Anasayfa / Ekonomi-Finans / Türkiye ekonomisinde “U” dönüşü ve canlanma beklentileri

Türkiye ekonomisinde “U” dönüşü ve canlanma beklentileri




TÜRKİYE ekonomisi için 2013 yılı kritik bir önem taşıyor. Çünkü aylardır devam eden yumuşak iniş sürecinin sonucu 2013’in ilk yarısında belli olacak. Yumuşak iniş belirli bir dip noktasına geldikten sonra ekonomi tekrar canlanma eğilimine girdiği takdirde sürdürülen ekonomik politikaya duyulan güven artacak. Büyüme hızı tekrar yükselişe geçerken, cari işlemler açığı denetim altında tutulabilirse rating notları artmaya başlayacak, yerli ve yabancı sermaye yatırımları hız kazanacak.

u donusu2013’ün birinci ve ikinci çeyreğindeki büyüme oranları yüzde 3.0 ile yüzde 4.5 arasında açıklandığı takdirde uygulanan politikanın olumlu sonuç verdiği görüşü yaygınlaşacak. Altı ay süreyle yüzde 1.6 ile yüzde 2.0 arasında takılıp kalan ekonominin bir “U” dönüşü yapma ihtimalinin yükselmesi moralleri düzeltecek. İlk çeyrek büyüme oranının kamuoyuna duyurulacağı 30 Haziran’ın öncesinde açıklanan aylık sanayi üretim endeksi ve imalat sanayi kapasite kullanım oranları da ekonominin gidişi konusunda ipuçları verecek.

İlk yarıdaki oranlar yüz güldür-mezse, “U” dönüşü için bu kez yılın ikinci yarısı beklenecek. Üçüncü ve dördüncü çeyrekte büyüme oranları yüzde 5’e yaklaştığında, hükümetin 2013 yılı büyüme hedefi olan yüzde 4.0’e ulaşmak kolaylaşacak. Büyümeye rağmen, cari açık tutarı ve yıllık enflasyon 2012’deki düzeylerinde kalırsa ekonomi yönetiminin ve Merkez Bankası’nın aldığı önlemlerin büyük ölçüde isabetli olduğu anlaşılacak.

Tabii ekonominin 2013’te sürpriz yapıp hedeflenenin de üstünde büyümesi ihtimalini de göz ardı etmemek gerekecek. 2003-2004 ve 2010-2011’de daralmanın ardından güçlü bir ribaunt yapan ekonomi, 2013’te belki de hükümetin hedefini aşan bir büyüme sergileyebilecek. Avrupa’dan gelecek iyi haberler ve girişimcilerimizin dinamizmi bu tür bir atılımı mümkün kılacak. Ekonomi önceki dönemlerdeki gibi yüzde 8 ve üstü oranlara ulaşamasa bile, yüzde 5.0’lik bir oranın gerçekleşmesi, sıkıntıdaki ülkelerden ayrışma eğilimini de güçlendirecek. Ancak dünya ekonomisinin bugünkü koşullarında Türkiye ekonomisinin 2013’te yüksek sayılacak bir oranda büyümesi ihtimalinin epey düşük olduğunu da unutmamak gerekecek.

BİR İHTİMAL DAHA VAR

Ekonomi yönetimi, 2012 yılında sabit kalan hatta binde 1 oranında azalan toplam yurtiçi talebin, güven artırıcı önlemler sayesinde 2013’te tekrar canlandırılmasını hedefliyor. Canlanma sürecindc, artış oram 2012’de yüzde l’e kadar düşen toplam tüketim ve yüzde 1.7 oranında daralan özel sektör yatırımları da normal düzeylerine yükselebilecek. Türkçesi ile aileler biraz daha fazla harcama yapacak, iş insanları yeni yatırım projelerine başlayacak.

Ancak duraklayan tüketici talebini ve girişimcinin azalan risk iştahını tekrar yükseltmek göründüğü kadar kolay bir iş değil. Gelişmiş ülkelerde sıfıra yaklaşan faiz oranlarına, piyasalara sürülen yüksek tutardaki paraya rağmen, ekonomilerdeki beklenen canlanma gerçekleşmiyor. Japonya’da hükümetlerin tüm gayretlerine rağmen iç tüketimde ve toplam talepte hedeflenen düzeylere ve kalıcı bir canlanma dönemine ulaşamıyor.

Türkiye ekonomisinde “U” dönüşü ve canlanma beklentileri gerçekleşmediği takdirde 2013 büyüme oranının yüzde 1.4’e kadar düşmesi tehlikesi ortaya çıkacak. Nüfus artış oranına yakın olan bu büyüme hızı, kişi başına milli gelirdeki büyümeyi sıfıra kadar geriletecek. Yılın ortasında inatçı bir reses-yon ihtimalinin ortaya çıkması durumunda hükümetin ve Merkez Bankası’nın sıkı para ve kredi politikaların önemli ölçüde gevşetmesi söz konusu olacak.

Eldeki mevcut göstergelerin incelenmesi yumuşak iniş sürecinin ardından bir durgunluğun gelmesi riskinin epey düşük olduğunu düşündürüyor.

STAGFLASYON TEHLİKESİ YOK

Türkiye’nin ufkunda ekonomi durgunlaşırken aynı süreçte enflasyon oranının yükselmesi süreci olarak tanımlanın bir stagflasyon tehlikesi görünmüyor. Çünkü piyasalarda talep ve satışlar azaldığında, şirketler gerektiğinde kâr oranlarından fedakârlık ederek fiyatları düşük düzeyde tutuyor. 2012’nin sonbaharında bir ara yükselişe geçen aylık enflasyon oranları daha sonra talep yetersizliği nedeniyle gevşemişti. Bu gevşeme yılsonu enflasyonunun, yüzde 7.4’e yükseltilen gerçekleşme tahmininin de altına doğru çekmişti.

Türkiye’de stagflasyon sık rastlanan bir ekonomik olay değil. Bu tür bir olay Türkiye’de en son 1988 ve 1989 durgunluk yıllarında görülmüştü. Bu yıllarda büyüme oranları gerilerken fiyatlar yükselmişti.

Avrupa’da 70’li yılların rahatsızlığı olan stagflasyon son altı ayda bazı Avrupa ülkelerinde ve özellikle İngiltere’de somut bir risk haline geldi. Düşük faiz oranları ve piyasalara sürülen para, ekonomiyi canlandıramadığı gibi, fiyatlar genel düzeyinin de yükselmesine yol açtı.

MERKEZ’DEN BİR “İLK”

Son iki yıla kadar hükümetler ancak durgunluk ve kriz kapıyı çaldıktan sonra önlem alırlar ve “yangın söndürme paketleri” ile koşulları normalleştirmeyi amaçlardı. Son dönemde ise Merkez Bankası, ekonomi yönetiminin desteğini de arkasına alarak kendine özgü politikalarla enflasyonu düşürmeyi ve dışsal şoklara karşı kırılganlığı azaltmayı hedefledi. Böylece ateş bacayı sarmadan önlem alınacak ve kriz ihtimali iyice azaltılacaktı. Bankaların bankasının başkanı Erdem Başçı, enflasyon düştüğünde ve kırılganlık azaldığında ekonominin kendiliğinden büyüme rotasına gireceğini hesaplıyordu.

Ekonomistler daha önce bu tür bir uygulama yaşanmadığı için yeni politikaların sonuçlarını tahmin etmekte zorlanıyor. Enflasyon ve cari açık konusunda başarılı olan bu politikanın büyüme ve canlanma konusunda etkisinin ne olacağı, ekonomistlerin en çok merak ettikleri konuların başında geliyor.

YENİ DÖNEM

Ekonomi yönetimi bu gidişi değiştirecek adımları 2011’in ağustos ayından itibaren atmaya başladı. Önce 12 aylık artışı yüzde 40’a varan kredi genişlemesinin yüzde 15’e kadar indirecek önlemler alındı. Aynı yılın kasım ayında para, faiz ve kur politikasında yeni önlemler devreye girdi.



Frene basılması ile büyüme oranları düşmeye başladı. 2011’in ilk çeyreğinde yüzde 12.1 olan büyüme hızı sonraki üç aylık dönemlerde sırasıyla yüzde 9.1’e ve yüzde 8.4’e geriledi.

201 l’in son çeyreğinde yüzde 5.0’i gören büyüme hızı, 2012’de de düşüşünü sürdürdü. Aynı süreçte cari işlemler açığının da gerilemesi nedeniyle ekonominin yavaşlaması fazla tepki doğurmadı. Bazıları bu düşüşü geçici bir olay oyarak gördü. İş dünyasının bir bölümü de Avrupa ülkelerinin bazılarında büyüme oranlarının sıfıra yaklaştığı bir dönemde yüzde 3 dolayındaki oranları da yeterli gördü.

İÇ TALEPTE CANLANMA

Hükümetin 2013 için belirlediği makroekonomik hedefler iddiasız ve makul düzeylerde bulunuyor. Bu nedenle hedeflere ulaşma konusunda önemli sorunlar yaşanmayacağı tahmin ediliyor.

2013 Yılı Programı’nda, 2012 yılında duraklayan toplam yurtiçi talebin 2013 yılı içinde büyüme hedefi ile uyumlu olarak yüzde 3.9 oranında artması öngörülüyor. İç tüketimdeki artış oranı ise yüzde 3.1 olarak belirleniyor. Hedeflenen bu oranlar 2013 yılında faiz oranlarındaki indirimin, enflasyondaki gerilemeye paralel olarak devam edeceğini ve iç talebi kısan yeni önlemler alınmayacağı izlenimini veriyor.

Ekonomi yönetimi, toplam yurtiçi talep yüzde 3.9 oranında artarken, cari işlemler açığını 2012 yılı ile aynı düzeyde tutmayı hedefliyor. Bu hedefin gerçekleşmesi hükümeti en çok zorlayan sorunların başında gelecek. Ekonomi ile ilgilenen herkesin yıllardır fark ettiği gibi ekonominin büyüme hızı yükseldikçe, cari açık da artış eğilimine giriyor.

İHRACATTAKİ BEKLENTİLER

2012’de ihracatçıların yeni ürünlerle yeni pazarlara yönelmeleri sayesinde ve biraz da altın ihracatının katkısıyla belirlenen hedefe ulaşılmıştı. Ekonomi yönetimi, Avrupa’daki durgunluğun devam edeceğini dikkate alarak 2013 ihracat artış hedefinin düşük bir düzeyde tuttu. Bu nedenle yüzde 5.7’lik ihracat artış hedefinde önemli bir sorun yaşanmayacağı tahmin ediliyor.

İthalattaki artış hedefi ise yüzde 5.6 ile ihracat artış hedefine uyumlu bir şekilde tespit edildi. Ekonomi yüzde 4 oranında büyürken ithalat artış oranının düşük tutulmasının mümkün olup olmadığı yıl içindeki gelişmelerle belli olacak.

Büyüme hızı yükseldiğinde ara malları ve yatırım malları ithalatının tekrar artış eğilimine girmesini önlemek için 25 Aralık’ta Resmi Gazete’de yayınlanarak kesinleşen “Girdi Tedarik Stratejisi”niıı kısa sürede olumlu sonuçlar vermesi gerekiyor.

ithalat içindeki payı yüzde 70 dolayında olan ara malların bir bölümünün yurtiçinde üretilmesi cari açığın azaltılması hedefine yaklaşılmasını sağlayacak.

GÜVEN ORTAMI

Durgunlukla boğuşan gelişmiş ülkelerde, hükümetlerin para politikasını gevşetmelerine ve faiz oranlarının çok düşük düzeylerde tutmalarına rağmen, ekonomide umulan canlanma ortaya çıkıyor. Bu durumun canlanmanın yalnız ekonomik politika araçları ile gerçekleştirilecek bir konu olmadığını gösteriyor. Eğer aileler geleceği belirsiz olarak görüyorlarsa, tüketim harcamalarını artırma konusunda çekingen davranıyor. Şirketler ise kapasite kullanım oranlarını yükseltme ve yeni yatırımlar konusunda ihtiyatlı bir tutum izliyor.

Türkiye’de faiz oranlarındaki düşüş devam etse de iç tüketimdeki canlanmanın gecikmesi riskini de dikkate almak gerekiyor. Bu riski önlemek için ekonomi ile ilgili bakanların birbiri ile çelişen açıklamalardan kaçınması, tartışmalarını kamuoyu önünde yapmaması gerekiyor.

GEÇİŞ DÖNEMİ

Hükümetin 2013 yılında uygulayacağı makroekonomik politikalardan alacağı sonuçlar, sonraki yıllarda izlenecek rota hakkında önemli ipuçları verecek. Yıl içinde enflasyon oranının ve cari açığın sıkı bir “markaj” altında tutulmasına rağmen, hedeflenen büyüme oranına ulaşılırsa, uygulanan politikalar sonraki yıllarda da sürdürülecek. Bu durumda büyüme hızı hedefleri her yıl biraz daha yükseltilerek, 2023 hedeflerine ulaşma umudunun sürmesi sağlanacak.

2013 yılında umulan sonuçlara ulaşılmadığı takdirde Merkez Bankasfnın mevcut enflasyon hedeflemesi uygulamalarının değiştirilmesi gündeme gelecek.

Bu ortamda büyüme hedefi, enflasyon hedefinin önüne geçeceği için yeni bir politika demetinin hazırlanması ve uygulanması zorunlu olacak.

2013’teki ekonomik performans, son üç yılda uygulamaya sokulan yeni sanayi stratejisinin, tasarruf ve teşvik paketlerinin yeterliliği konusunda bir sınav niteliği taşıyacak. Ekonominin performansı düşük kaldığı takdirde hükümetin mevcut önlemleri daha etkili bir duruma getirmesi ve ek önlemler alması gerekebilecek.

BÜYÜME KORKUSU SONA ERECEK Mİ?

Dünyanın tüm ülkelerinde ekonomik büyüme kamuoyu ve iş dünyası tarafından sevinçle karşılanır ama Türkiye’deki tepkiler epey farklıdır. Büyüme oranı yükseldiğinde cari işlemler açığı da arttığı için ekonomi ile ilgilenenlerin bir bölümü huzursuz olur. Bu huzursuzluk, lüks bir restoranda dört başı mamur bir yemek yiyen bir grup orta halli insanın yemek sırasında kapıldığı endişelere benzer. Yemek mükemmeldir ama akıllar hep ziyafet bittiğinde masaya gelecek yüklü adisyondadır.

Türkiye’nin cumhuriyet dönemi yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 5 dolayındadır ama bu oranın gerçekleştiği yıllar fazla değildir. Ekonomi ya yüzde 7 ile yüzde 9 arasında büyür, ya da durgunluk ve kriz kapıyı çalar. İşler iyi giderken hazırlanan yatırım projeleri, tevsi ve modernleştirme planları ilk olumsuz haberde rafa kaldırılır.

Dokuz-on yıl arka arkaya gelen bir hızlı büyüme süreci, bir “altın dönem” yaşamadığımız için de gelişmiş ülkelere bir türlü yetişemeyiz.

Kısacası insanımız, büyümenin tadını çıkaramaz. İşler açıldığında gözler hep ufuktan yaklaşan kara bulutlardadır. Büyüme konusunda iyimser düşünenlerin iştahını da çevredekiler kaçırır. OECD, IMF, “rating” kuruluşları, yorumcular ve analistler ikide bir cari açık nedeniyle büyümenin sağlıksız ve kırılgan olduğunu hatırlatıp dururlar

Büyüme huzursuzluğu hatta korkusu geçmiş dönemlerde de vardı. 90’lı yılların istikrarsız ortamında yüksek büyüme hızları açıklandığında bazı gazetelerin “Eyvah, yine büyüdük” diye başlık attıkları bile olurdu. Hükümetin uyguladığı yeni ekonomik politikalar ve aldığı önlemler olumlu sonuç verdiği ve cari açık sorunu aciliyetini kaybettiği takdirde, büyüme korkusu bir süre sonra sona erecek.

Yerli ve yabancı yatırımcıların, Türkiye’nin geleceğine güvenle bakmaları ise sürdürülebilir bir hızlı büyüme dönemi ile ekonominin makûs talihini kırabilecek…





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir