Anasayfa / Makaleler / Zamanla Yarışmak ya da Zamanı Tutkularımızla Yaşamak

Zamanla Yarışmak ya da Zamanı Tutkularımızla Yaşamak




Zamanla Yarışmak ya da Zamanı Tutkularımızla Yaşamak

Bazen 24 saat yetmiyor insana. Yapacak çok şey, yapabilecek az zaman var gibi geliyor. Yarına bırakmak sanki çok ama çok geç kalıyormuş hissiyle çileden çıkartıyor…

Bu his size de tanıdık mı?

Uzun saatler çalışıyorsanız, umarım tutkulu olduğunuz işleri yapıyorsunuzdur. Eğer tutkulu olduğunuz işlere zamanınızın %60’ından fazlasını ayırmıyorsanız, oturup tekrar düşünün. Yanlış işlerle zaman harcıyor olabilirsiniz.

Yapılan araştırmalarda, alanında en başarılı viyolin sanatçılarının günde 4 saat çalıştığı ve genellikle sabahları pratik yaptıkları, 4 saatlik yoğun çalışmanın ardından ara verdikleri ve dinlendikleri bulunmuş. Aynı sonuç alanında en iyi yazarlar için de geçerli.

Tabii bir şirkette çalışıyorsanız “ben sabah çalışırım, yemekten sonra yokum” demeniz de pek mümkün değil. Modern dünyamızın çalışma kültürü daha farklı.

Öyleyse ne yapmalı?

Tutkularınızın nerede olduğunu bulmalısınız.

Hayatta başarılı olmak için, hayattan zevk almak için, tutkularınızın neler olduğunu keşfedip, her gün tutkulu olduğunuz konu her neyse onlarla zamanınızın en az %60’ını geçirmelisiniz.

Dünyanın en önemli sosyal psikologlarından Dr. Robert Vallerand araştırmalarında iki tür tutku olduğundan bahsediyor. Tutkuyu ise şöyle tanımlıyor:

“Sevdiğiniz aktiviteleri kendi kimliğinizle özdeşleştirdiğiniz durumlar”

Vallerand’a göre tutkularımız bizi tanımlıyor. Örneğin birçoğumuz valeybol oynamayı sever. Ancak ne zaman ki kendimizi “ben bir valeybolcuyum” diye tanımlar oluruz, o zaman o aktiviteye karşı tutkumuz olduğunu anlarız. Tutkularımızın arkasından gitmek, hayatımızı yaşanır kılar. Kendimize ait zamanlarda yapmayı seçtiğimiz aktiviteler genelde tutkulu olabileceğimiz aktiviteleri de içerir. Vallerand’ın araştırmasına göre insanların %85’inin tutkuları var.



Tutkumun nerede olduğunu nasıl bulurum diyorsanız, Eccles’in araştırmalarında kullandığı modele kısaca bakalım:

  • Hangi aktivitelere ilginiz var? (yaptığınız aktiviteden haz alıyor olmanız önemli)
  • Beceri dereceniz nedir? (Bu aktivitede başarı elde etmeniz sizin için ne kadar önemli)
  • Sizin için bu aktivitenin değeri/önemi nedir? (gelecek hedefleri belirlemede önemli)
  • Maliyeti nedir? (Bu aktiviteye devam etmenin sizin için negatif bir değeri var mı?)

Tutkulu olduğunuz işleri yaptığınızda zamanın nasıl geçtiğini unutursunuz. Çünkü zaten sevmenin de ötesinde tutkulu olduğunuz işlerle meşgulsunuzdur. Bu da içsel motivasyonunuzun devreye girmesi anlamına gelir. Tutkulu oldukları konuda çalışanlar ortalama günde 8.5 saat rahatlıkla ve büyük bir şevkle çalışabiliyor.

Tutkularınız “ahenkli” ise o zaman verimlilik ve performans artışı tavan yapıyor.

Tutkularınız “obsesiv” ise o zaman verimlilik düştüğü gibi, negatif duygular ve depresyona kadar gidebilen bir süreç oluşabiliyor.  Sebebiyse şu: bir konuda obsesiv bir tutkunun olması kişinin “yaralansa dahi dans etmeye devam etmesi” gibi birşey. Bacağı yaralı bir dansçı kendine daha büyük bir acı vererek dansa devam eder ve sakatlanmayı göze alır. Oysa ahenkli bir tutkusu olan kişi yaralandığında iyileşmek için gereken zamanı kendine verendir.

Yazan : Fatmanur Erdogan : http://kariyeryolculugu.com/blog/2011/07/27/zamanla-yarismak-ya-da-zamani-tutkularimizla-yasamak/





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir