Anasayfa / İş Fikirleri / Yeni Girişim Japon Usulü Fast-Food Zincirleri Oluşturmak

Yeni Girişim Japon Usulü Fast-Food Zincirleri Oluşturmak




Obezite kaygısı yeni girişimlere kapı aralıyor. Daha ‘ince’ bir nesil için Japon mutfak kültürüne uyumlu fast-food zincirleri oluşturmak mümkün…

Japon usulü fast-food zinciri

japon mutfagiSAĞLIK Bakanlığı’nın obeziteyle mücadele programı devam ediyor. Kampanya toplumun gündemine yeterince taşınabildi mi şimdilik bilmiyoruz. Sağlık Bakanı Recep Akdağ geçen yıl haziran ayında kampanyayı başlatırken şu mesajları vermişti:

“Sabah tartılıp tespit edilen kilo, boy uzunluğunun karesine bölündüğünde ortaya çıkan sonuç 25’in üstündeyse kilo fazlanız var demektir! Rakam 30’un üstündeyse ‘obezite riski’ altındasınız. Kilo verebilmek için günde 10 bin adım atmalısınız. Piyasada dolaşan diyet ve egzersiz önerilerine karşı dikkatli olmanız lazım. Tam buğday unundan üretilmiş ekmeği tüketmelisiniz. Vücut kitle indeksiniz yüksekse tükettiğinizden daha az kalori almalısınız. Kesinlikle tıka basa yemekten kaçınmalısınız!”

Bakan böyle diyor ama Türk halkı her geçen gün biraz daha şişmanlıyor. Çoğu yetişkjn erkekte su ve kas dokusundan sonra vücut ağırlığının önemli bir bölümü yağ. Kadınlarda yağ oranı kimi bölgelerde tavan yapıyor!

Sağlık Bakanlığı’nda bu işle uğraşan bir de özel birim kurulmuş: ‘Obezitenin Önlenmesi ve Fiziksel Aktiviteler Şube Müdürlüğü!’

Anlaşılan konu epey önemli. Biraz sağlık, biraz spor ve de yeterli farkındalık!

Anladığımız kadarıyla müdürlüğün hazırladığı anonsların özet içeriği şöyle: Dikkat! Alınan Günlük enerji harcanan enerjiden fazlaysa harcanamayan enerji anında yağa dönüşüyor, aşırı yağ birikimi yoluyla ‘obezite’ denilen modern çağ hastalığı aşırı şişmanlığa yol açıyor. www.myfikirler.com Bu şişmanlık bildiğimiz şişmanlıktan epey farklı. Hatırı sayılır irice bir göbek ve ileri derecede hantallaşmış bir vücut! Sorumlusu ‘bilinçsiz beslenme’ ve ‘hareketsiz yaşam’ tarzı.

‘METABOLİK SENDROM’ İLK İŞARET

Peki gerçekten bilinçsiz mi besleniyoruz? Ne yazık ki cevap belli: Büyük ölçüde evet! Gelir düzeyi arttıkça vücut da genişlemeye başlıyor. Sorumlu unsurlar sıradan fast-food alışkanlığı, abur cubur yiyecekler ve de proses edilmiş endüstriyel raf ürünleri…

Bilinçsiz beslenme özellikle gençleri ‘obezite’ sınırına daha çok yaklaştırıyor. Tehlikede olanlar ise masa başında çalışanlar. Üst kademedekilerin durumu ise çok daha kötü! Gerçi ‘vücut kitle endeksi’ onlara pek bir şey ifade etmiyor ama çoğunda hatırı sayılır kilo artışı var. Aşırı stres ani metabolizma bozukluğuna yol açıyor, şişmanlık bir süre sonra ‘obezite’ haline dönüşüyor. Hareketsiz yaşam özellikle metropollerde had safhada.

Çare ağız tadından vazgeçmeksizin alternatif beslenme alışkanlıklarını var etmekte. Son yıllarda gelişen hazır yemek alışkanlığı da yine bu konunun içinde. Öncelikle kalori fazlalarının yakılması gerekiyor. Sonra ‘farkındalık’ noktasına geliniyor.

‘Farkındalık’ işi resmi ağızların anonslarıyla yapılıyor ama ‘farklılık yaratma’ işi gıda sektörüne düşüyor. Sektörde yenilikçi girişimler için sonsuz fırsatlar var.

OKİNAWA TEMELLİ FAST-FOOD

Tam da bu noktada dünyaca denenmiş kimi beslenme rejimlerini Türk halkına benimsetmek önemli. Bunun yolu ise sıradan olmayan bir iddiayla sahaya çıkmaktan geçiyor.

Dünyada giderek popülerleşen Japonların ‘Okinawa diyeti’ bunlardan sadece biri. Önemli olan uzun yaşam vaadini obeziteyi kışkırtan ‘fast-food’la ilişkilendirmekte.

‘Okinawa diyeti’ bu vaadi yerine getiren dünyadaki birkaç beslenme modeli arasında. ‘Okinawa’ usulü beslenenler -genetik faktörlere rağmen- bugün 100 yaşını kolaylıkla geçebiliyor. Hem de hayat boyu oldukça ‘fit’ bir yapıyla…



Okinawa, Japonya’nın güneyinde yer alan Tayvan’a yakın bir ada. İklimi oldukça sıcak. Buna rağmen insanlar müthiş hareketli. Uzun yıllar aktif yaşamlarını aynı çizgide devam ettiriyorlar. Vücut kitle endeksi genellikle | 17’nin altında!

Asıl paradoks şurada: Ölçülerini korusalar bile diyetlerini değiştirip batı usulü beslenmeye başlayan Japonlar hızla şişmanlıyor, ömürleri dikkat çekecek biçimde kısalıyor. Okinawa’da yaşayanlar ise kanser ve kalp hastalığı nedir bilmiyor. Yemekleri kalori açısından zayıf, fakat antioksidan yönünden müthiş zengin! Yeşil, sarı, turuncu ve mor bitkilerden inanılmaz lezzetli spesiyaliteler yaratıyorlar.

Enerji ihtiyacı unlu \ gıdalar ve yağlardan değil genellikle meyve ve sebzeden sağlanıyor. Yapay şeker kullanımı yok denecek kadar az. Balık ve deniz mahsulleri yanında kırmızı et de tüketiyorlar. Yedikleri kırmızı et serbest ortamda yetiştirilen küçük boylu keçilerin lezzetli etleri. Keçi eti o kadar ilgi görüyor ki özel muameleden geçmiş ince dilimli ‘yagisashi’ pastırma gibi Japonların milli lezzetlerinden biri.

Fermente soya ve baklagiller mutfaklarını zenginleştiren diğer önemli besinler arasında.

Dengeli protein alımı yanında çözünebilir lifleri içeren yosun türleri de var. Zengin çeşitler beslenmeye yalnız lezzet değil, estetik bir görünüm de katıyor. Dengeli biçimde fıstık yağı, ketenyağı, susamyağı ve zeytinyağı dışında başka yağ kullanılmıyor.

İş şekil değiştirip ‘fast-food’ noktasına taşınınca şimdi sandviç ve hamburger ekmekleri de pirinç ve manyok nişastasından yapılmaya başlamış durumda.

japon yemekleri

BATIDA ÖRNEKLERİ VAR…

Bizim damağımıza hayli yabancı bu mutfağı referans olarak vermemizin nedeni ‘fast-food’ alanında bir farklılık öyküsü yaratmak!

Bu konuda çeşitli pazar araştırmaları yapılmış. Batıda denenmiş düşük kalorili ‘fast-food’ girişimlerine sadece ‘diyet ürünleri’ etiketini yapıştırmışlar kimse ilgilenmemiş. Fakat daha sonra birileri ‘Japon Diyet Restoranları Zinciri’ adıyla sahaya çıkmış ve başarılı olmuş.

Aynı yöntem bizim için de geçerli. Böyle bir girişimle en azından beslenme bilinci olan r tüketicilerin dikkati çekilmiş olacak. İşte tam da burada ‘Okinawa’ ifadesi sadece farklılık yaratmak için kullanılan bir sözcük olarak yerini buluyor.

Dolaysıyla ‘Okinawa’ adını (ya da benzerlerini) farklılık taşıyan bir fast-food zincirine verenler ciddi bir ilgi yaratmış olacaklar. Bu anlayışı benimseyen girişimciler batının bilinen lezzetlerini Uzakdoğu’nun gizemli zenginliğiyle harmanlayarak dikkat çekecek, her menüyü kalori değerlerini belirterek satışa sunabilecekler.

Keçi eti Okinawa’da baskın unsurlardan biri değil. Balık ve deniz ürünleri çok daha ön planda. Keçi eti ise daha çok ‘gurme nitelikler’ taşıyor. Bu iklimde yetiştirilen keçiler bizim Ankara keçisi gibi beyaz ve ufak. Unutulmaması gereken nokta şu: Fast-food bazlı restoran perakendeciliğinde merak uyandıran her yenilik daima prim yapıyor. Önemli olan burada farklılık adına bir ‘metafor’ olarak kullandığımız ‘Okinawa’yi ve onun beslenme felsefesini çeşitli biçimlerde yaşatmak. Herkes sempatik Japonların ‘Okinawa diyeti’ öyküsüyle onların uzun yaşam sırlarını eninde sonunda öğrenecek. Sadece serbest beslenmiş keçilerin etlerinden elde edilen fast food menülerini ‘Okinawa’ (veya benzeri) tanımlarla ambalajlayıp piyasa süren bir fast-food zinciri Türkiye’de de yeni bir çığır açabilir. Hatta hazır ürünleriyle süpermarket raflarına da çıkabilir. Böyle bir girişim işin erbabı bir Japon partner ile birlikte yapılırsa şans daha da büyük olacaktır. Nur Demirok / Para





2 Yorumlar

  1. 2013 de 4000 TL haftalık ciro yapmak ister misiniz ?
    yaşam kalitenizi artırmak ? o zaman size sesleniyorum
    devlet memurları
    ev hanımları
    öğrenciler

    ek işe ihtiyacı olanlar
    işi olmayıp iş kurmak isteyenler
    yaşam kalitenizi artırıp sevdiklerinize daha çok zaman ayırıp ve bunun yanında hayal edemeyecek kadar para kazanmak isteyen arkadaşlar bu iş tam size göre işle ilgili biraz konusuca olursak sanal pazarlama değil internet reklamı değil ve karşınıza cıkmış bir iş değil . 2013 milenyum cağınız olacak bir iş fikri biz şuan aydın merkezde bu işi yapmaktayız işe inancınız yoksa gelip görebilirsiniz çalışma seklimizi ve kazancımıza canlı şahit olabilirsiniz biz ciddiyiz bu yazıyı önemseyin ve arayın eminim sizinde aklınızda bir şeyler canlanacak irtibat 05300388045

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir