Anasayfa / Ekonomi-Finans / Ekonomi ve Cari Açık

Ekonomi ve Cari Açık




‘Memnuniyet ekonomisi’nin sonu!
Cari açık belli ki korkuttu!
Aynı zaman da cari açığın alt metni denilebilecek tüketim hızı da aynı şekilde korkutucu geldi ki, arka arkaya önlemler sıralanıyor.

Türkiye bir hane halkı krizine doğru sürükleniyor, çünkü varlığından çok borcu var.

Hemen herkes bankalara yükleniyor ama bunlar sonuç!

Uygulanan ekonomi politikalarının sonucu…
Siz, yurtiçinde üretilen malı daha ucuz diye yurt dışından alınmasına göz yumarsanız, işi olmayanı, geliri asgari ücretin bile altında olanları tüketime özendirirseniz, olacağı budur.

Bu noktada itirazlar hep hazır; “madem serbest piyasa ekonomisinin içindeyiz ve küresel dünyaya entegreyiz, o zaman kim nerede hangi malı ucuz bulursa oradan alır.”

Alır da, sonuç işte böyle olur.
Kazandıklarınız, verdiklerinizin kat kat üzerine çıkar ve sıcak para ve borçlanmayla bu durumu sürdürmeye kalkarsanız, bir nokta gelir, hafif bir konjonktür değişir, açıklarınızla ve borçlarınızla baş başa kalırsınız…

Baş başa kalmak ise böyle durumlarda baş başa kalmanın ötesinde bir anlam taşır ki, ne duble yollar ne de konut sektörü ülkeyi kurtarır…
Bugüne kadar bu sorunla sadece Merkez Bankası ilgilenirdi şimdi devreye BDDK da girdi.

Önlemler hep bankalarla ilgili.
Bu önlemlerin mutlaka sonucu olacaktır ama mevcut ekonomi politikasını tek başına değiştirmeye yetmeyecektir.

Madem yeni bir dönem ve yeni bir anlayışa da ihtiyaç var demektir ki, bu anlayışın içeriği tam da bu konjonktürde çok hayati bir önem taşıyor.
Bugüne kadar süregelen, ‘konut yapımı, yol yapımı, biraz KOBİ kredisi, bolca tüketici kredisi’ diye özetlenebilecek ‘ Memnuniyet Ekonomisi’nin maalesef sonuna gelinmiş bulunuyor.



Bu bir sürpriz değil çünkü ha devlet ha vatandaş, ürettiğinden fazla tüketirse sorun var demektir.
Hükümetin bu gibi risklerde ki politika değişikliğine baktığınızda hafif bir para politikası değişikliğinden başka bir durum söz konusu olmadı şimdiye kadar…

Tüketimi artırmak herkesin hoşuna gitti bir süre… Hatta zenginliğin bir göstergesi gibi sunuldu, kimse de yabancı para girişi ve borçlanmayla tüketim artışının üzerine gitmek istemedi.
Madem ufukta bir ‘şer’ görünüyor o zaman esaslı bir ‘hayır’ aramanın zamanı gelmiş.

Şerri hayır’a döndürmenin yolu ise üretimden geçiyor…

Hani bugüne kadar kimsenin dönüp bakmadığı, tüketimle sarhoş olup, ‘ böyle de gidiyor’ dediği üretime…

Bunun için tek yapılması gereken şey üretim odaklı ekonomi politikası izlemektir. Bu politika ise öyle ‘üretim politikası başlatıyorum ”demekle olmayacağına göre bazılarının hiç sevmediği(!) planlama konusuna yeniden dönmekte fayda var.
Çünkü sadece parasal önlemlerle ekonomiyi soğutmaya kalkarsanız, bunun bedeli çok daha ağır olur. “Üretime yüz vermeyelim, tüketimi kısarsak her şey hallolur” derseniz, makro ekonomik dengelerin şaşması an meselesi haline gelir.

Üretim ise sadece bir sektörle, bir birimle, bir kişiyle üstesinden gelinecek bir tercih değil.
Ekonominin bütün birimlerinin bunun için birleşmesi ve sektörlere ve bölgelere göre yeni bir planlama yapılması şart. Planlamanın içinde olması gereken parametreler ise çok önemli unsurlardan oluşuyor; ekonomiyi kayıt içine almak, vergi reformu, yeni teşvik sistemi gibi…

Bunlar olmadan üretim ekonomisine geçmek ancak sözde mümkün olur ki, gelinen nokta sözlerle idare edilecek gibi değil…

Demek ki önümüzdeki dönemin en önemli sorusu şu:

Bu ülkede artık üretimin adı olacak mı?

Nurhan Yönezer






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir