Anasayfa / Haberler / Ölüme Direniyor Yaşamak İçin İş İstiyor

Ölüme Direniyor Yaşamak İçin İş İstiyor




Anadolu Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Halkla İlişkiler Bölümü mezunu Merve Tıraşçı… İnsan Kaynakları Uzmanlığı eğitimi sahibi… Ege Üniversitesi Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü’nde proje uzmanı…   Açlığın ve sefaletin dile getirildiği zamanlarda ‘İŞ’ söz konusu olurken, ilk kez ölmek üzere kanser teşhisi konulmuş bir insan… “Yaşamak için bir işe ihtiyacım var”  diyor. Bu kez karın doyurmak için değil hayatta kalmak için… Çalışmak istediğini söylüyor… Sadece iş istiyor. Hayatın ellerinden tutunarak yaşamaya devam edebilmesi için iş istiyor…

Zor zamanlardan umuda doğru

İşaretlerden varılan harfler, kelimelerin hüzünlü eczasında anlam bulunca başlıyor tufan… Dalgaların vurduğu falezlerden aşağılara bakarken içimize benzettiğimiz o ‘zor zamanlar’ dan yalınayak geçtiğimiz çöllere doğru akıyor şimdi her şey…

Denizden arta kalan tuz… Dalgaların bittiği, çölün başladığı yerden kalkan tuz kervanları, yalın yürek ve yalınayak hissedilen uzaklara doğru alır sizi götürür bir abdal gibi. Her menzilde at değiştiren farisler (usta at binicileri) hayatı, rüzgârla sarhoş atların nallarındaki ritimle öğrenirken… Soluk soluğa bir hayatın nefesi camda buğulanırken, siz birdenbire durağan bir hayatın vuruşunu kaçırmış bir kalp gibi yalnızca bakarsınız… O ince çizgi artık çok kalın, büyük boldlar halinde hayatı özetleyen bir metin gibi durur içinizin kundaklanan bir yerlerinde… Heves edilene bir ömür geç kalınmış, sararmış sayfalar gibi her şey.  Asıldığı taş duvarın sırrını öğrenince, duran bir duvar saati gibi… ‘İki’nin iki ile hesabı buraya kadar olur ansızın… “Disk biter, boşa döner plak…”



Pencereden dönüp bakarsınız, gökyüzünde bir uçak içinde beyaz dişleri ve güleç yüzleriyle hostesler, yukarılara doğru çıkarken onca zaman bakılan bulutlar aşağılarda bir yerde kalır. İçimizdeki çocuk ansızın belirir ve “Bulutlar bizim evimiz” der. Buna yağmuru sen eklersin, gece geçen trenleri eklersin, trenlerin yıldızlar ve dağ köylerinden gelen köpek seslerini taşıdığını eklersin sonra… Bunlara ellerini koyarak inanırsın, ‘Ellerin kalbin’ olduğu için kolay inanırsın, yetmez eksik kalır içinizde bir yer, trenler makas değiştirirken gidilemeyen yolun merakı büyür. O yolda, bilinmeyen hikayenin karakterlerini düşünür, kendine benzeyen bir kahraman koyarsın… Bilinmeyeni düşünmekle daha çok yorulur, hayata dönersin… Hayat provası olmayan bir sahneden ve şarkıdan geçiyor, sen içinden geçiyorsun… Duy…

Günleri hep ‘Bir’ diye saymak

“ “Bana saçlarını kes, yoksa ellerinde kalır” dediler, diyor… “Dinlemedim onları, çünkü bir umut taşıyordum içimde, belki de dökülmez, bir ilk olur” dedim. “Kesmeyeceğim sapsarı saçlarımı…” Bunu kendime söyledim ama önce onlara… Ayaktaydım, durdum ve onların yüzüne baktım uçsuz bucaksız bir bozkıra bakar gibi… İçimde sıcak bir rüzgâr ama ellerim buza kesmiş… Ben onlara iyi şarkı söylerim, tiyatroyu çok seviyorum. Size bir tirat okuyayım. Sırça Kümes ’ten Tom’u oynayayım. Ya da  Athol Fugard’ın Ada’sından Winston’u oynayayım. Ömür boyu hapis cezası aldığı için günleri hep ‘Bir’ diye sayan Winston gibi… Söyledim bütün bunları ama önce bana, sonra birbirlerine baktılar. Onlar birbirilerine bakarken, çırılçıplak heykellerden bir kent düşündüm. Işıkları yüzdeki karanlığa doğru yanan heykeller… Sonra içlerinden biri bana ailemden birinin yanımda olup olmadığını sordu. Soruyu anlamaya çalıştım… Sorudan çok kırılan bir bardak gibiydi bu ses… Korktum…”

Yüzünde kocaman duran güzel gözleri nasıl bakıyor eşyaya ve insana diye merak ediyorum o konuşurken… Yeniden ona döndüm, hikâyesine döndüm… “Bütün gün aramışlar beni. Özel İzmir Gastroenteroloji Merkezi’nden o gün konuklarımız vardı başka bir üniversiteden. Yoğundu ve dönemedim. Sonra gittim, gastroenteroloji uzmanı Sinan Yörük Hoca, beni gördü ve sorular sormaya başladı. Yalnız geldiğimi yineledim, düşümdüm ki insanın bir başına yetmediği, eksik kaldığınız zamanlarda sorulur bu soru genelde. “Ailenizden birine haber verdiniz mi?” Onunla gelmemi istedi ve bir odaya geçtik…  Barkovizyondan bana neler olduğunu, bedenimde benden habersiz nelerin olduğunu anlatacak…” Hikâyenin ağır ritmiyle yorulsam da nefes nefese devam ediyorum onunla.





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir