Anasayfa / Ekonomi-Finans / Dört Sektör İçin Kuraklık Tehdidi

Dört Sektör İçin Kuraklık Tehdidi





Başta ABD olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen kuraklık haberleri yem ve hayvancılık sektörünü vurdu. Yem fiyatları yüzde 20 arttı. Fiyatlar geri çekilmezce hem et hem de hayvansal ürünlerde fiyat artışı kaçınılmaz…

YAKLAŞIK bir aydır Amerika’dan olumsuz haberler geliyor. Son 50 yılın en büyük kuraklığından bahsediliyor. Özellikle mısır, soya ve buğdayda ciddi rekolte kayıpları bekleniyor. https://www.myfikirler.org Nitekim bu olumsuz haberler etkisini anında dünya emtia borsalarında gösterdi. Soya, mısır ve buğday fiyatları tavan yapmaya başladı. 18 Temmuz itibarıyla dünya piyasalarında buğdayın tonu 365, soyanınki 644, mısırınki 344, pirincin-ki 574, arpanınki ise 298 dolar seviyesinde oluştu. Bu rakamlar geçen yıla göre yüzde 20 civarında artışı ifade ediyor. Söz konusu fiyat artışlarının bir ay içinde gerçekleştiğini belirtelim.

Hatırlarsanız tarım fiyatları 2008 yılında da tavan yapmıştı. Ürün fiyatlarındaki yükseliş tutulamamış, yem fiyatlarındaki tırmanış gıda piyasalarını altüst etmişti. 2 yılda fiyatlar tekrar eski seviyesine dönmüş ve istikrar yakalanmıştı. Eğer Kuzey Amerika’daki kuraklığın getirdiği rekolte kayıpları diğer bölgelerden telafi edilemezse fiyatların bu kez geri gelmesi zor görünüyor.

Geçen yıl dünya buğday üretimi 695 milyon ton olarak gerçekleşti. Bu yıl ise 665 milyon ton seviyesinde kalacağı tahmin ediliyor. 2011 ’de mısır üretimi 874 milyon ton olmuştu. Bu yıl ABD’den gelen kuraklık açıklamalarına rağmen 900 milyon tonun üzerinde rekolte tahmin ediliyor. Soya fasulyesinin geçen yılki üretimi 250 milyon ton seviyesindeydi. Bu yıl ise 200 milyon tona gerilemesi bekleniyor.

Türkiye bu yıl buğdayda 19 milyon ton, mısırda 5 milyon ton rekolte bekliyor. Soya fasulyesi üretimimiz 55 bin tonla yok denecek kadar az. Buna karşılık 1.7 milyon ton soya fasulyesi ithal ediyoruz. Yani tamamen dışa bağımlı durumdayız. İşte kritik nokta burası. Kuraklıkla birlikte fiyatların yükselmesi, dışa bağımlı olduğumuz yem ve yağ bitkilerinde ciddi sıkıntılara yol açabilir.. Nitekim yem hammadde fiyatları dış piyasaların da etkisiyle şimdiden tavan yapmaya başladı. Bu süreçten en çok yem, hayvancılık, kanatlı ve yağ sektörü etkilenecek. Tedbir alınmaz ve fiyatlar yükselmeye devam ederse önümüzdeki dönemde et, süt ve yağ fiyatlarında artışlar kaçınılmaz görünüyor.

“TMO DEVREYE GİRMELİ”

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş, fiyat artışlarının 2008’dekinden farklı olduğunu düşünüyor ve “O dönemde de fiyatlar artmış sonrasında gerilemişti. Şu anda kasım ve aralık fiyat kontratları çok güçlü görünüyor. Bu kez yüksek fiyatlar kalıcı olacak gibi” diyor. Soya fasulyesinin yem sektörü için önemli bir girdi olduğunu hatırlatan Karakuş, sektör için zorlu bir dönemin başladığı görüşünde:

“Buğday rekoltesinde düşüş bekliyoruz. Arpa neredeyse yok gibi. Şu anda tonunu 585-600 TL arasında alıyoruz. Samanın bile kilosu 20 kuruşlardan 40 kuruşa çıktı. Doğu’da tonu 600 TL’nin üzerine çıktı. Soya fasulyesi yurtdışı piyasalarda 740 doları buldu. Dünya üretiminde açık var. Ayçiçeği fiyatları da yükseliyor. Yem fiyatları bu yüzden otomatik olarak artıyor. Besici, kanatlı et üreticisi bir sarmal içinde. Et fiyatları müdahale sonrası yerinde sayıyor. Yem fiyatları yükseliyor. Bir çuval yem 20 TL’den 45 TL’ye çıktı. TMO’ya (Toprak Mahsulleri Ofisi) bu noktada ciddi görev düşüyor. Elindeki stokları uygun fiyatlarla piyasaya vermeli. Hammadde sıkıntısı yaşanırsa yem fiyatlarını kimse tutamaz. Yurtdışındaki bu olumsuz tablodan en az etkilenmek için ithalat vergilerini de indirmemiz lazım. Sektörde çok firma var. Aslında kıran kırana bir rekabet de söz konusu. Bu rekabet ortamında fiyatların düşmesi lazım. Ancak dünya piyasalarındaki dalgalanma fiyatların aşağı çekilmesini engelliyor.”

SOYADA SORUN BÜYÜK



Yem fiyatlarının en fazla etkilediği sektörlerin başında hayvancılık sektörü geliyor. Gerek besiciler gerekse süt üreticileri Harun yem fiyatlarındaki artıştan direkt etkileniyor. Ancak ASÜD (Ambalajlı Süt Üreticileri Derneği) Başkanı Harun Çallı’nın kuraklıkla ilgili farklı bir yorumu var: “Amerika en büyük üretici olmasına rağmen kuraklığın sınırlı olduğunu düşünüyorum. Bu bölgede son 50 yıldır en büyük kuraklığın yaşanması, tarımsal emtia fiyatlarında, özellikle mısır ve soya fiyatlarında rekor artışlara sebep oluyor. Ancak bu kuraklığı 2007-2008 gıda kriziyle karıştırmamak gerekiyor. Çünkü o zaman kuraklık dünyanın birçok bölgesinin yanı sıra ülkemizde de görülmüştü. Bugünkü kuraklıksa daha çok kuzey Amerika’da. Sadece kış şartlarından dolayı bazı yerlerde yüzde 10-15 ürün kayıpları söz konusu. Dolayısıyla yazlık ve kışlık ekilişlerde herhangi bir sıkıntı yok. Ancak soyada tamamen dışa bağımlıyız. Her yıl 2 milyon tona yakın soya ve soya ürünü ithal ediyoruz. Haziran ayı başında tonu 565 dolara ithal edilen soya fasulyesi 18 Temmuz itibariyle 665 dolara, soya fasulyesinin küspesi de 625 dolara çıktı. Biz süt sektörü olarak yem fiyatlarının artmasından dolayı süt hayvanı yetiştiricilerinin zarar görmesini istemiyoruz. Çünkü sanayici açısından kaliteli süt arzının devamlı ve sürekli olması çok önemli. Devletin bu konuda tedbir alması gerekir.”

Kanatlı sektörünün maliyetlerinin yüzde 80’ini yem oluşturuyor. Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Başkanı Sait Koca, sektör için soya, mısır ve buğdayın hayati önem taşıdığını söylüyor. Koca, “Soya fasulyesi ve küspesini ithal etmek zorundayız. Soya fasulyesi ve küspesi yemlerimizde miktar olarak yüzde 25 civarında yer alıyor. Parasal olarak payı ise yüzde 35-40. Bu da en önemli girdi kaynağımızın soya fasulyesi ve küspesi olduğunu gösteriyor. Son aylarda bu ürünlerin fiyatları Amerika’da ciddi olarak artış trendinde ve tarihinin en üst seviyelerinde. Bu da ana girdimiz olan yem maliyetlerimizi çok olumsuz etkiliyor’” diyor.

Maliyet artışlarını fiyatlara yansıtmakta zorlandıklarını belirten Koca, bu konuda devletten destek istiyor. Ardından da şu önerilerde bulunuyor: “Gelişmeler 2012 yılının ikinci yarısının sektör için çok zor geçeceğini gösteriyor. Bu konuda hükümetin sektöre destek olması şart. En azından koşullar normale dönene kadar soya fasulyesinde yüzde 8, küspesinde yüzde 13.5 olan gümrük vergileri sıfırlanabilir.”

SAMAN YÜZDE 100 ZAMLANDI

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Sekreteri Hüseyin Ve-lioğlu da yaptığı değerlendirmede yem maliyetlerinin ciddi boyutlarda arttığını vurguluyor. Velioğlu, “Özellikle mısır ve soya gibi hayvan beslemesinde kullanılan iki ana ürünün önemli bölümünü Amerika’dan ithal ediyoruz. Dolayısıyla son dönemde yaşanan kuraklık Türkiye’yi ister istemez olumsuz etkileyecek.” diyor. Dünya piyasalarındaki bu hareketliliğin anında hayvancılık sektörünün aleyhine geliştiğini hatırlatan Velioğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Amerika’da yaşanan kuraklık Türkiye de, özellikle İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde de kısmen görülüyor. Bu olumsuzluklar hayvancılık işletmelerindeki girdi ve çıktı fiyatlarına anında yansıyor. Geçen yıl temmuz ayında samanın kilosu 19-25 kuruş civarındaydı. Bu yıl ise 35-50 kuruş arasında. Herhangi bir müdahale olmazsa serbest piyasada oluşan fiyatlar daha da artacak. Bu da yetiştiricinin kaba yem alimim zorlaştıracak, işletme maliyetlerini yükseltecek. Ekonomik ve rasyonel hayvancılık daha da zorlaşacak.”

“YAĞ FİYATLARI DA YÜKSELEBİLİR”

Soya ve mısır, yağ üretimi için de önemli hammaddeler. Kuraklık haberleri yemciler kadar bu sektörün temsilcileri tarafından da yakından takip ediliyor. Sunar Yağ Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Çomu, mısır ve soyadaki gelişmelerin yağ fiyatlarını etkileyecek ciddi bir unsur olduğunu vurguluyor. Çomu, “Soyanın alternatifi olan kano-la, ayçiçeği gibi diğer yağ bitkilerinde de kuraklık etkisiyle rekolte kayıpları olursa asıl tehlike o zaman yaşanır. Bu kez yağ fiyatları da yükselmeye başlar” diyor.

Çomu, mısır tedarikinde sorun yaşanmadığını, yerli üretimin yeterli seviyelerde olduğunu düşünüyor. Soya konusunda ise şu tehlikeye işaret ediyor: “Yem üretimi için yıllık 2 milyon ton soyaya ihtiyaç var. Türkiye’de üretilen soyaya ise en fazla 100 bin tonu bulabiliyor.

Aradaki büyük açık ithalatla karşılanıyor.  Çukurova ve Güneydoğu Anadolu’da bu yıl sadece 200-250 bin dekara soya fasulyesi ekildi. Üretim alanlarının artırılması gerekiyor.”

İDRİZ ÇOKAL






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir