Anasayfa / Ekonomi-Finans / Son 20 Yılın Ekonomi Politikaları ve Avrupa – ABD Krizleri

Son 20 Yılın Ekonomi Politikaları ve Avrupa – ABD Krizleri




Son 20 Yılın Ekonomi Politikaları ve Avrupa – ABD Krizleri

Dünya ekonomisi 2008 yılında yaşadığı derin finansal krizin etkileri tam olarak atlatamadan, önce Avrupa’da İrlanda, Yunanistan, Portekiz gibi ülkelerin başını çektiği bankacılık krizi ardından da ABD’nin içerisine girdiği ve son olarak Standart & Poor’s un ABD’nin kredi notunu AAA dan AA+’ya düşürmesi sonucu piyasalarda paniğe yol açan ve bazı iktisatçıların ‘‘ikinci dip’’ mi dedikleri krizin ayak sesleri duyulmaya başlandı. Bu makalede Avrupa ve ABD’de yaşanan ve bütün dünyayı etkileyen son sürecin 20 yıllık gerisine gidilmiş adım adım bugünlere nasıl gelindiği anlatılmış ve gelişmekte olan ekonomilerin de 1990-2000’li yıllarda yaşadığı krizlerin yapıları hakkında kısa bilgiler verilmiştir.

Makale üç bölümde yazılmış olup

Birinci bölümde; 2007 Krizi Öncesi Dünya Ekonomisinin Zemini,

İkinci Bölümde; Krizin ABD ve Avrupa’daki Gelişimi ve Büyüyen Finansal Piyasaların Krizdeki Rolü ve Etkisi,

Üçüncü ve Son Bölümde ise; 2007 Krizi ile bağlantı kurularak Avrupa ve ABD Ekonomilerindeki ‘‘ikinci dip’’ uyarısının varabileceği sonuçlar ve yapılması gerekenlerle ilgili değerlendirmeler yer almaktadır.

2007 Krizi Öncesi Dünya Ekonomisinin Zemini

Ekonomi tarihinin ilk büyük buhranı 1873 yılında Alman-Avusturya finansal krizi ile başlayıp dokuz ülkenin iflasına yol açan yaklaşık 15 sene süren ve ismine “Uzun Depresyon” (Long Depression) denilen finansal krizdir. 1929 – 1936 yılları arasında yaşanan diğer bir finansal kriz de “Büyük Buhran” (Great Depression) ismiyle bilinmektedir.

Bu büyük kriz sonrasında 2. Dünya Savaşı başlamıştır. Daha sonra uzun bir dönem böylesine büyük kriz ve buhran görmeyen dünya ekonomisi (1992’de Avrupa Döviz Krizi Mekanizması Krizi, 1994-95’te Latin Amerika Krizi, 1997 Asya Krizi, 1998 Rusya krizi ve 2001 Arjantin krizi gerçekleşmiştir) 2007 yılında başlayan ve 2 yıl süren adına “Büyük Daralma” (Great Recession) denilen etkilerinin hala devam ettiği bir süreci yaşamıştır. (http://www.bagimsizsosyalbilimciler.org/Yazilar_BSB/BSB2011.pdf, s4)



ABD’nin bugünkü durumunu anlamak için 1990 sonrasını iyi analiz etmemiz gerekmektedir. Finansal küreselleşmenin hızlanması ve özellikle 1990’lı yıllardan sonra uluslararası sermayenin dünya ölçeğinde serbestçe dolaşma imkanını bulması nedeniyle, dünyada ekonomik krizlerin arttığı gözlenmektedir. Dolayısıyla, uluslararası sermaye hareketlerinin artmasıyla ekonomik krizler arasında çok yakın bir korelasyon bulunmaktadır (Şimşek, 2004:64).

Kambiyo sistemindeki serbestleşmeler gelişmekte olan ülkelerin ve uluslararası finansal piyasaların gelişmesine katkıda bulunurlar fakat gelişmekte olan ülkenin bağımsız para, döviz kuru ve faiz politikası takip edebilmesini zorlaştırmakta dolayısıyla ülkelerin kendine özgü kalkınma ve ekonomik politika izleyebilme yeteneğini sınırlandırmaktadır. (Yeldan, 2002)

Sermaye hareketleri, küreselleşme tartışmalarında merkezi bir rol oynamaktadır. Günümüzde özel ve tüzel kuruluşların ellerinde çok büyük miktarlarda fonlar bulunmaktadır. Bu fonlara sahip olan spekülatörler olarak ifade ettiğimiz kişi ve kurumlar, kısa vadeli sermaye hareketlerin bu tür oynaklarından yararlanmaya çalışmaktadır ( Stiglitz, 2002:117).

1990’lı yıllar liberalizasyonun tüm dünyayı etkisi altına almaya başladığı yıllardı. ABD halkı tüketimi artırmış, Amerikan hükümeti de bunu teşvik etmek için 2001 yılında vergileri düşürmüştü. ABD halkının harcamaları daha da artmış tasarrufları minimuma inmişti. FED faizleri düşük tutuyordu. 2000’li yıllar boyunca petrol, tarım ürünleri ve diğer emtia fiyatlarında büyük bir yükseliş gözlendi. ( Çin ve Hindistan’ın talepleri bu artışı Altın ve petrol gibi değerli maddeler de tarihinin en yüksek değerini kazanırken ABD dolarının değeri hemen hemen bütün diğer para birimleri karşısında önemli ölçüde düşmüştür. (Bu tarihlerde ABD doları TL karşısında da düşük seyretmiştir, düşük kur karşısında değerli TL cari açığımızı artırmış ve bugünkü rekor cari açığımızın ana nedeni olmuştur). Buna paralel olarak 2008 yılında ABD’de konut fiyatlarında büyük bir düşüş yaşandı. ABD’deki konut fiyatları 2000’li yıllar boyunca büyük bir yükselme göstermişti. Bu yükselmenin bir nedeni de mortgage sistemiydi. Sürekli olarak yükselen konut fiyatları piyasalarda aşırı derecede iyimser bir hava yaratmış, bankaların düşük gelirli ailelere konut almak için kolayca kredi sağlamalarına yol açmıştı. Hatta kamuoyunda “NINJA” olarak bilinen bu krediler ( No Income, No Job, No Asset ) o kadar yaygınlaşmıştır ki konut fiyatlarının çok hızlı artmasına yol açmıştır. ( Alantar, 2011:2 )

ABD’de bankalar konut kredileri için gereken parayı yatırım bankalarında ihraç ettikleri tahviller ile borçlanarak sağlıyorlardı. Ancak kredilerin geri dönüşümü zora girince yatırım bankaları ve ABD mortgage piyasası için sancılı günler başladı.





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

4 Yorumlar

  1. Şahap Güven in Yunanistan Finansal Krizi ile ilgili yazısı ekodialogda. Okumak isteyenler için linki http://www.ekodialog.com/Makaleler/yunanistan-finansal-krizi.html

  2. Şahap Güven beyin sıcak para hareketlerinin ekonomilere olan zararlarını anlatırken benim de aklıma şu soru geldi. devlet neden sermaye çıkışlarının önüne vergi koymaz ki ? yani borsaya gelip spekülasyon yapan sermayenin ülkemize bir faydasının olmadığı kesin. Finansal piyasa ürünleri çok önemli evet borsa çok önemli o da tamam ama hiç biri üretimden önemli değil

  3. ABD de Obama çok büyük umutlarla başkan olmuştu hatırlıyorum. O da fos çıktı. Demek ki sorun liderlerde değil sistemde. reel ticareti unut, sanayiyi unut, üretmeyi unut, tahvil dağıt, hisse senedi kovala yattığın yerden kar et. böyle bir sistem olmaz, balon şişti ve patladı. çok güzel özetlemişsiniz. para politikası ile birlikte uygulanması gereken mali politikaları da biraz açarsanız sevinirim.

  4. Avrupanın durumu bu kadar fecimiydi ya? baya borçları varmış. Yani hükümetler borç almış üretmeden halkına varmiş o paraları. Avrupanın kötü olması bizi de etkiler diye tahmin ediyorum çünkü ihracatımızın % 45 ini Avrupaya yapıyoruz. yani teğet mi geçer bilmiyorum ama çok çetin geçeceği kesin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir