Anasayfa / İş Fikirleri / Yenilenebilir Enerji Pazarı Gelecekte Önem Kazanacak Sektörlerden

Yenilenebilir Enerji Pazarı Gelecekte Önem Kazanacak Sektörlerden




Petrol üretimi giderek sona yaklaşıyor! Güneş enerjisiyle ilgili buluşlarda artış var. Türkiye yenilenebilir projelerde geride kalmamalı…

Güneş enerjisi pazarına dikkat!

BU hafta size bazı rakamlar vereceğim. Önemli bir değişimin içindeyiz. Yerküre ve onu sarmalayan atmosferde inanılmaz değişiklikler oluyor. Yaklaşan felakete dur diyebilecek temel dinamikleri her sınaî girişimcinin bilmesi lazım. Vereceğim rakamlara lütfen dikkat edin. Mavi gezegen nereye gidiyor?

Bu tablodan yola çıkıp yakın gelecekte hangi işlerin önem kazanacağını tahmin etmenizde yarar var. Benim ilk tespitim yenilenebilir enerji pazarı üzerinde yoğunlaşıyor.

Yenilenebilir enerji son yıllarda epey çeşitlilik gösteriyor. Çok da dinamik! Geleceğin küresel fırsatlarından birine yatırım yapacak olsaydım öncelikle ‘solar energy’ (güneş enerjisi) sistemlerinden birini seçerdim.

Güneş enerjisi tıpkı IT sektörü gibi yarının en seçkin işlerinden biri olacak. Uygulanan projeler henüz hayal edilenin onda biri bile değil. Patentlerde görülen son yıllardaki gelişme bunu gösteriyor.

SON YAKLAŞTIKÇA TÜKETİM ARTIYOR

2010 yılında, küresel ham petrol tüketimi 87 milyon 500 bin varillik hacmiyle tüm zamanların en yüksek düzeyine ulaştı. Şu anda 100 milyonluk sınır aşılmak üzere. Muhtemel tüketim 120 milyona doğru gidiyor.

Rakamlar sizi şaşırtmasın; verdiğim değerler aylık değil günlük! 24 saat içinde 120 milyon varil ham petrol tüketimi yakın gelecekte de normal sayılacak!

Endüstri fosil yakıtların bağımlılığından bir türlü kurtulamıyor. Alternatifler olgunlaşmadı henüz.

Düşünün, bu muazzam miktarın artmadığını varsaysamz bile gelecek 10 yılda harcanacak miktar aklın sınırlarını zorluyor. Atmosfere salınacak karbon emisyonunu ise çok düşündürücü!

Peki doludizgin giden petrolü kim tüketiyor? 2012 itibariyle projeksiyonların dili şöyle: ABD günde 20 milyon varille açık ara önde. Çin ikinci sırayı koruyor. Günlük tüketimi 9.5 milyon varili bulacak. Deprem ve nükleer faciadan sonra Japonya’da talep artıyor. Günlük ortalamanın 5 milyon varili bulması sürpriz değil. Rusya, Brezilya, Almanya, Güney Kore, Kanada ve Meksika 3.5 ila 2.4 milyon varil arası bir yerlerde. www.myfikirler.com Fransa bu fotoğrafın aksi yönünde yer alıyor: Her yıl rakam biraz daha geriliyor. Bu yıl günlük tüketim 1.5 milyon varil civarında seyredecek. Nedeni Paris’teki politik elitin nükleer gücün stratejik üstünlüğüne olan inancı…

Türkiye’ye gelince durum şöyle: Son iki yılda olduğu gibi günde 650 ila 700 bin varil civarında günlük tüketim olacak. Rakam sürpriz şekilde yükselirse şaşmamalı. Millet akaryakıtın perakende fiyatına pek aldırmıyor zaten!

Şaka bir tarafa, Anadolu topraklarında bin bir zorlukla bulunan petrol rezervleri en fazla 17 yıl sonra sıfırlanmış olacak. Bütçedeki malum kara delik biraz daha büyüyecek.

Buradan şu noktaya gelmek istiyorum:

Her şeyin bir başlangıcı ve sonu olduğu gibi fosil yakıt öyküsünün de bir sonu var. Yenilenebilir enerji kaynaklarından yeteri kadar yararlanılamaz ise insanlığın önüne karanlık bir tablo çıkıyor.



Ortadoğu hariç diğer tüm kaynaklarTürkiye için verdiğim tarih kadar kesin olmasa da- yakın gelecekte tamamen bitip tükenmiş olacak. Koskoca dünya için geriye bir tek Ortadoğu kalıyor. Belki İran ve belki Hazar daha bir süre idare edebilir.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler Ortadoğu petrolüne şimdiden mahkûm olmuş durumda. Dünyanın en eski topraklarındaki siyasal hercümercin asıl nedeni de bu. Kalan son kaynağın bereketinden daha fazla pay kapma telaşı!

MUTLU GELECEK GÜNEŞTE

Bu karamsar tabloya bakınca yenilenebilir enerji yatırımlarının istikrarlı bir yükseliş içinde olduğunu iddia etmek safdillik olur. 2010 yılında 230 milyar dolar olan küresel yatırım hacmi 2011’de 260 milyar dolara ancak ulaştı, lvmelenme iyi, ikame yavaş!

İlk dokuz aylık verilere göre yapılan projeksiyonlar 2012’de rakamın 275 milyar doları geçeceğini gösteriyor. Rakam tatmin edici görünmese de büyük gelişme 148 milyar dolarla güneş enerjisinde. Onu 83 milyarla rüzgâr enerjisi takip ediyor. ‘Biomass’ (katı atık) projelerinde yine bir kıpırdanma var. ‘Biyoyakıt’ 6.8 milyarı zorlarken küçük baraj projeleri ile ‘jeotermaF ancak 5.8 milyarı bulabiliyor. En küçük pay ise dalga teknolojilerini ıslah etmeye çalışan denizel enerjide görülüyor. Rakam şimdilik 250 ila 300 milyon dolar arası bir yerde! Ve diğerleri…

Peki bunca çabadan sonra ortaya çıkan durum ne? Fosil enerjide rehavet aynen devam edecek mi?

Su ve kömür kaynaklarının limiti sanki unutulmuş gibi. Geriye yenilenebilir birkaç enerji kaynağı kalıyor. Çare sonsuz hacmiyle güneş enerjisinde! Henüz araştırma safhasında olan iki projeye değinip bu sayfayı kapamak istiyorum: Yakın gelecekte bildiğimiz çatı kiremitlerinin içine mini solar sistemler yerleştirilecek. Yani taş topraktan mamul klasik çatı kiremitleri tropikal ülkeler dışında yavaşça tarihe karışacak. İkinci proje yeni nesil dış cephe inşaat ve yalıtım boyaları! Bu akıllı boyalar gün ısısına göre ‘vaziyet alıp’ güneş enerjisini bünyesinde tutacak, ortam sıcaklığı düştüğünde ısıya çevirecek.

Bu konularda çeşitli teknikler geliştiriliyor. Türkiye bu yarışta geri kalmamalı. Benzersiz patent başvurularını yapabilecek yetenek ve birikime sahibiz. Bilhassa büyük toplulukların Ar-Ge bölümlerini şimdiden uyarmak lazım. Bu iş sonsuz inovasyon olanaklarıyla yakın geleceğin en cazip fırsat alanlarından biri!

Ortadoğu’ya özgü bir özellikten bahsedeyim:

Bir zamanlar Hollywood filmlerine konu olan Teksas öykülerinde olduğu gibi İran, Irak, Suriye,

Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde petrol rezervleri yer yüzeyine yakın yerlerde bulunuyor.

Su kuyusu açar gibi 300 ya da 500 metre derine inildiğine aniden petrolle karşılaşılıyor.

Buralarda jeolojik olaylar oldukça durağan.

Türkiye ise maalesef petrol yoksunu bir deprem ülkesi. Jeolojik hareketlerin canlı olduğu bu gibi yerlerde petrole en az 3 bin metrenin altında rastlanıyor.

O da biraz şansa bağlı…

Kısacası Anadolu’da zengin petrol yatakları olduğu iddiası havada kalmaya mahkûm bir efsane. Belki Karadeniz ve Akdeniz’in kıta sahanlığı gelecek yıllarda birkaç sürpriz yaratabilir.

Şimdilik tek çare sonsuz güneş enerjisi üzerine yoğunlaşmak… Ünlü üniversitelerde de bu konu üzerinde hızlı bir yarış var. MIT [Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) araştırmacılarından biyofizikçi Andreas Mershin’in projelerinden biri bunun doğayla uyumlu tek örneği.

Konuya ilgi duyanların incelemesinde yarar var!

Nur Demirok / Para Dergisi





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir