Anasayfa / Ekonomi-Finans / Türkiye Ekonomisinin Kriz Performansı

Türkiye Ekonomisinin Kriz Performansı




Türkiye ekonomisi krizde hızlı toparlandı. Milli geliri kriz öncesi seviyenin yüzde 10 üzerinde. İşsizlik oranı da yüzde 10’un altına inmiş durumda. Son 10 yıldaki hızlı büyüme ve kalkınma performansıyla kişi başına düşen geliri 3 katına çıkararak adeta gerçek bir başarı hikayesi yaşayan Türkiye, büyüme potansiyeliyle de yatırını açısından cazip bir ülke.”

Tüm bu saptamalar Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Ulrich Zachau’ya ait.

Ancak Zachau, bu parlak tablonun yanında birtakım riskler olduğunu da söylemeden geçemiyor.

Cari açığın bu yıl GSYH’nin yüzde 10’una ulaşacağını hatırlatıyor. Kısa vadeli sermaye girişleriyle finanse edilen cari açığın Türkiye’nin en önemli kırılganlık noktası olduğunun altım çiziyor. “Bu kısa vadeli sermaye girişleri durabilir” diyor.

Zachau’ya göre şu andaki temel makro ekonomik risk, bir krizin patlak vermesi halinde, sermaye akışlarının tersine dönmesi. Bu duru-nuın Türkiye’de önemli bir yavaşlamaya, hatta resesyona sebep olabileceğini düşünüyor ve ekliyor:

“Son veriler Türkiye’de kredi artışında biraz yavaşlama olduğunu gösteriyor ve Türk Lira-sı’nın son zamanlardaki değer kaybı, ithalatı daha pahalı hale getirmiş durumda. Bu sebeplerden dolayı, yakın vadede önemli bir ekonomik yavaşlama bekliyoruz. 2011 yılında yüzde 7,5 civarında gerçekleşebilecek büyümenin 2012 yılında yaklaşık yüzde 3’e düşmesini öngörüyoruz.” Zachau’nun bu durumda tavsiyesi ise orta ve uzun vadede sağlam bir büyümenin desteklenmesi bakımından yapısal reformların devam ettirilmesi yönünde.

Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Ulrich Zachau, Türkiye ekonomisinin kriz performansını, küresel piyasaların seyrini ve Türkiye’yi nasıl bir ortamın beklediğini Capital’e şöyle değerlendirdi:

•    Bugüne kadar global kriz karşısında Türkiye’nin gösterdiği performansı nasıl buluyorsunuz?

■ Türkiye güçlü bir performans gösterdi, ancak ciddi riskler mevcut. Türkiye 2008-2009 küresel krizinin etkilerinden hızlı bir şekilde kurtuldu. 2009 yılında yüzde 4,8 küçüldükten sonra ekonomi tekrar büyümeye geçerek

2010    yılında yüzde 9 ve 2011’in ilk yarısında yüzde 10,2 büyüdü. Milli hasıla şu anda neredeyse kriz öncesi seviyenin yüzde 10 üzerinde. İşsizlik oranı da yüzde 10’un altına inmiş durumda. Bununla birlikte Türkiye önemli risklerle de karşı karşıya. Cari açık

2011    yılında muhtemelen GSYH’nin yaklaşık yüzde 9-10’una ulaşacak. Büyük ölçüde ve giderek artan bir şekilde, kısa vadeli sermaye girişleri ile finanse edilen bu yüksek cari açık Türkiye’nin önemli bir kırılganlık noktası; çünkü bu kısa vadeli sermaye girişleri durabilir veya tersine dönebilir.

•    Merkez Bankası’nın şu anda piyasadaki konumunu ve attığı adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

■    Merkez Bankası, son 10 yılda sağlıklı bir performans sergiledi ve Türkiye’nin geçmişteki kronik enflasyon sorunu ile baş etmede başarılı olarak enflasyonu tek haneli rakamlara indirdi. Bununla birlikte, enflasyon son zamanlarda yükseldi. Bunun sebeplerinden birisi Türk Lirası’nm değer kaybının yansıma etkileri. Dünya Bankası, Merkez Ban-kası’nın son zamanlarda attığı ve faiz oranlarında önemli bir artışa sebep olan adımları oldukça olumlu karşılıyor. Bunların enflasyonun zaman içinde kontrol altına alınmasına katkıda bulunacağını düşünüyoruz.

•    Türkiye’ye yönelik önümüzdeki 3-5 yıla ait büyüme tahminleriniz var mı? Ülkenin büyümesini neler sürükleyecek?

■    Orta vadeli makro görünüm, yaklaşık yüzde 5 civarında bir yıllık GSYH artışı gösteriyor. Büyümede, yavaş yavaş toparlanan ihracatın ve özel sektörün başını çektiği iç talebin sürükleyici bir etkisi olacağını tahmin ediyonız. Sağlam bir büyüme, sağlıklı mali ve makro ekonomik politikaların sürdürülmesine ve orta vadede yüzde 5-6 civarında bir cari açığın finanse edilmesine yardımcı olacak. Bunlar da yabancı sermayenin mevcudiyetine bağlı olacak. Orta ve uzun vadede sağlam bir büyümenin desteklenmesi bakımından yapısal reformların devam ettirilmesi önemli.

•    Türkiye ekonomisinin krizdeki performansını iyi buluyor, krizden etkilenmediğini ve güçlü durduğunu düşünüyorsanız. Bunu hangi uygulamalar, politikalar ve önlemler mümkün kıldı?

■    Türkiye’nin son 10 yıldaki ekonomik yönetimi kayda değer bir geri dönüş hikayesi. 2001 krizi sonrasında Türkiye, bankacılık sistemini köklü bir şekilde yeniden yapılandırdı, uyumlu bir yapısal reform süreci başlattı. Bu reformlar, 2001 sonrasındaki yıllarda sonuç vermeye başladı. İyi makro ekonomik yönetim ve sağlam mali sistem meyvelerini verdi. 2008-2009 krizi sırasında, Türkiye’nin uyguladığı politikalar güvenilir ve uyarlanabilir olduklarını kanıtladı, ekonomi dayanıklılığını gösterdi. 2001 yılından bu yana gösterilen performans hükümetin krize karşı genişlemeci mali ve parasal politikalar izlemesine olanak tanıdı.



•    Türkiye ekonomisinde cari açığı düşürmek için neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

■    Hükümetin orta vadeli programı, Türkiye’nin cari açık sorununun çözebilmesine yönelik bazı fırsatlar ortaya koyuyor. Bunlardan birincisi, ihtiyatlı mali yönetimin sürdürülmesi. İkinci olarak, Türkiye yurtiçi tasarrufları, ihracatın rekabet gücünü, yenilenebilir enerjiyi ve enerji verimliliğini artırmak üzerine odaklanabilir. Bunların hepsi cari açığın yapısal nedenlerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilir. Örneğin hükümetin orta vadeli programı, bu alanda yurtiçi tasarrufların artırılmasına yönelik olarak finansal piyasalardan ve araçlardan daha etkili bir şekilde yararlanılması, özel emeklilik sisteminin iyileştirilmesi, finansal okur-yazarlığa ve eğitime öncelik verilmesi gibi spesifik önlemler içeriyor. Cari açığın düşürülmesi ve kısa vadeli finansmana olan bağımlılığının azaltılması, Türkiye’nin kredi notunun yükseltilmesine yönelik önemli adımlar olacak.

•    2025 yılına gelindiğinde Türkiye’nin 15 küresel kutuptan biri olacağı ve diğer ülkeleri etkileme anlamında rol üsteneceği belirtiliyor… Hangi aksiyonları almak ya da hangi uygulamalara devam etmek Türkiye’ye bu gücü kazandıracak?

■    Türkiye şu anda dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi. Türkiye’nin son 10 yıldaki hızlı büyüme ve kalkınma performansı gerçekten bir başarı hikayesi. Türkiye’nin kişi başına düşen geliri, 2002 yılından bu yana neredeyse 3 katına çıktı ve şu anda 10 bin 79 dolar düzeyinde. Bu arada yoksulluk seviyesi de keskin bir şekilde düştü. Geleceğe bakacak olursak, Türkiye hükümeti iddialı hedefler belirledi. Türkiye 2023 yılına kadar dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri olmayı ve kişi başına düşen gelirini 25 bin dolara veya daha yukarıya çıkarmayı amaçlıyor. Tartıştığımız ve çoğu hükümetin orta vadeli programında yer alan politikalar ve reformlar Türkiye’nin bu hedeflere ulaşmasına yardımcı olacak.

Yatırım ortamım daha da iyileştirecek adımlarla birlikte kararlı bir şekilde ilerlemeye devam etmek önemli. Başbakanlığın başlatmış olduğu kapsamlı, düzenleyici reform programını olumlu karşılıyoruz. Örneğin etkin ruhsat ve izin prosedürlerinin sunulması bakımından Türkiye hala gelişmiş OECD ülkelerinin gerisinde. KİT reform gündeminin tamamlanması ve özel sektör AR-GE ve yenilikçilik faaliyetlerinin artırılmasına yönelik politikalar ve reformlar da önem taşıyor. Öte yandan eğitim ve beceriler  alanında yapılacak daha fazla iyileştirmeler hepsinden daha fazla önem taşıyacak.

•    Türkiye’de istihdam sorununun giderilmesi için ne tür girişimlerde bulunulmalı?

■ Türkiye yıllarca istihdam yaratmaya yönelik baskılar yaşayacak. Çünkü giderek aıtan sayıda genç 10 yıl daha iş gücü piyasasına girmeye devam edecek. Daha fazla insan kırsal bölgelerden kentlere göç ediyor ve daha fazla kadın iş gücü piyasasına katılacak. Bu çok büyük bir zorluk ve aynı zamanda çok büyük bir fırsat. İstihdam becerilerinin oluşturulması ve güçlendirilmesi birinci öncelik. Türkiye’nin çalışma çağındaki nüfusunun yarısı temel eğitimden düşük eğitime sahip, bu oran işsizler arasında yüzde 64, kayıtdışı işçiler arasında ise yüzde 65. Bu yönde atılacak kilit adımlardan birincisi güçlü bir insan temeli oluşturmaya yönelik erken çocukluk eğitimi. Hükümet artık bunu bir öncelik haline getirdi ve biz de bunu oldukça destekliyoruz. Orta öğretim ve yüksek öğretimin kalitesini yükseltmek de önemli. Ayrıca özellikle beceri düzeyleri düşük gençler ve kadınlar için olmak üzere okul sonrasındaki fırsatlan artırmak da önemli olacak. Becerilerin ötesinde, Türkiye’de iyi becerilere sahip erkeklerin ve kadınların becerilerini kullanan iyi işler bulmaları önemli. Bu, iyi işleyen iş gücü piyasaları anlamına gelir. Türkiye şu anda yeni ve kapsamlı bir ulusal istihdam stratejisi üzerinde çalışıyor. Bu strateji, iş gücü piyasasının esnekliğini artırmaya, işçilerin korunmasını sağlamaya, aktif iş gücü piyasası politikalarına, eğitimin piyasa ihtiyaçları ile uyumluluğuna, kadınlar ve gençler gibi hassas grupların istihdam edilebilirliğini artırmaya yönelik çok çeşitli politika ve önlemler içerecek. Bu stratejiyi oldukça olumlu karşılıyor ve uygulanmasını sabırsızlıkla bekliyoruz.

•    Türkiye yabancı sermaye çeken bir ülke. Dünyada yaşanan son gelişmeler Türkiye’ye sermaye akışını nasıl etkiler? Ülkenin yatırım cazibesi artıyor mu, azalıyor mu?

ü Türkiye, orta vadedeki büyüme potansiyeli, konumu, iş gücü ve sağlıklı bilançoları sebebiyle potansiyel olarak hem portföy yatırımları hem doğrudan yatırımlar bakımından cazip bir ülke. Yatırım ortamında yapılacak daha fazla iyileştirmeler ve ileriye dönük tutarlı ve sağlıklı makro ekonomik politikaların devam ettirilmesi, Türkiye’nin cazibesini korumasına veya yatırımcılar için çekiciliğini artırmasına yardımcı olacak. Özelleştirme gündeminde daha fazla ilerleme sağlanması da piyasa koşullarının izin vermesi halinde yabancı doğrudan yatırımı destekleyecek.

NİLÜFER GÖZÜTOK ÜNAL / capital





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir