Anasayfa / Ekonomi-Finans / Rüşvet Soruşturması ve Piyasaların Yönü

Rüşvet Soruşturması ve Piyasaların Yönü




piyasalarin yonuDaha iki hafta önceye kadar yıl sonu rallisi hesapları yapılırken, bugün FED kararları bile ikinci planda. Piyasalar, hükümetteki dört bakana kadar uzanan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasıyla sarsılıyor. Hesaplarda olmayan bu gelişmenin bir siyasi krizi tetiklemesinden endişe duyuluyor. Dolar kuru 2,09 TL ile tarihi zirvede, gösterge faiz ise yüzde 9,5 seviyelerine geldi. Borsa, Gezi Parkı olaylarından sonra tekrar 70.000’in altına geriledi. Peki bundan sonra ne olacak? Siyasi kriz büyür mü? Piyasaların yeni dengeleri nerede? Yatırım stratejileri nasıl belirlenmeli? Tüm bu soruların yanıtlarını 16 başlıkta vermeye çalıştık.

Piyasalar tam anlamıyla büyük bir belirsizlik sürecinde. Bırakın 1-2 saati, anlık olarak bile gündem çok hızlı şekilde yeni haberlerle hareketleniyor. Geçen hafta ABD Merkez Bankası’nm (FED) varlık alımlarını ne zaman azaltacağı merak edilirken, geçen hafta gündem tamamen değişti. Siyaset ve iş dünyasını kapsayan üç ayaklı rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları zinciri, sadece siyasi gündemi değil piyasa gündemini de altüst etti. Bunun üstüne FED’in aylardır beklenen tahvil alımlarını azaltma kararının da gelmesi ise durumu içinden çıkılmaz hale getirdi.

Borsa, 22 Mayıs’ta FED Başkanı Ben Bernanke’nin tahvil alımında kısıntıya gidilebileceğini söylemesi ve ardından Gezi Parkı eylemleriyle daha da derinleşen piyasa satışı döneminde olduğu gibi tekrar 70.000 seviyesinin altına geriledi. 5 Eylül’deki tarihi zirvesi olan 2,0840 TL şeviyesini gören dolar kurunun ateşi, Merkez Bankası’nın 23 Aralıktaki döviz satım ihalesinde tutarı 100 milyon dolardan 250 milyon dolara çıkarmasına rağmen düşmedi. Geçen hafta içinde rüşvet ve yolsuzluk haberleriyle 2,0947 seviyesini gördü. Döviz sepeti ise FED kararlan ve politik risklerin etkisiyle rekor seviye ye çıkarak 2,45’i aştı. Gösterge faiz de yüzde 9,5 seviyelerinin üzerine çıktı.

Bu gelişmelerde içerideki siyasi gelişmelerin mi yoksa FED’in tahvil alımlarını aylık 85 milyar dolardan 75 milyar dolara indirme kararının mı daha etkili olduğu merak ediliyor, işin ucunun nereye varacağı da endişeyle bekleniyor. İşte böyle kritik bir süreçte yaşanan gelişmelerin piyasalara olası etkilerini araştırdık. Piyasanın önde gelen isimleriyle konuştuk ve 16 soruda piyasa beklentilerini belirlemeye çalıştık.

1- Turkiye gelişen ülkelerle karşılaştırıldığında nasıl hareket etti? Yaşananlar FED etkisi miydi? Yoksa siyasi kriz Türkiye’yi olumsuz ayrıştırdı mı?

Türkiye, iktisadi açıdan emsalleriyle karşılaştınldığında, son beş yıldır süren bol ve ucuz likidite döneminin sonuna gelindiği noktada, kırılgan ülkelerden biri olarak gösteriliyordu. “Kırılgan Beşli” olarak adlandırılan grupta başta cari açık olmak üzere yapısal sorunlanyla öne çıkan Türkiye, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika yer alıyor. Bu ülkeler arasında FED’in tahvil alimim ilk etapta 10 milyar dolar düşüreceğini açıkladığı geçen hafta, aynı etkiye en yüksek tepki veren Türkiye oldu. Bunun nedeni olarak Türkiye’de artan siyasi tansiyon olarak gösteriliyor. Yani siyasi krizin etkisi FED’in kararının önüne geçmiş görünüyor.

3- Operasyon haberlerinin kalıcı etkisi olacak mı? Etkisi ne kadar sürer? Nasıl hafifler?

Geniş çaplı yolsuzluk-rüş-vet soruşturmalarının etkisinin Kasım 2002’den bu yana tek başına iktidar olan AKP’yi ne oranda sarsacağını kestirmek güç. Siyasi belirsizlik ve gerilim arttıkça piyasalarda volatil sürecin devam edeceğini söyleyen Logos Portföy Genel Müdürü Berrin Önder, Başbakan Erdoğan kabinede önemli bir revizyon yapar ve olay daha fazla büyümezse etkinin daha sınırlı olabileceği görüşünde.

3- Yaşanan gelişmeler ne ölçüde fiyatlara yansıdı? Seçimlere kadar neler olabilir?

Operasyonların piyasalarda yarattığı deprem etkisi ve toz bulutu devam ederken, biraz geriden bakıldığında FED’deki karar sürecinin de etkisiyle “korku senaryosu ”nun kısmi de olsa fiyatlara yansıdığı görülüyor. Ata Yatınm Araştırma Müdürü Cemal Demirtaş’a göre, soruşturmalara! akibetiyle ilgili gelişmeler, Mart 2014 seçimlerinin sonuçlarına ilişkin beklentilerin çeşitlenmesine neden olabilecek. Her halükarda yerel seçimlerin üç ay sonra yapılacak olması, politik tarafta daha fazla olumsuz beklentileri sınırlayabilir.

4- Endeks bundan sonra nasıl hareket eder? Volatilite artar mı?

FED’in karanna verilen ilk tepki negatif olsa da bu karar zaten büyük ölçüde fiyatlanmıştı. Kısa vadede büyük yolsuzluk soruşturmalarıyla ilgili haber akışı, piyasada dalgalanmalara neden olmaya devam edebilir.

Gedik Yatırım Genel Müdürü Erhan Topaç, endekste yeni dengelerin siyasi krizin artmasına bağlı olarak 62.000-65.000 seviyelerinde oluşabileceği kanaatinde. Borsa düşerken işlem hacminin de nispeten yüksek olduğuna dikkat çeken Topaç, “Borsa düşerken hacmin yüksek olması, düşüşün henüz dengelenmediğini gösteriyor” diyor. Strateji Menkul Değerler Fon Yöneticisi Bülent Topbaş, “Bu durumda kaldıraçlı pozisyon almamak ve dengeli bir portföy dağılımı kritik önemde” uyarısında bulunuyor.

5- Borsa İstanbul, rakiplerine göre ne kadar iskontolu?

MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar endeksiyle BİST 100 F/K oranları açısından karşılaştırıldığında, BIST 100 endeksinin 9,18 F/K oranıyla MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar endeksine göre yüzde 22 iskontolu olduğu görülüyor. Tarihi ortalama yüzde 14 iskontoya işaret ediyor.

6- Yaşanan gelişmelerden en çok hangi şirketler, sektörler etkilendi?

Öncelikle yaşanan gelişmelerden en çok soruşturmalarda adı geçen hisseler olan Emlak Konut, Halkbank ve Sarkuysan’ın etkilendiğini gördük. Bunun yanında soruşturmanın içinde TOKİ’nin olması nedeniyle gayrimenkul yatırım ortaklığı hisselerinde düşüş gözlendi. Gülen Cemaati ile ilişkilendirilen şirketlerin hisseleri de süreçten olumsuz etkileniyor. Bunun yanında Gezi süreci sonrasında denetime tabi tutulan ve vergi cezaları ile karşı karşıya kalan Koç Grubu hisselerinde de düşüşler söz konusu oldu.

7- Bundan sonra hangi sektör ve şirketler nasıl etkilenir?

BIST 100’de ağırlığı oluşturan bankalar için 20l4’te daha yüksek bir fonlama maliyeti ve yeni düzenlemeler sonrasında kârlılık üzerinde baskı bekleniyor. Dolayısıyla 30 Mart 2014’teki yerel seçimler sonrasında siyasi gündemin hafiflemesine ve en azından yılın ilk sonuçlarının belli olacağı ilk çeyrek sonuna kadar, banka hisselerindeki olası baskı tüm piyasaya yansıyacak.

Finans dışı şirketler ise siyasi kriz derinleşir ve büyümelerde sıkıntı yaşanırsa 2014’te zorlanacak.

Öte yandan TL’de değer kaybı sürüyor. Bunun getireceği fınansal yükün etkisi ile kârlarda baskı görülebilir.

8- Yakın geçmişte yaşanan siyasi gerilimler ne kadar sürdü? Bunların piyasalara etkisi nasıl oldu?

Geçmişte de Türkiye siyasi olarak sıkıntılı süreçler yaşadı. Global ölçekte 2008 yılının son çeyreğinde yaşanan Lehman Brothers krizini saymazsak en uzun etki süreci bu yıl yaşandı. 22 Mayıs’ta FED Başkanı Ben Bemanke’nin parasal genişlemede sona gelindiği mesajı verdiği dönemde Gezi Parkı eylemleri patlak verdi. Yurtdışmdaki olumsuzluklara Gezi’nin de eklenmesiyle birlikte 68 seans gününde borsada yüzde 30’bu bulan düşüş yaşandı. 2006 yılında yaşanan siyasi gerilim döneminde Danıştay saldınsı gerçekleşti. Bu dönemde borsa yüzde 28,5 değer yitirdi. Burada yurtdışı gelişmelerin de etkisi vardı. 2007’deki e-muhtıra ve Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde kayıp yüzde 20’yi geçti. 2008 başındaki AKP kapatma davası sürecindeki kayıp ise yüzde 25,8 oldu. Bu hafta ise yaşanan gelişmelerle birlikte borsamn kaybı yüzde 8’i buldu.

9- Piyasalarda yeni denge nerelerde oluşur?

Analistler, oluşan siyasi belirsizlik ortamında tahmin yapmakta zorlanıyor. Buna karşılık son gelişmelerin yarattığı siyasi gerginlik ortamının en azından kısa vadede beklentileri negatif yönde etkilediğinde hemfikirler. Siyaset uzmanı olmadıklarından sürecin nereye gideceğini kestirmelerinin güç olduğunu belirten işlemciler, hedef değerlerinde revizyona gitmekten şimdilik uzak. Ancak borsa tarafında 70.000 altı seviyelerde yeni dengelerin oluşacağı yönünde görüşler öne çıkıyor.

Dolar kurunda Merkez Bankası belirleyici rol üstleniyor ve yukarı hareketlerde müdahaleler geliyor. Ancak kriz derinleşirse dolar kurunda 2,10 TL seviyelerinin üzerinde ve 2,15’lerde yeni dengeler oluşabilir. Burada ABD 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 3,10 seviyelerine çıkma olasılığı da dikkate almıyor.

Gösterge faizde ise enflasyon temel belirleyici. Yüzde 8 seviyelerindeki bir enflasyon ortamında yüzde 9,5-10 seviyelerinde faiz oranlan mümkün görünüyor.

10- Dolar kurunda hala 1,92 umudu var mı?

2,09’un üzerinde tarihi zirvesini geçen hafta gören dolar/TL kurunun ana belirleyicisi FED’in tapering karan, genel anlamda küresel piyasalarda bir satış baskısı yaratıyor. Ancak TL’de ve TL cinsi yatırım araçlarında değer kayıplarının ardında siyasi risk algılamalarındaki bozulma yer alıyor. Bu durumda Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nm ağustos ayında telaffuz ettiği 1,92 TL seviyesi, artık finans dünyasında kimseyi ikna edemiyor. Yıl sonunda 2,00-2,05 TL arasındaki seviyeleri işaret edenler ağırlıkta.



HSBC Stratejisti Fatih Keresteci, yayınladığı notta bu durumu ortaya koyarken, “Fiyatlamalara ilişkin yorumlarda bulunmak her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Yurtdışında oldukça sakin bir eğilim kaydedileceğini, içeride ise politik risk algılamalarına göre bir yön arayışı olacağını düşünüyoruz” diyor.

11- Bu ortamda hangi yatırım enstrümanları avantajlı?

Tahvil faizlerinin bir süre daha mevduatın altında seyretmesi bekleniyor. TCMB’nin parasal sıkılaştırmasını artırması, mevduat faizlerinin yılın ilk çeyreğinde yüksek seyrini koruyacağına işaret ediyor. Kredi / mevduat oranının yüzde 105 civarında seyrediyor olması da bankaların kredi talebini karşılamak üzere mevduata yöneleceklerinin bir işareti.

Mevduata alternatif olarak uzun vadeli enflasyona endeksli tahvillere ve BES fonlarına yatırım öneriliyor. Yılı yüzde 27’nin üzerinde değer kaybıyla kapatmaya hazırlanan altın fiyatlarında artışın sınırlı olması bekleniyor. Sınırlı yükseliş için yukarıda 1.350 dolar/ons, aşağıda ise 1.200 dolar/ons seviyelerine işaret ediliyor. Öte yandan bankalar mevduat, kur etkisiyle maliyetleri artan şirketler de finansman ihtiyaçlarım menkul kıymet ihracı ile karşılamaya çalışacak. ÖST ve banka bonoları da portföylerde yer edinebilir. Temkinli yatırımcılar için yüzde 15-25 arası hisse, yüzde 15 tahvil bono, yüzde 30-40 mevduat, yüzde 10-15 civarında da serbest fon öneriliyor. Hisse seçiminde ise reel sektör öne çıkıyor.

12- Gelişmelerden tedirgin olan yabancılar ne diyor?

Standard Bank gelişen piyasalar ekonomisti Tim Ash, yayınladığı araştırma notunda, “Ekonomideki zorlukları düşünüldüğünde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu son şey siyasi risklerin artması. Bu durum borçlanma maliyetlerini yükseltip TL’yi zayıflatabilir” dedi.

Amerikalı yatırım bankası Merili Lynch ise TL satıp dolar almayı önerirken, dollar kuru tahminini 2014 ilk çeyreğinde 2,2l6l TL olarak gösteriyor. TD Securities Gelişen Piyasalar Stratejisti Cristian Maggio ise “Merkez’in kararından sonra piyasada hayal kırıklığı oluştu. Piyasanın TL’yi desteklemek için daha yüksek faiz oranlarına ihtiyacı var” diyor. Araştırma notunda Maggio, “FED’in tahvil alım programını kısması, Merkez Bankası’nm güvercin para politikası ve son siyasi şokla birlikte, öngörülebilir sürede TL, benzer ülke para birimlerinden kötü performans gösterebilir. Dolar kuru 2,20 TL’ye kadar yükselebilir” ifadesini kullandı.

13- FED varlık alimini 85 milyar dolardan 75 milyar dolara indirdi. Bu ne anlama geliyor?

Akbank Ekonomik Araştırmalar Birimi’nin değerlendirmesine göre, FED’in son kararı varlık alım programındaki azaltmanın seyri konusunda bir takvim ortaya koymuyor. Ancak önümüzdeki toplantılarda ölçülü azaltmaların sürmesi bekleniyor. Varlık alım programındaki azaltım, daha önce olduğu gibi, enflasyon ve işgücü piyasasındaki gelişmelere bağlı olacak. Ancak geçen haftaki karara göre, varlık azal-tımı için enflasyon görünümü önemli hale geldi.

Faiz artırımı tarafında ise işsizlik oranı FED’in hedeflediği yüzde 6,5 seviyesinin oldukça altına dahi geri-lese, enflasyon oranı yüzde 2’nin altında seyrettiği sürece halihazırdaki sıfır mertebesindeki politika faizi devam edecek. FED’in ilk politika faiz artırımı beklentileri, 2015’in ikinci yarısı ile 2016 başlarında yoğunlaşıyor.

14- FED kararının piyasalara etkisi ne ölçüde oldu ve olmaya devam edecek?

FED’in politika değişikliği 22 Mayıs’ta Bernanke’nin açıklamalarından bu yana piyasalarda önemli ölçüde riyadandı. Yorumlara göre, FED, varlık alım programı azaltımı konusundaki politika adımını ileriye dönük rehberlik iletişimini güçlendirerek dengelemeyi başarmış gözüküyor.

Gerek ABD tahvil faizlerinde sınırlı yükselişler olması gerekse gelişmekte olan ülke riskli aktiflerindeki sakin seyir bunu doğrular nitelikte. Türkiye ise hükümet üyelerinin de adının karıştığı rüşvet ve yolsuzluk haberleriyle gelişen piyasalardan olumsuz yönde ayrıştı.

15- Siyasi gerginliğin Türkiye’nin kredi notunu etkileyecek uzun dönemli sonuçları olur mu?

Yorumlar, süreçten uzun dönemli sonuçlar beklemek için erken olduğu yönünde. JP Morgan Başekonomisti Yarkın Cebeci, FED kararının beklenenden daha olumlu algılanan bir karar olduğuna katılarak, Türkiye’nin olumsuz ayrışmasını şu sözlerle ifade ediyor: “Belirsizlik ne kadar önce kalkarsa o kadar iyiydi. Merkez Bankası da geçen haftaki kararında sıkı politika kararma devam edeceğini açıkladı. Ucuz fonlamayı azalttı, efektif fonla-mayı yukarı çekti. Makro ihtiyati tedbirler altında olumlu ayrışması gerekirdi ama siyasi gerginlikler nedeniyle olmadı.”

Yabancı yatırımcıların durumu anlamakta zorlandığını, ancak soranlara durumun ciddi olduğunu, suların durulmasını beklemeleri gerektiğini belirttiklerini söyleyen Cebeci, “Olağandışı bir dönemden geçiyoruz. Yabancı yatırımcılann uzakta durması likiditeyi azaltıyor. Likiditenin azalması borsa ve kur hareketlerinin daha keskinleşmesine neden oluyor. Ancak kredi notuna kadar varan ciddi etkileri şimdiden öngörmek için erken” diyor.

16- Gelişmelerin makro ekonomiye yansıması nasıl olur?

Büyüme oranı yüzde 3,5-4 arasında, enflasyonu yüzde 7,5 civarında, cari açığı GSYİH’nin yüzde 7’sini aşan, dış finansman ihtiyacı yüksek ve kısa vadeli fonlara dayalı olan Türkiye ekonomisi, siyasi tansiyonun arttığı 2014’te sıkıntılı bir süreç yaşayabilir.

Siyasi risk algılamalarındaki bozulma azalana kadar Türk mali piyasalarının dalgalı bir eğilim göstermesi bekleniyor. Nitekim mali piyasalar, yurtdışı piyasalardan negatif anlamda belirgin bir şekilde ayrıştı.

Bu algının ne kadar kalıcı olabileceğini sorduğumuz Garanti Yatırım Başekonomisti Gizem Öztok Altmsaç, FED’den gelen belirgin adıma gelişen ülke piyasalarının ılımlı tepki verdiğini, psikolojik bir rahatlama görüldüğünü belirtiyor. “Ancak bu tepki kısa vadeli” uyarısında bulunan Antınsaç, “FED’in kararma EM’ler (yükselen piyasalar) aleyhine bir belirsizlik söz konusuyken, orta ve uzun vadede Türkiye olumsuz ayrışmaya devam edecek. Siyasi gerilim ekonomi üzerinde uzun vadede ciddi sonuçları olabilecek bir süreç” ifadesini kullanıyor. Burgan Yatırım Başekonomisti Haluk Bürümcekçi ise yaşanan siyasi gerginliklerle ilgili yorumda bulunmak için erken olduğunu belirterek, FED tarafından da büyük şok gelmediği yönünde temkinli değerlendirmelerde bulunuyor.

‘Türkiye’ye yatırım getirisi hala yüksek’

Mart 2012’de Mira Menkul Değerler’i alarak Türkiye’ye yatırım yapan ilk Rus finansal kurum olan Renaissance Capital, gelişmekte olan piyasalara ilişkin 9 Aralık’ta yayınladığı raporda, siyasi risklere sıradığı korelasyonlarla dikkat çekmişti.

Charles Robertson, Yvonne Mhango, IvanTchakarov, Daniel Şalter, Gennadiy Babenko’nun hazırladığı “Yönlendici ekonomi: Siyasi uzun dönem riskleri” başlıklı raporda şu ifadeler kullanılıyordu: “EM ülkelerinden Rusya, Türkiye, Güney Afrika ve Brezilya’da seçmenler en az 10 yıldan fazladır iktidarda olan yönetimlerin siyasi uzun ömrünü sorguluyor. Uzun dönem iktidarın etkileri neler? EM ülkelerine baktığımızda liderlerin/partilerin 15 yıldan uzun iktidarda kalmalarıyla yolsuzluğun ekonomideki etkileri görülmeye başlıyor!

Başekonomist Charles Robertson, son gelişmeleri Ekonomist”e şöyle yorumladı:

“Türkiye’nin bir hükümet değişikliğinden fayda sağlayacağını düşünmeye başlıyorum. Yeni gelecek hükümet ekonomi anlamında AKP kadar başarılı olmayacak olsa da geçen hafta yaşananlar ciddi bir endişe yaratmayabilir. İç siyasi karışıklıklar hisse senedi piyasasında sert hareketlere neden oldu, kuru etkiledi, ama bunda FED’in de ciddi etkisi vardı. 11 yıllık iktidardan sonra Türkiye’de yükselen yolsuzluğun bir tehdit olduğunu düşünmek gerçekçi. Fakat diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha az olan yolsuzluk oranı, özellikle hisse senedi piyasasında, portfolyo yatırımlarını çok etkilemez.

Tahvil piyasasında yüzde 10luk getiri. Güney Afrika’daki yüzde 7,8’den (uzun yıllar ciddi yolsuzluk etkisinde kalmasına karşın), yüzde 5,6 olan Macaristan ve yüzde 4,2 olan Polonya gibi diğer ülkelerden daha iyi getirisi var. Türkiye’de siyasi risk düşük değil, fakat iyi getiri sunan enstrümanları var. Kısa vadede değer kaybedebilir, fakat yatırımcılar açısından bizim önerilerimiz olumlu.”

Krizle birlikte seçimlerin önemi dana da artıyor

“2014 yılının izlenecek önemli konuları yurtiçinde son rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrasında önemi daha da artan yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimi olacak. Yurtdışında ise küresel büyümedeki toparlanmanın seyri ile ABD’nin borç tavanı görüşmeleri ve makro verilere bağlı olarak FED’in tahvil atımlarını nasıl bir takvim ile azaltacağı izlenecek. Yerel seçimler sonrasında siyasi belirsizliğin azalmasıyla piyasalarda nispeten daha olumlu bir ortam görülebilir.

Öte yandan FED’in tahvil atımlarında azaltıma başlaması Türkiye gibi gelişen piyasalar için yüksek büyüme hikayesinin bittiği daha dalgalı bir yılı beraberinde getirecek. 2014’ün ilk yarısında bir miktar daha baskı altında kalmasını beklediğimiz borsada endeksin 62.OOO-65.OOO seviyelerini görülebileceğini düşünüyoruz, ikinci yarı için yılın ilk yarısına göre daha iyimser bir beklentiyle 76.OOO-79.OOO seviyeleri test edilebilir!’

TALİP YILMAZ / KIVANÇ ÖZVARDAR





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir