Anasayfa / Makaleler / 25. yılında Çernobil kazasının bilinmeyen yönleri

25. yılında Çernobil kazasının bilinmeyen yönleri




Dünyanın en büyük nükleer santral kazasının üzerinden tam 25 yıl geçti. Çernobil’de yaşananlar halen gündemdeki yerini koruyor.

Bu kaza, nükleer enerji konusu ne zaman açılsa, muhaliflerin, hâlâ ilk gündeme getirdiği olay. Kazanın üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen, ‘Çernobil’de çevreye ne kadar radyasyon salındı?’, ‘Çevreye verilen radyasyon dolayısıyla ne kadar insan kanser oldu?’, ‘Çernobil’in etkisi devam ediyor mu?’ sorularına kesin cevaplar bulunamadı.

Haliyle soruların cevapları, kişilere ve bulundukları konumlara göre değişiklik gösterdi. Nükleer karşıtları Ukrayna, Rusya ve Türkiye’de kanser oranlarındaki artışı Çernobil’e bağlarken, nükleer taraftarları da bilimsel raporlar ve yorumlar doğrultusunda Çernobil’in büyük bir kaza olduğunu kabul etmekle beraber, nükleer karşıtlarının aksine kanser vakalarının artışında, Çernobil’in önemli bir etkisinin olmadığını ispat etmeye çalıştılar.

26 Nisan 1986’da Ukrayna’da Kiev kentinin 130 km kadar kuzeyinde, Çernobil köyünde bulunan Çernobil Nükleer Santrali’nin, 1.000 MW (megaWatt) gücündeki dördüncü ünitesinde nükleer enerji tarihinin en büyük nükleer kazası meydana gelmişti. İki gün sonra İsveç’te Forsmark Nükleer Santrali’nin dışında çalışan personelin radyasyon denetimi sırasında iş elbiselerinde yüksek düzeyde radyasyon tespit edildi. Yetkililer, personelin iş elbiselerinde ortaya çıkan yüksek radyasyonun İsveç’te çalışmakta olan diğer nükleer santrallerden kaynaklandığını düşündüler. Santraller kontrol edildiğinde, herhangi bir radyasyon sızıntısının olmadığı bulundu. Ardından, meteoroloji raporları incelenmeye başlandı; İsveç üzerinde egemen olan hava akımları araştırıldı. Sonunda, radyasyon taşıyan hava akımının Ukrayna’dan kaynaklandığı bulundu. İsveç’in resmî olarak bilgi istemesiyle Rusya, Çernobil’de bir kazanın olduğunu dünyaya itiraf etmek zorunda kaldı.



Çernobil’deki kaza, reaktörün programlanmış olan bakım için durdurulmasından önce yapılan bir deney esnasında meydana gelmiştir. Söz konusu deney, bir elektrik kesilmesi durumunda, turbo jeneratörlerden birisinin reaktörün elektrik gücü ihtiyacını karşılayıp karşılamayacağını belirlemek üzere planlanmıştı. Santraldeki reaktörlerden her biri 1.600 yakıt kanalı içeriyordu. Santralin çalışma güvenliği açısından uygun olan bir soğutmanın sağlanabilmesi için yakıt kanallarının her birinden saatte 28 ton su geçmesi gerekiyordu. Reaktöre, soğutma suyunu sağlayan pompaların herhangi bir nedenden dolayı elektriği kesildiğinde, üç dizel jeneratör 15 saniye içinde devreye girebiliyordu. Elektrik kesintisi durumunda dizel jeneratörlerin, pompaların ihtiyaç duyduğu elektriği üretene kadar geçecek bir dakikalık zaman kaybı, nükleer santrallerin güvenli olarak çalışabilmesi için kabul edilebilir bir durum değildi. Bu durum, bir tasarım hatasıydı ve hatanın düzeltilmesi gerekiyordu. Kaza mey­dana geldiğinde, 1.000 MW gücündeki reaktör, 70 MW’lık düşük güçte çalışmaktaydı. Kazadan sonra yapılan araştırmalar, kazanın reaktör tasarımındaki hatalarla güvenlik sistemlerinin devreden çıkarılması, işletme kurallarının dikkate alınmaması ve reaktörün kararsız duruma getirilmesi gibi bir dizi insan hatası sonucu ortaya çıktığını göstermiştir.

Yapılan operasyon hataları nedeniyle meydana gelen hızlı bir güç yükselmesi oluşmuştur. Güç yükselmesini izleyen buhar patlaması, reak­törü ve reaktör binasını tahrip etmiştir. Oluşan patlamalar, reaktörün üst kapağını yerinden çıkartarak, reaktörün üstünü açık bırakmıştır. Kısa bir süre sonra meydana gelen ikinci bir patlama ile üstü açık kalan reaktörün kızgın parçaları büyük bir hızla dışarı fırlamıştır. Bu sırada reaktörden salınan radyoaktif gazlar ve radyoaktif maddeler 1.200 metreyi aşan yüksekliklere ulaşmıştır. Patlamalar sonucunda reaktördeki grafitler yanmaya başlamış ve reaktör binasının birkaç yerinde yangın çıkmıştır. Bu yangınlar, itfaiye ekipleri tarafından 3,5 saat içerisinde söndürülmesine rağmen reaktörden radyasyon sızıntısı devam etmiştir. Çernobil dışında, reaktör korunun (kalbinin) eridiği bir diğer kaza 1979 yılında, ABD’de gerçekleşen Three Mile Island kazasıdır. Bu kazada kısmî reaktör koru erimesine karşın, reaktör binası boşaltılarak, koruyucu kabuğun kapısı dışarıdan kapatılmıştır. Bu sayede, çevreye yayılacak radyasyon, reaktör binasında tutulmuştur. Bu kazada, herhangi can kaybı yaşanmamış ve limitler dışında herhangi bir radyasyon sızıntısı da ortaya çıkmamıştır. Bir nükleer enerji santrali normal çalışma şartlarında, çevreye hemen hiçbir zararlı madde salmazken, meydana gelebilecek bir kazada çevresine çok büyük zarar verme potansiyeline de sahiptir. Bir nükleer enerji santral kazasının etkisi, termik (doğalgaz ve kömür) enerji santrallerinde meydana gelebilecek bir kazanın etkisiyle karşılaştırılamayacak kadar büyük olabilir. Bu nedenle, nükleer enerji santrallerinde, güvenlik ve güvenilirlik, en çok dikkat edilen iki konudur.

Çernobil’de yaşanan kazanın normal çalışma şartlarında değil de, iki kez başarısız olan bir deney sırasında ortaya çıkışı gözden kaçmaktadır. Bu santralde koruyucu kabın bulunmayışı radyasyonun çevreye yayılmasını da kolaylaştırmıştır. Ayrıca kazanın oluşmasına neden olan deneyin santralde sürekli çalışan uzman ekip tarafından değil de, Moskova’dan gönderilen teknik bir ekip tarafından yapıldığına dair bilgiler de bulunmaktadır.

Serdar İskender : zaman






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir