yandex
yatırım uzmanı LR iş ortaklığı
Anasayfa / Ekonomi-Finans / Türkiye ekonomisi için orta ve uzun vadede beklentiler

Türkiye ekonomisi için orta ve uzun vadede beklentiler



ABD’DE ve Avrupa ekonomilerinde toparlanma süreci zayıf da olsa devam ediyor. Olumlu veriler ABD Merkez Bankası’nın (FED), yeni bir tahvil azaltımı yapma ihtimalini güçlendiriyor. Parasal genişlemeden çıkış kararına karşın, şimdilik hem ABD hem Avrupa tarafında düşük faiz politikası sürüyor. Düşük faiz bir süre daha ekonomiler için büyümeyi destekleyecek bir unsur olarak görülüyor. Ancak, önümüzdeki dönem gelişen ülkeler açısından zorlu bir süreç olacak. Bunun en büyük nedeni, bol para ve düşük faiz sayesinde yıllardır yaşanan sermaye girişinin tersine dönmesi. Bu süreçte yapılan kırılganlık değerlendirmelerinde öne çıkan kriterler ise, cari açık, enflasyon, dış borç, döviz rezervi gibi göstergeler.

ekonomik beklentiler

Türkiye, borç yapısı ve mali dengesiyle sağlam bir görünüm sunuyor. Ancak cari açığın milli gelire oranı ve enflasyon artışıyla kırılganlık arz ediyor. Dış kaynak girişinin baskı altında olması bu yıl büyüme üzerinde de olumsuz etki yapıyor. Özellikle önümüzdeki dönemde birbiri ardına üç seçimin olması ekonomiyle ilgili birçok belirsizliği beraberinde getiriyor. Piyasalar cephesinde, döviz kuru ve faizlerin bundan sonraki seyriyle re-el ekonomide yatırım eğilimi en çok merak edilen konular. Ayrıca Türkiye ekonomisinin gerçekten söylendiği gibi kırılgan olup olmadığı da tartışma konusu. Ekonominin risklerine olduğu kadar güçlü taraflarına da dikkat çekiliyor.

Ekonomide önümüzdeki dönemde merak edilen tüm bu konuları ekonomistlerle masaya yatırdık. Piri Reis Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde (İİBF) görev yapan öğretim üyeleri Türkiye ekonomisi için orta ve uzun vadede beklentilerini dile getirirken, küçük yatırımcılara da önerilerde bulundular. Başta İİBF Dekanı Prof. Dr. Oral Erdoğan olmak üzere, öğretim üyeleri Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, Prof. Dr. Nazım Engin ve Prof. Dr. Kaya Ardıç görüş ve önerilerini paylaştılar…

Prof. Dr. Engin:

Türkiye’yi kırılgan göstermelerinin sebebi, cari dengenin milli gelire oranı, enflasyonun diğer gelişen ülkelere göre yüksek olması ve döviz rezervindeki düşüştür. Cari açığın milli gelire oranı önceki yıllarda yüzde 3 olduğu zaman bu kritik seviye olarak kabul ediliyordu. Sonra bu yüzde 4’e çıktı. Şimdi yüzde 6 ve 7’ye kadar bile normal algılanıyor. Çünkü 2000’li yıllardan itibaren dışarıdan finansman sağlama imkanı arttı. Sermaye girişi arttıkça daha bol miktarda borç alındı. Ancak kur artınca borçlar da artmaya başladı. Oysa doların bol ve ucuz olduğu dönemde içerde bunu tüketime değil de yatı rıma döndürebilseydik risk azalırdı.

Prof. Dr. Ardıç:

Çeşitli kırılanlık ölçüleri var. Örneğin, Merkez Bankası brüt rezervinin kısa vadeli dış borçlara oranı, cari açığın milli gelire oranı ve tasarruf açığı. Ancak kırılganlık vurgusu son dönemde biraz abartıldı. Bu, biraz siyasi tansiyonla ilgili. Çünkü ekonomide güven çok önemlidir.

Prof. Dr. Aslanoğlu:

Ekonomide üç temel açık dikkate alınır. Cari açık, bütçe açığı ve tasarruf açığı. Türkiye’de iki tanesi özellikle yaşanıyor. Türkiye’yi kırılgan olarak değerlendirenler temelde bu ikisine bakıyorlar, çünkü bol likidite döneminden daha az likidite dönemine geçiyoruz. Bol para döneminde cari açık olsa bile finanse edecek kaynak bulabiliyordunuz. Şimdi ise uluslararası sermayenin risk iştahı azaldı. Açığı olan ülkelere karşı daha seçici davranıyorlar. Azalan likidite artan volatilite demektir.

Prof. Dr. Erdoğan:

Türkiye aslında, kırılganlığı çok sert yaşamıyor. Bunun en önemli nedeni bankacılık sisteminin sağlamlığı. Ortalama yüzde 16 sermaye yeterlilik rasyosu var. Bazılarının daha da fazla. İkincisi kamu borcunun milli gelire oranı düşük. Yani bankalar ve kamu mâliyesi sağlam. Ancak üçüncü ayak olan reel sektörde nakit sıkıntısı daha içsel yaşanıyor. Burada tedbir alınamazsa, reel sektördeki sıkıntı hem finans kesimini hem kamu mâliyesi tarafını zorlayacak unsurlar içeriyor. Yani Türkiye’nin reel sektörü gelecek için bir taraftan umut vaat ederken diğer taraftan tehlike içeriyor.

Prof. Dr. Erdoğan:

Her ülkenin büyüme konusunda tutturması gereken bir seviye var. Burada nüfus ve refah seviyesi önemli. Örneğin Meksika ve Güney Kore belli çatışmalar yaşadıktan sonra istikrarlı bir ekonomiye geçtiler. Türkiye ise 2003 yılma kadar 6-7 yıldan daha fazla istikrarlı bir büyüme dönemi yaşaya-mamıştı. Şu anda bu görünüm yine bozulma riskiyle karşı karşıya. Türkiye yeni bir tarihi sınav veriyor. Ekonomide büyümeyi ikinci plana atıyor gibi görünüyor. Ama Türkiye düşük büyümeye razı olamaz. Doğru para ve maliye politikaları uygularsa, yüzde 6 büyümeyi rahatlıkla başarabilir.

Prof. Dr. Engin:

Türkiye uzun süre yabancı sermaye girişiyle büyüdü. Önümüzdeki beş yıl boyunca büyümede yüzde 4’ü tutturamayacağım düşünüyorum. Çünkü ardı ardına üç seçim var. Türkiye’nin büyümeyi tekrar yakalaması biraz ertelenmiş gibi görünüyor. Paranın çok bol olmasındansa kıt olması daha büyük avantaj. Çünkü kıt kaynağı daha iyi kullanırsınız. Akılcı kullanırsınız. Kaynaklar çok bolken, israf etme eğilimi fazla olur. Bunu kırmak için akılcı politikalar gerekiyor. Paranın kıtlaşması, daha rasyonel düşünmeye sevk eder. O anlamda çok umutluyum.



Prof. Dr. Aslanoğlu:

Özellikle azalan likidite ve artan volatilite nedeniyle önümüzdeki bir yıl rahat olmayacak. Ancak orta ve uzun vadede, kötümser olmak için gerekçe yok. Genel anlamda gelişen ülkeler açısından büyümenin sıkıntılı olduğu dönem olacak. Orta ve uzun vadede yüzde 3 büyüme sürdürülebilir değil. Bu süreçte “Neden büyü-yemiyoruz, neden iş bulamıyorum, neden gelirim artmıyor?” sorularını daha çok soracağız. Ancak diğer taraftan bu durum kendi çözümünü getirecektir. Kurumlardan siyasete, yapısal sorunlara kadar çözmemiz gereken sorunlar var. Bu belki de bir fırsat olacak. Türkiye bazı koşullar sağlandığında iç talebi güçlü olan bir ülke.

Prof. Dr. Ardıç:

Ekonomiden son dönemde siyaset daha çok ön plana çıktı. Siyaset düzelmeden ekonomide ne yapsanız hiçbiri dış kaynak ihtiyacını karşılayacak güvenceyi vermez.

Prof. Dr. Erdoğan:

Ekonomide son yıllarda atılan en önemli adımlar ulaştırma alanında oldu. Örneğin 1940’lara kadar demiryolu yatırımlarında önemli işler yapıldı. Ancak ondan sonra 2000’lere kadar önemli bir hareket olmadı. 2003 yılından beri demiryolu yapılıyor ve şu anda 12 bin kilometre hat uzunluğuna ulaşıldı. Aynı zamanda önümüzdeki 5-10 yıl içinde bunun 26 bin kilometreye ulaştırılması hedefleniyor. Ekonomi üretecek ve tüketecek. Bunun için de ulaşım gerekiyor. Türkiye geçmişte hamle yapamamıştı, şimdi biraz yol alındı.

Prof. Dr. Aslanoğlu:

En büyük avantajımız sağlam bir bankacılık sistemine sahip olmamız. Ama ekonomi uzun süre yavaş giderse, bankacılıkta sorunlar çıkabilir. Yüzde 15-16’lık sermaye yeterlilikleri aşağı gidebilir. Ayrıca kamu dengeleri iyi görünüyor. Nüfus açısından iyi eğitimli hızlı büyümeye aday bir ülkeyiz. Coğrafi konumu da çok avantajlı. Bu yıl ihracatta kur avantajı da yaşanacak. Bunun yansıması için altı ila dokuz aylık bir süreç var. Kurun etkisini görmeye devam edeceğiz.

Prof. Dr. Engin:

Kur düşükken ihracatçı cezalandırılıyordu şimdi yükselince ihracat artabilir. Ama üretim ve ihracatımız ithal girdilere bağlı. İthal girdi fiyatları da artıyor. İkincisi ihraç edilen malların fiyat esnekliğinin çok yüksek olduğunu düşünmüyorum. Ancak paranın kıt olması avantaja dönüştürülebilir.

Prof. Dr. Ardıç:

Küçük yatırımcıların bu dönemde risk almaktan kaçınarak, düşük getirili ama daha güvenli araçları tercih etmeleri gerekiyor. Düşük getiriye razı olup bekle-gör içinde olmalarını Prof. Dr. Erdoğan:

Yatırımlarını risklere göre dağıtması gerekir. Bunu yaparken gelecekteki ödemelerini hesap etmeli. Eğer yakın bir zamanda zorunlu ödemesi varsa o zaman parasını çok uzun vadeli bağlamamalı. Orta ve uzun vadeli düşündüğümüzde, Türkiye’de en zayıf halka konuta dayalı yatırım imkanının olamaması. Türkiye’de ev ve arsa yatırımdan sayılmaz. Sanki bunlar ‘Türk’ün olmazsa olmazıdır’ yani bunlar yatırım gibi görülmez. Önemli bir uyarı yapmak istiyorum. Kamuoyunda çok reklamı olan bir yatırım aracı varsa bundan geri dursunlar. Bu dönemde piyasa riskini alarak yapılacak ortalama yatırım en cazibi. Yüzde 20-25 arası döviz, yüzde 20-25 hisse senedi. Konuta dayalı türev enstrümanlar olsa küçük yatırımlar ona dönecektir.

Prof. Dr. Aslanoğlu:

Böyle dalgalı dönemlerde para kaybetmemeye çalışmak esas olmalı. Yüzde 60 mevduat ya da bankaların bono ve tahvillerini öneriyorum. Ayrıca özkaynak karlılığı çok olan şirketleri bulup hisse almak doğru olabilir. Ekonomik rasyolara bakarak, küçük küçük yatırımlar yapmak iyi olabilir.

Prof. Dr. Engin:

Son gelişmelerin iyi tarafı şu oldu. Türkiye paradan para kazanılan dönemden üretimden para kazanılan döneme geçti.

Armatörlerin kurduğu üniversite Piri Reis Üniversitesi, Türkiye’nin denizcilik alanındaki ilk ve tek ihtisas üniversitesi. 2008 yılında Türk Deniz Eğitim Vakfı tarafından kuruldu. Kurucuları arasında Kalkavan ailesi gibi birçok armatör aile var.

Üniversitenin “yeşil” sertifikalı kampüsü İstanbul , Tuzla’da 30 dönüm arazide, yaklaşık 60 bin metrekare kapalı alanda faaliyet gösteriyor.

Üniversitede denizcilik sektörü için geleceğin uzman, mühendis ve yöneticilerinin yetiştirilmesi amaçlanıyor. Üniversite, kredili ve yüksek burslu eğitim sistemine sahip. Denizcilik alanında iş garantisi sunmasıyla dikkat çekiyor. Ortalama burs oranı yüzde 50 civarında. Paralı okuyan öğrencilere de vadeli öğretim kredisi sunuluyor. Öğrenciler, mezun olup işe yerleştikten sonra, aldıkları krediyi beş yıl boyunca maaşlarının küçük bir kısmıyla geri ödüyor.

Piri Reis Üniversitesinde, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği, Semi Makineleri İşletme Mühendisliği, Ekonomi ve Finans Bölümü, Uluslararası işletme ve Ticaret Bölümü, Denizcilik İşletmeleri Yönetimi, Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği, Makine Mühendisliği Bölümü, Eiektrik-Elektronik Mühendisliği bölümleri var. Denizcilik Meslek Yüksekokulu’nda ise Deniz Ulaştırma İşletme Programı, Deniz ve Liman İşletmeciliği Programı, Gemi Makineleri İşletme Programı, Gemi İnşaatı Programı, Mekatronik Programı ile Yat İşletme ve Yönetim Programı bulunuyor. Fen Bilimleri Enstitüsü’nde İse Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Yüksek Lisans Programı ve Deniz Ulaştırma işletme Mühendisliği Doktora Programı bulunuyor.

Erkan Kızılocak


Yatırım Maliyeti Az İş Fikirleri İçin TIKLAYINIZ.

Bayanlara Ek İş Önerileri İçin TIKLAYINIZ.




Bunu da İnceledinizmi ?

Yıl sonu dolar kuru beklentisi

Yıl sonu ibresi nereyi gösteriyor? Dolarda yaşanan baş döndürücü yükselişle birlikte 3,45 üstü seviyelerde yeni …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir