Anasayfa / Ekonomi-Finans / Bu yıl büyümenin kaynağı ne olacak?

Bu yıl büyümenin kaynağı ne olacak?




Bu yıl büyümenin kaynağı ne olacak?

Ekonomik büyümenin dinamosu 2012 yılı hariç hep iç talep oldu. Ekonomistlere göre bu yıl işler iki nedenle kolay olmayacak. Birinci neden, kredilere getirilen yüzde 15 sınırlaması. Diğeri ise altın ihracatının azalması. Peki, Türkiye bu yıl nasıl yüzde 4 büyüyecek?

2009 krizinde küresel ekonomiyle birlikte daralma yaşayan Türkiye, izleyen yıllarda ise yüksek büyüme rekorları kırmıştı. 2010’da yüzde 8.9, 2011’de ise yüzde 8.5 büyüdü. Bu oranlara iç talep sayesinde ulaşıldı. Nitekim iç talebin önemli bir göstergesi olan bankacılık kredilerindeki büyüme oranı 2009’da yüzde 6.8 iken, 2010’da yüzde 34, 2011’de ise yüzde 29.4’e fırladı. Hatırlanacağı üzere kredilerdeki bu patlama sonucunda Merkez Bankası “aşırı ısınma”ya karşı önlemler almıştı. Bu tedbirler 2011 son çeyreğinden itibaren etkisini göstererek, 2012’de kredilerin yüzde 16 seviyesine gerilemesini sağladı. İç talep kontrol altına alındı ve büyümenin kompozisyonu değişti. Geçen yıldan itibaren büyümede önceki yılların tersine dış talep yani ihracat öne geçti.

Nitekim bu süreç ekonomi yönetimi tarafından “yeniden dengeleme” olarak ifade edildi. Buna karşın, ekonominin son 10 yıllık performansına baktığımızda büyümenin büyük oranda iç talepten geldiği görülüyor. Örneğin, 2002 yılından küresel krizin başladığı 2008’e kadar iç talebin büyümeye sürekli pozitif katkı yaptığı hatta bazı yıllarda çift haneli katkı yaptığı görülüyor. Aynı yıllarda dış talebin katkısının ise negatif olduğu gözleniyor. İşte bu durum, yani büyümenin iç talebe bağlı olması olgusu, bu yıl için yüzde 4 büyümeyi riske sokabilir. Keza, dış talebin ağırlıkta olduğu yıllarda ekonomi ya küçülüyor ya da çok düşük büyüme gösteriyor. Ekonomistlere göre, 2013 bu açıdan . kritik önem taşıyor. Son 10 yıldır iç ve dış talep aynı anda büyümeye pozitif kaktı yapmadı. Bu yı Iın ilk yarısında hükü- prof °r metin ihracatın performansına bakacağını belirten uzmanlar, ikinci yarıda iç talebin katkısını artırmak için hem tüketimde hem yatırımlarda daha fazla genişleme olabileceğine dikkat çekiyor. 2013 için en büyük tehlike ise hem iç talebin hem dış talebin zayıf kalması olarak görülüyor.

İÇ VE DIŞ TALEP ZAYIF KALIRSA…

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (Betam) uzman araştırmacısı Zümrüt İma-moğlu’da Türkiye’de hem iç hem de net dış talep katkılarının aynı yıl içerisinde büyümeye pozitif katkı yapmadığına dikkat çekiyor. Ardından iç talebin zayıf seyrettiği yılların genelde kriz ya da kriz öncesi yıllar olduğunu belirtiyor.

2012 yılında büyümenin ağırlıklı olarak dış talep katkısıyla gerçekleştiğini ifade eden İmamoğlu’ya göre, bu büyümenin yüzde 3’ün altında kalacağı ve 2013 için benzer bir model ile hedefe ulaşma mümkün olmayabilir. Dolayısıyla tek yol iç talebi canlandırmak. Merkez Bankası da bunun için önemli ölçüde parasal genişlemeye giderek fa-izleri düşürdü. hSUy»”0″9’” 2013 yılına dair ilk göstergeler tüketim ve yatırımlarda zayıf bir canlanmaya işaret ediyor. 2013 büyümesinde net ihracatın katkısının ağırlıklı olarak iç talep canlanmasına bağlı olan ithalatın belirleyeceğini ifade eden İmamoğlu’ya göre, 2013 büyümesi için en büyük tehlike hem iç talebin hem de dış talebin zayıf kalması.



“YENİ BİR PROGRAM UYGULANIYOR”

Odcabank Başekonomisti Serkaıı Öz-can, ekonominin 2012 yılında ilk defa “yumuşak inişi” başardığını savunuyor. Keza Özcan’a göre, dış talep büyümeye pozitif katkı yaparken, ekonominin yüzde 2.6 ile ılımlı büyümesi uzun yıllardır ilk kez gerçekleşiyor. Özcan, 2001 krizinden sonra uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş” programından sonra ilk kez adı konulmamış yeni bir ekonomik programın 2010 yılı sonundan itibaren uygulandığını düşünüyor. 2010 ve 201 l’i bu programın inşası, 2012’yi ise programın test edilmesi ve meyvelerinin alındığı yıllar olarak görüyor. Özcan,

2013 ve sonrasını programın sonuçlarının verimli bir şekilde alınma yılı olacağını ifade ediyor. 2013’te en büyük zorluğun iç taleple birlikte ilk defa ihracatı da büyümeye pozitif katkı yapar hale getirmek olduğunu dile getiren Özcan’a göre, bu yıla ilişkin ilk veriler, iç ve dış talebi birlikte büyütmenin gerçekten kolay olmadığını teyit ediyor. Örneğin, ocak şubat döneminde geçen yılın aynı dönemine göre ihracat yüzde 7 artarken, ithalat yüzde 13 arttı. Dolayısıyla net dış talebin katkısı zayıf kaldı.

MERKEZ’DEN SINIRLI DESTEK

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Necip Çakır’a göre, şu ana kadar gerçekleşen veriler dış ticaretin büyümeye katkısının negatif olduğunu gösteriyor. Tüketim ve yatırımda ise canlanmaya dair küçük işaretler var. Çakır,

Merkez Bankası’nın kredi hacminin yüzde 15 ile sınırlı kalmasını istediğini ancak bunun büyüme baskısıyla kontrollü bir şekilde yüzde 25’e kadar çıkabileceğini düşünüyor. Çakır’a göre, aslında bu oranın kendi başına bir etkisi yok. Keza Merkez Bankası hedefi çok açık koydu, ne TL’nin değerlenmesine izin vererek ithalatı ucuzlaştıracak, ne de bu amaçla düşük faiz politikasından vazgeçecek. Reel efektif kur hedefi doğrultusunda müdahaleler yapacağını önceden ilan eden MB, büyüme oranındaki artışın da sürdürülebilir düzeyin üzerine çıkmasına izin vermeyecek. Yani

2010 ve 2011 yıllarındaki çok yüksek büyüme oranlarını görmek mümkün olmayacak. Bu nedenle de MB’nin iç talepte büyümeye sınırlı bir destek vermesi beklenebilir.

YÜZDE 4.6 GERÇEKLEŞEBİLİR

Medeniyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin, 2013 yılı büyümesinde iç ve dış talebin uyumlu seyredeceğini düşünüyor. Buna karşın iç talep olmadan Türkiye ekonomisinin hızlı büyümesinin oldukça zor olduğunu söylüyor. Merkez Bankası’nın 2012 yılındaki aşırı soğumaya, başka bir ifadeyle “sert inişe” son vermek istediğine dikkat çeken Bilgin, bu nedenle son dönemde MB’nin temkinli de olsa faiz indirimi ve benzeri genişletici politikaları uygulamaya başladığını ifade ediyor. Diğer yandan da cari açığa karşı kredileri sınırlandırmaya çalışıyor. Bilgin, düşen faiz ortamında kredi artışının yüzde 15 ile sınırlı olsa bile, reel olarak daha yüksek kredi verilmiş olacağına dikkat çekiyor. 2012 yılında ortalama yüzde 16 olan kredi faizlerinin yılın ilk çeyreğinde yüzde 1 l’e gerilediğini vurguluyor. Bu çerçevede kredilerin yüzde 15 civarında artmasının, yüzde 4.6’lık büyüme tahminlerine ulaşılmasına engel olmadığını kaydediyor.

Erkan Kızılocak / Para Dergisi






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir