Anasayfa / Kültür Sanat / Şair Seyhan Erözçelik’in Eserleri

Şair Seyhan Erözçelik’in Eserleri




80 kuşağı olarak anılan şairler grubunun önemli isimlerinden Seyhan Erözçelik, dün sabah geçirdiği beyin kanaması sonucu 49 yaşında hayata veda etti. Necatigil Şiir Ödülü dahil birçok ödülün sahibi olan Erözçelik’in son kitabı “Pentimento” geçtiğimiz şubat ayında yayımlanmıştı. Erözçelik’in cenazesi bugün öğle namazını müteakiben Emirgan Camii’nden kaldırılacak.

Şaire vedâ, çok güç geliyor. Şimdi, “rüyâ gibi her hâtıra”… Evet, Seyhan Erözçelik’i kaybettik! “Yeis ile Tabanca”nın şairini, taşların dilinden anlayan nadir insanlardan birini ve tabii, Haşim Çatış’ın, Mustafa Irgat’ın, Nilgün Marmara’nın arkadaşını, kaybettik.

Onu şu an anımsarken, asla yalnız başına düşünmediğimi fark ediyorum. Erözçelik, bir kuşağın, en azından bizim için hep gıptayla baktığımız bir kuşağın, en önemli isimlerinden biriydi. İster, ’80 sonrası kuşak denilsin, ister şiire hakkını teslim etme çabasındaki şairler densin, Seyhan Erözçelik, “Sombahar” olduğu gibi, tabii ki “Şiir Atı”ydı da hepimiz için. Şiir yazma çabasındaki her birimize, hayattaki, yakınımızdaki pusulaydı: “Bir zamanlar –bir zamanlar dediysem, / çok eski de değil: Birkaç ay önce-/gül alırdık. Biz. Hepimiz./ Her şey için, yerli yersiz/gül alırdık bir zamanlar. / Biz. Hepimiz.// Gülleri de eskittik./…/Hiçbir şey eskisi gibi olamaz ki artık!/ Artık biz, Üsküdar’a da geçmez olduk.// Oysaki, insanların birbirine ihtiyacı var./ Yoksa niye toplu halde yaşasınlar.”

Seyhan Erözçelik şiiri dendiği zaman, sanırım akla ilk olarak hâtıralara bağlılığı gelecektir. Henüz ilk kitabı, “Yeis ile Tabanca”, ‘Hâtıralar Dükkânı’ isimli bir bölümle açılır. Yayımlanan son şiir kitabı, “Pentimento”nun sanırım en güçlü şiirlerinden biri –ve son yaptığımız söyleşide söz ettiği gibi kitabın ‘kod adı’- “Maarif”te de yine eski günlere döner; Maarif Koleji’ndeki henüz iki yeniyetmenin büyüyüp serpilmelerini, yaşadıklarını, dönemin atmosferi içinde can yakıcı bir şekilde betimler: “Böyle geldi, böyle geçti hayat.”

Oysa, bu konuyu kendisine sorduğumda tavrı ve cevabı çok netti: “Aslında, ben hatıralara bağlı değilim. Nostalji duygusuyla yaşayan bir insan olduğum da söylenemez. Ama memleketimizde bütün yaşananları gördükten sonra, elli yıllık hayatımda, nelerse onlar, birçok şeyin unutulduğunu üzülerek görüyorum. Unutmaya ayarlıyız sanki. Halbuki dünya hatırlayarak, unutmayarak, ders alarak ilerler. Ben de hatırlatıyorum. Çünkü hatırlıyorum: Il mio amarcord. İtalyancanın yerel dillerinden birinden, “hatırlıyordum.” Fellini’nin filmi bunu çok iyi anlatır. “Savaş kapıdadır.” Bu yüzden Seyhan Erözçelik, hatırlayarak ve hatırlatarak, kaybettiğimiz çocukluğumuzu bize yeniden yaşatarak kurdu şiirini. Sözcüklerin sırrına erişmeye çalışan bir simyacı gibi, her bir harfin –hatta Dil’in- hakkını arayarak/savunarak bir mûcizeyi gerçekleştirmeye çabaladı; mûcizenin imkânsızlığının her daim bilincinde kalarak…



“Kaybetmek, kaybolmak değildir, dedi, üzülme. Yine de bir gün hepimiz kaybolacağız. Mechûle mi, malûma mı, onu sen bileceksin.” Henüz tanıştığımız ilk gün, bana sıkı sıkı sarılıp, “Aramıza hoş geldin şair.” deyişini; “Ama, bu iyi bir şey mi, değil mi, bilemiyorum.” diye gülümsemesini; gençlik albümlerinden, kendisinin ve Nilgün Marmara’nın fotoğraflarını gösterişini; o günlerde yayıma hazırlanan dosyamın adının değişmesi konusunda inatlaşmamızı, hiç unutmayacağım!… Bu yüzden, hoşça kal diyemiyorum size, bunu istemiyorum. Biz hâlâ, “Umutsuzlar Merdiveni”ndeyiz Seyhan abi, sizi bekliyoruz:

“Vardık,
bitti.
Yerden aşağı.
Göğden yukarı.”

Erözçelik’in eserleri

Yeis ile Tabanca (1986), Hayal Kumpanyası (1990), Kır Ağı (1991), Gül ve Telve (1997), Şehir’de Sansar Var! (1999), Yeis (2002), Kitaplar (2003 – Toplu Şiirler), Yağmur Taşı (2004), Vâridik Yoğidik (2006), Rosestrikes and Coffee Grinds (2010, Gül ve Telve’nin İngilizce çevirisi), Pentimento (2011)

Şiir dünyasında hüzün…

Hilmi Yavuz: Gelecekte üzerinde durulacaktır
“Seyhan Erözçelik’in ölümü benim için gerçek bir evlat acısı oldu. Seyhan çok sevdiğim evlatlarımdan biriydi. Seyhan’ın özellikle Gül ve Telve kitabıyla çok kendine özgü ve tekil bir şiir dili inşa ettiğini söylemek mümkün. Bu tekilliği bugün fark edilmemiş olabilir ama gelecekte onun şiiri üzerinde çok durulacaktır, durulması gerekir. ”

İhsan Deniz: İyilerdendi
“İyi şiir yazdı, kendisi de iyilerdendi. Son yıllarda çıkardığı kitaplarda, şiir alanında, Türk dilinin zengin havza ve katmanlarına yönelik kazılar yapıyordu. Araştırıcı bir yönü vardı Seyhan’ın. Taa en baştan beri, şiiri için pek çok bilgi havuzuna dalmış-çıkmış, kurcalayıcı-didikleyici olmuş ve bu bağlamda şiirine hem yol hem kılavuz olan yapılar oluşturmuştur.”

Ömer Erdem: Şair Olmayı kendisine yakıştırıyordu
“Seyhan Erözçelik’i her zaman sakin ve naif bir kişi olarak tanıdım. Dostluğumuz olmadı. Şair olmayı ve şair durmayı kendisine yakıştırma özeni uzaktan da olsa ilgimi çekmişti. İçinde iki kişinin yan yana yürüdüğü mahcup bir çocuk yaşar mıydı? Kim bilebilir? Bildiğim, şiirinde ve şiir tutumunda dile karşı takındığı özel tutumdu.”

V. B. Bayrıl: 80 şiirinin en dilbaz şairiydi seyhan
“80 şiirinin en dilbaz şairiydi Seyhan Erözçelik. Baştan beri Dil’e dair geliştirdiği özel bir algılamayla, Türkçe’nin uzak ve eskil geçmişiyle bugünkü modern hali arasında bir sarkaç gibi sallanan kendine özgü bir şiir yazdı. Bazen sıkı ördü şiirlerini kimi zaman da çözüverdi ipliklerini. Kalıcı olacak. Her kuşak onu tekrar tekrar ve zevkle keşfedecek.”





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir