Anasayfa / Makaleler / Rasim Ozan Kütahyalı İle Söyleşi

Rasim Ozan Kütahyalı İle Söyleşi




Rasim Ozan Kütahyalı İle Söyleşi

Yankı yaratabiliyorsan, söylediklerin konuşuluyorsa ve söylediklerinin bir karşılığı varsa, Türkiye’de bir anda bir şeyler yapabilirsin.” Bu sözlerin sahibi, son dönemde medyada en çok konuşulan isimlerden biri olan Rasim Ozan Kütahyalı… Popüler kültür diliyle çıkış parçasının 17 Mayıs 2008’deki “Denizlerin yolu bizi nereye götürür?” başlıklı yazısı olduğunu söyleyen Kütahyalı, televizyondaki büyük çıkışını ise Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün’üne konuk olarak yakaladı. Tartışma programlarındaki hararetli konuşması ve sivrilen düşünceleriyle, kısa zamanda pek çok insanın dikkatini çekerek, hem sempati hem antipati kazandı. Bir sene aradan sonra tekrar görüştüğümüz Kütahyalı ile Turkuvaz Grubu’na transferini ve Ak Parti iktidarında şekilleneceğini söylediği ‘Yeni Türkiye’ üzerine düşüncelerini konuştuk. Bu söyleşiden reklam dünyası da nasibini aldı…

Turkuvaz Grubu’na geçme kararını nasıl aldınız?

Bana daha evvel de transfer teklifleri geliyordu ama Taraf’a romantik bağlılığım sebebiyle yanaşmıyordum. Bundan 9-10 ay evvel de Takvim gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler’le görüştük ama orada nadasa bıraktık işi. Daha sonra Serhat Albayrak’la uzun uzun konuştuk ve nihai olarak bu kararı verdim. Zaten Taraf’la hemen hemen hiçbir profesyonel bağımız yoktu. Serhat Albayrak’ın perspektifi yüzde 100 inandığım bir perspektif olduğu için Takvim ve Sabah gazetelerinde iyi işler yapabileceğimi düşündüm. Profesyonel işim olsun, başarılı olayım fikrinden ziyade, inandığım bir düşünce vardı ve buna yararı olur, diye düşünerek geçtim Turkuvaz Grubu’na. Dolayısıyla doğru zaman şimdiymiş.

Ahmet Altan’la tartıştığınız için Taraf’tan ayrıldığınız söylentileri vardı…

Taraf gazetesindeki özgürlük ortamı her türlü tartışmayı kaldırır niteliktedir. Ben Ahmet Altan’la da bir başkasıyla da tartışırım ama her zaman bir yandan da fikirsel anlamda baba-oğul gibiyizdir. Ayrılmamın Ahmet Altan’la bir ilgisi yok. Son 3-4 ayda fikir farklılığımız oldu, ben kendi fikrimde, o da kendi fikrinde ısrar etti. Ahmet Altan bana köşe yazarlığının kapısını açmış yazarlardandır. Benim onunla ters düşmem mümkün değil. Aynı düşünceye, aynı Türkiye özlemine baş koymuş insanlarız biz.

Bu gazetelerde de sadece siyaset üzerine mi yazacaksınız?

Taraf’ta sadece siyaset yazıyordum. Yeni grupla beraber Türkiye’nin farklı gruplarına da açılım yapan bir dil sağlıyorum. Mesela 4-5 gündür ‘Temiz Kramponlar’ soruşturmasıyla ilgili tam gaz yayın yapıyorum. Ergenekon soruşturmasında nasıl bir tavır takındıysam, Temiz Kramponlar’da da aynı tavrı takınıyorum. Taraf’ta haftada iki gün yazıyordum, şimdi haftanın beş günü Takvim’de, bir günü de Sabah’ta yazıyorum.

Sizin için ‘lokomotif yazar’ diye bir tanım çıktı. Siz kendinize bu tanımı uygun görüyor musunuz?

Takvim’de çok değerli ve emektar insanlar var. Bu yüzden kendime ‘lokomotif yazar’ sıfatını uygun görmüyorum. Lokomotif yazarlık dışarıdan insanların yorumu. Bakarlar ben lokomotif miyim, değil miyim, o konuda işlevim ne… Biz Takvim’de farklı bir şeyi yakalamak istiyoruz, her alanda gündem yaratan bir gazete olsun istiyoruz. En genç yazarı benim şu an Takvim’in. Dolayısıyla bu, bir dinamizm olsun diye ortaya çıkarılan bir düşünce olabilir. Lokomotiflik, başyazarlık tabirlerini benim söylemem doğru olmaz.

Türk medyasındaki kutuplaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz bir gazeteci olarak hangi taraftasınız?

Ben kendimi gazeteci olarak görmüyorum, ben bir yorumcuyum. Özgürlüklere, demokrasiye, liberalizme, Türkiye’nin daha özgür, daha açık bir toplum olması gerektiğine inanan biriyim ve bunun misyonerliğini yaparım. Gerektiği yerde militanlığını yaparım ama toplumsal hayatı, siyasal hayatı analiz ederken adaletten de ayrılmam. Bu Ak Parti ile örtüşür, Ak Parti’yi çekinmeden savunurum. Örtüşmediği yerde de söylerim. Bir fikre inanan insana saygı duyarım. O insanların Türk medyasında muhalif de olsa, Kemalist ya da ulusalcı da olsa bu dönem yükseleceğini düşünüyorum. Omurgalı muhalifler bu dönem yükselecek; omurgasızlar, duruma göre oynayanlar bu dönem yok olacak. Yeni Türkiye’de şiddeti, baskıyı, tehdidi savunan bir medya olamaz. Bizde çoğunluk o tarafta hâlâ. Kemalist, sosyalist, ulusalcı, milliyetçi, Kürt milliyetçisi gibi farklı fikirler her zaman Türk medyasında olacaktır ama ne olduğu belli olmayan çıkarları gereği oynayan insan modeli yok olacak. Buna, şu andaki iktidar partisine yalakalık yapmakta olanlar da dahil.

Bu ‘Yeni Türkiye’de nelerin değişeceğini düşünüyorsunuz?

Daha özgür, daha batıyla bütünleşmiş, daha zengin bir Türkiye olacaktır. Türkiye eski devletçi, solcu kafasıyla bir şey olamaz. Sizin derginizin okurları olan reklamcılar da bunu iyi bilir ama kendileri maalesef sosyal eğilimlere yenik düştüğü için yaptıkları işin zıttı partilere oy verme yoluna giderler. Kapitalizmin motoru olması gereken reklamcılık sektöründen böyle garip, antikapitalist fikirler demeti çıkar. Hazır MediaCat’e konuşuyorken biraz onlara çatayım! Türkiye’nin gerçeklerini gören istisnaları var tabii ama onların artık kendi doğurdukları sınıfsal sosyal tabakanın dogmalarını aşmaları lazım. Bu dogmaları aşamıyorlar ve şizofreni geçiriyorlar.



Konuyu biraz daha açabilir misiniz?

Bugün Türkiye’de reklam sektöründe çoğunluk şizofreni geçiriyor, çünkü normalde son derece enternasyonel, kapitalist işler bağlıyorlar ve çok da iyi paralar kazanıyorlar ama sonra Türkiye’de her şey satılıyor, Türkiye dışa kapansın’ gibi, bunun tam zıttı komplo teorilerini birbirlerine gönderdikleri maillerle paylaşıyorlar. Yani bir insan iş hayatında ‘Donald Duck’, eve gelip İnternet başında da Doğu Perinçek gibi olursa, bu bir şizofren eğilimdir. Yeni Türkiye’de reklam sektörü de değişecek. Bir memleketin reklam sektörü, reklam sektörü çalışanları, o memleketin eğilimlerine zıt düşemez.

Reklam dünyasının belli dinamikleri ve önemli isimleri var. Onları nasıl değiştireceksiniz?

Neler değişti bu memlekette, onlar da değişir. Çok meşhur bir genel yayın yönetmeni, jüri üyesi olarak hayatına devam ediyor. Ya da herkesin korktuğu, spor camiasında ismi duyulduğu an ürkülen bir başkan içeri girdi. Reklam dünyasında kimsenin içeri gireceğini zannetmiyorum, eğer illegal parasal ilişkiler kurmadılarsa. Reklamveren değişiyorsa reklamcı da değişecek. Eski tas eski hamam bu işi götüremezler. İslami kesimden çıkan insanların reklam işlerine fazla girmemesinin avantajını kullanarak sektörü domine ettiler ama bu değişmek zorunda. Türkiye toplumu deyince akla gelen bir fotoğraf var. Dünyanın her yerinde reklamcılar biraz daha marjinal olabilir ama bu fotoğraftan tam ayrı olamaz ki… Reklamverenin de alışkanlıkları değişecek, reklam ajansları da yeniden dizayn edilecek. 10 sene evvel Türkiye’de siyasal, kültürel ve ekonomik iktidar yapısı farklıydı. Bu iktidar yapıları büyük ölçüde değişti, reklam dünyasında hiçbir değişimyok. Belki yabancı sermaye daha çok girmeli. Türkiye’nin artık öyle ciddi bir ekonomisi var ki reklam ajanslarının başlarının ve tüm çalışanlarının Avrupalı olabileceği bir dönem de geliyor. Nasıl bugün Türkiye’nin pilotcamiasının yüzde 3o’u yabancı oldu, bunun gibi. Reklam sektörünü çok ciddi bir doğal değişim bekliyor.

Genç reklamcılar ne olacak?

Genç reklamcılara söylüyorum: Yeni, yaratıcı, yeni Türkiye’yi gören, hangi yaşam tarzına sahip olursa olsun Türkiye’deki bütün herkesin yaşam tarzına saygılı olan bir anlayışa sahip bir reklamcılık anlayışı ve yaratıcılık varsa Türkiye’de çok büyük paralar kazanabilirler. Daha muhafazakar ailelerden gelen insanlar reklamcılık camiasında kendi kimliğini koruyarak nasıl var olacağını bilmiyor. Ben bu konuda çok dram yaşamış insanlar bilirim. Reklamcılık camiasında oruç tuttuğunu saklayan, namaz kıldığını saklayan çok insan vardır. Ben Sinan Çetin’le de çalıştığım için, epey reklamcı arkadaşım oldu. Sen hiç sizin camiada çok dindar bir çocuk gördün mü? Yok. Ya da başörtülü bir kız reklam sektöründe var mı? Olması lazım. Bunlar yavaş yavaş gelecek, karşılıklı iletişime geçilecek.

Futboldaki şike olayları gündeme bomba gibi düştü, siz de bu konuda pek çok yazı kaleme aldınız…

Temiz Kramponlar soruşturmasını çok büyük bir olay olarak görüyorum. Bu, Türk futbol dünyasında herkesin bildiği ve beni de futboldan soğutmuş bir sırdı. Bunlara el atılması çok önemli. Fenerbahçeliler hiçbir şekilde alınmasın, bozulmasın. Ben Galatasaraylıyım ve bu Galatasaray’a da uzanabilir. Pislik dolu bir deniz vardı ortada ve bir ağ atıldı. Sonuna kadar desteklenmesi gerekiyor.

Bir taraftan da Meclis’te bir yemin krizi yaşandı. Bu karmaşada sorunsuz, demokratik bir anayasa yapılabilecek mi?

Ak Parti’nin 4-5 milletvekiline ihtiyacı var. CHP uzlaşmaya yanaşmayıp yeni ve sivil bir anayasadan yana olmazsa en nihayet mecliste 4-5 tane milletvekilinin çıkacağını düşünüyorum. Bunlar çıkar, yeni anayasa oylanır, halk da kararını verir. Yoksa artık bu cunta anayasasıyla yaşamak istemiyorum. Geçen seçim bu fırsat kaçtı. Bu seçimde de bunu kaçırırlarsa Ak Parti çok büyük bir prestij kaybına uğrar. Onun için ne yapıp edip bunu çıkarmaları lazım.

‘POLİTİKA İLE GÜNDEMDE OLMAM EĞLENCEDEN UZAK KALDIĞIM ANLAMINA GELMİYOR’

Tartışma programlarının ardından bir magazin programı olan Yerden Göğe’de de görmeye başladık sizi…

Aslında birçok insan tarafından ters karşılanabilecek bir şey ama ben bunun çok doğal ve doğru olduğunu düşünüyorum. Bir hayat siyasetten ibaret değildir. Sosyal hayat bir bütündür. Ben bir televizyon şahsiyeti olarak izleniyorum. Bu izlenmemin orada karşılığı olacağını insanlar düşünmüş, üstelik bu Doğan Medya’da olan bir şey. Sevdiğim bir arkadaşım, Gökhan Şükür, programın yapımcısı. Hayatın her alanından konuşuyoruz. Orayı profesyonel bir iş gibi görmüyorum. O bir makara, eğlence programı.

Hayatın her alanında yazmak ve konuşmak istemenizden ötürü sizi Hıncal Uluç’a benzetebilir miyiz?

Doğru, ama Hıncal Uluç’un siyaset yorumculuğunun bir yankı yaratmışlığı çok yoktur. Hıncal Uluç özü itibariyle spor ve popüler kültür yazarıdır. Ben özü itibariyle politik olarak gündemdeyim. İnandığım özgürlükler ve demokrasi davası uğruna çok ağır konuşmuş, bundan ötürü davalar almış, Genelkurmay’la kapışmış, devletin başka birimleriyle kapışmış, hakkında 301’den dava açılmış bir adamım. Ama bu ağır politik kimlik, beni sosyal hayatın diğer eğlenceli taraflarından da azade kılmıyor.

Selin Babacan





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir