem de dışa doğru açılmanın ve bu dünyaları bütün gerçekliği ile tanımanın fırsatını verir. Bu çerçevede son yıllarda yaygınlık kazanan yaratıcı drama atölyesinin de oyun mantığı üzerinden çocukların hayatla, kendileriyle ve çevreleriyle sağlıklı iletişim kurmalarına ve algılamalarına yardımcı olduğunu belirtmekte fayda var. Tarih seyri içinde kimi zaman kutsanıp kimi zaman yasaklanan oyun, kültürümüzün vazgeçilmez bir parçası olarak görülür. Eflatun,”çocuk oyunla büyümelidir” derken, oyundan uzaklaşıp sadece derse odaklanan çocuğun basiretinin bağlanıp zekâsının öleceğini iddia eden Gazâli ‘Çocuk, günde en az bir saat kadar serbest bırakılıp oyun oynamasına fırsat verilmelidir. Ta ki, gönlü dar olmayıp mülayim olsun. Eğer bütün gün evde kapalı tutulursa çocuk kötü huylu ve gönlü kötü olur” sözleriyle oyunun önemine dikkat çekmiştir. Yaratılanların En Şereflisi’nin torunlarıyla oynaması, ülkemizde çocuk bayramının ulusal bir bayram olarak kutlanması, belediyelerimizin müsait olan her alanda çocuk parklarını master projelerin vazgeçilmezi olarak görmesi oyunun, toplum tarafından ne kadar önemsendiğini ve benimsendiğini göstermektedir. Dolayısıyla, eğer çocukların önemsediği ve ürettiği bir çocuk kültüründen bahsetmek istiyorsak şehrin planlamasında çocuklarının kişiliklerini kazanacakları, değerlerini tanıyacakları, çocukluklarını yaşayacakları vazgeçilmez mekânların da göz ardı edilmemesi gerekir.

Küreselleşmeye paralel olarak gelişen modernleşme beraberinde yabancılaşma ve yalnızlaşmayı da getirmiştir. Büyükler gibi çocuklar da bu yalnızlığı televizyon, cep telefonu, MP3 çalar, bilgisayar gibi elektronik araçlarla gidermeye çalışmaktadır. Ebeveyn, akraba veya arkadaşlarının simalarının yerini cihazların ekranları almıştır artık. oynamaktan, ödevini yapmaya, dinlemekten seyretmeye varıncaya değin bütün sosyal ihtiyaçlarını ekranlarla gidermeye çalışan çocukları ciddi tehlikeler beklemektedir. Yapılan araştırmalarda bir çocuk on iki senede ortalama 16 bin saat TV. İzlemekte, 4 bin saat radyo ve plak dinlemekte bir o kadar da sıradan film izlemektedir. Bu süre, okulda yahut da ailesiyle birlikte geçirdiği süreden çok daha fazladır. Sonuçta, Daryush’un ifadesiyle “toplumsal şizofreni” diye adlandırılabilecek hastalıkları bariz bir şekilde tetiklemiştir. Bu hastalık henüz savunma sistemi gelişmemiş çocuklar üzerinde tedavisi imkânsız yahut da iyileşmesi yıllarca sürecek çok ciddi yaralar açabilmektedir.

ÇOCUK KİTAPLARI VE KÜTÜPHANLERİ

Günümüzde çocuğa nasıl yaklaşılacağı, nasıl bir dil kullanılması gerektiği ve çocuk dünyasına nasıl vakıf olunabileceği ile ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda özellikler çıkar yol olarak değer yargılarımızın fakiri yabancı yayınlara sığınmak da ciddi bir hata olacaktır. Bir millet kendi değerleri yani kültürü ile kıymet kazanır. Aksi takdirde “kültürel asimilasyon” kaçınılmaz olacaktır. Çocuk, yakuttan insanlık sarayının, zebercetten merdiveninin ilk basamağını oluşturur. Çocuğun sağlığı, gelişmesi, donanımı, refahı, huzuru aynı zamanda, ailenin, toplumun ve devletin hatta dünyanın sağlığı, refahı ve huzuru ile doğru orantılıdır. Popüler kültürün elinde oyuncak haline getirmek için iletişim araçlarında çocuklarımızın zihinsel ve bedensel gelişimini sağlıklı bir şekilde destekleyecek olan, kitap, dergi, belgesel, CD, DVD gibi materyale ciddi ve bu tür malzemeyi yeteri oranda bulunduran ve uygun ortamda kullanma imkânı sunan kütüphanelere her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.

KÜLTÜR OKULLARI

Bütün bu söylenenlerin teorik ve pratiklerini bilimsel olarak öğretmek için tematik okulları da düşünmekte fayda var.. Bir örneğini İsveç, Stokolm’de görme fırsatı bulduğumuz Kültür Liseleri, Maarif Camiamız tarafından iyi incelenerek ilköğretim düzeyine indirilip geleceğimizin mimarlarını yetiştirecek mekânlar oluşturulabilir. Müfredatında, kültürden sanata, el becerilerinden takımdaşlığa varıncaya değin geniş bir alanda eğitim verecek bu okullarda kültürlü, geçmişinden haberdar, geleceğin şartlarına hazır ve dayanıklı gençlerimiz çekirdekten itibaren yetiştirilebilir. Sahne sanatlarından, geleneksel ve çağdaş sanatlara uzanan düzlemde kabiliyetler keşfedilerek yönlendirme yapılabilir. Şairlik, yazarlık gibi edebiyatın değişik alanlarında bireylere sağlıklı bir alt yapı kazandırılarak ifade ve yazma alanında uzak mesafeler kısa zamanda katedilebilir.

Çocuklarımızın önünde yaşayacakları uzun bir ömür katedecekleri uzun ince ve zorlu bir yol var. Onların “… hayattan lezzet almaları” ve var oluş serüvenlerinde çevrelerine “estetik” bir katkı sağlayarak, “gök kubbede hoş bir sada” bırakmaları bu ruh eğitiminin bir sonucu olacaktır. Popüler kültürün elinde derinliksiz, kültüründen kopuk, ünlemlerle konuşan bir gençlikten bîzar isek “eğitim”in bu fragmanlarına zemin hazırlamak, geleceğimizi kurtarmak için hayatî önem taşır. Ülkemiz ve kültürel değerlerimiz bakımından Dünya muvazenesinde bir denge olmak ve muasır medeniyetin üzerinde seyreden bir algı ve estetiği yakalamak istiyorsak şu Çin atasözünden ezber yapmamız gerekir: “Yarınını düşünüyorsan tohum ek, bin yıl sonrasını düşünüyorsan sanatçı yetiştir…”

Geleceğimizin filizleri olan çocuklarımızın bayramını tebrik ediyor, bayramlarının gerçek bayramlardan olmasını diliyor, geleceğimizin aydın, saygın, imrenilir özenilir ve özlenilir olmasını diliyor, hepimizi “İlim Çin’de dahi olsa alınız” nurlu sözünün Öz’üne emanet ediyorum!

Nevzat Bayhan – Kültür AŞ Genel Müdürü





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir