Anasayfa / Ekonomi-Finans / Finansal krizden uzak resesyona ise yakınız

Finansal krizden uzak resesyona ise yakınız



Finansal krizden uzak resesyona ise yakınız

Merkez Bankası’mn döviz rezervlerinin son altı ayda 16 milyar dolar erimesi kriz beklentilerini yeniden hortlattı. Ancak veriler kriz olasılığının çok da yüksek olmadığını gösteriyor. Döviz rezervleri hala uzun bir süre yetecek düzeyde. Türkiye’nin iflas riskini gösteren CDS primindeki adtış oranı Çin’den düşük. Cari açığın da sonunda düşüşe geçmesi, özellikle finansal kriz beklentilerini zayıflatıyor. Fakat küresel gelişmelere paralel olarak beliren resesyon beklentisi yabana atılmamalı.

Türkiye’de her zaman pusuda bekleyen kriz kahinleri son günlerde yeniden ortaya çıktı. ‘Yerli Roubini” olmaya heveslenenlerin bu seferki gerekçesi Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin son altı ayda 16 milyar dolar erimiş olması. Bıı erimeyle rezervlerin tehlike sınırının altına indiği, bu nedenle kurların daha fazla tutulamayacağı ve de 1 doların 2 lirayı aşarak bir finansal krizi tetikleyeceği öngörüsü yapılıyor.

Ek olarak Türkiye’nin CDS (Credit Default S\vap) priminin son 6 ayda 200 baz puanın altından 300 baz puanın üzerine yükselmiş olması da bu öngörüyü desteklemek için kullanılıyor. Rekor seviyelerde bulunan cari açığın ise zaten epeydir finansal kriz öngörülerinin temel taşlarından biri olduğu malum.

Açıkçası Türkiye ekonomisinin şu anda “taş gibi” olduğunu söylemek mümkün olmasa da durum kriz kahinlerinin iddia ettikleri gibi de vahim de değil. Döviz rezervlerinde bir finansal krizi tetikle-yebilecek ölçüde erime yok. Türkiye’nin CDS primindeki yükseliş, birçok ülkeyi kapsayan genel bir yükselişin parçası ve de çok fazla değil. Cari açık da artık düşüşe geçmiş durumda ve kontrol altına alınmak üzere gibi görünüyor.

Rezerv yeterliliği

Öncelikle döviz rezervlerinin yeterliliği konusuna baküğımızda, burada “başparmak kuralı” (the rule of thumb) olarak benimsenen üç ölçüden ikisinde durumun iyi olduğunu, birinin de “idare eder” denebilecek bir durumda bulunduğunu görüyoruz.

İlk ölçü, döviz rezervlerinin en az üç aylık ithalatı karşılayacak kadar olması gerektiğini söylüyor ve Merkez Banka-sı’nın kasasında şu anda dört aylık ithalatı karşılayacak kadar döviz var.

İkinci ölçü, döviz rezervlerinin kısa vadeli dış borçlan karşılayabilecek kadar olması gerektiği şeklinde ve kasım ayına ait olan eldeki son verilere göre kısa vadeli dış borçların yüzde 97’si kadar rezen’ bulunuyor.

Üçüncü ölçü ise döviz rezervlerinin herhangi bir kriz anında dövize yönelebilecek olan para arzının yüzde 20’sinden daha fazla olması gerektiğini söylerken eldeki son verilere göre Türkiye’de bu oran yüzde 24’ü buluyor.

Mutlaka Okuyun:  Ekonomide Canlanma Yavaş ve Sınırlı Olacak

Kısacası Türkiye’nin döviz rezervleri ihtiyaçtan kaynaklanan talepleri uzun bir müddet daha karşılamaya yeterli gibi görünüyor. Piyasada likidite açığı bulunduğundan Merkez Bankası spekülatif talepleri ise bastırma gücüne sahip. Bunun için piyasaya verdiği likiditeyi kısması yeterli oluyor. Nitekim döviz müdahalelerine ek olarak bu silahın da kullanılması sayesinde dolar kuru yılbaşından bu yana 1.85 lira dolayına oturmuş bulunuyor.

İflas riski

Türkiye’nin CDS primi, geçen ağustosta küresel finans piyasalarının karışmaya başlamasından bu yana yüzde 65.4 yükseldi ve 192.66 baz puandan 318.62 baz puana çıktı. CDS primleri, ellerinde herhangi bir ülkeye veya kuruluşa ait tahvil bulunduranların, borçlunun iflas etmesi halinde alacaklarından olmamak için satın aldıklan bir tür sigorta poliçesine yaptıkları yıllık ödemeyi gösteriyor.

Türkiye’nin çıkardığı tahviller için CDS satın alanların geçen temmuz sonunda tahvil tutarının yüzde 1.9’u kadar ödeme yaparken şimdi yüzde 3.2’si kadar ödeme yapmaları, ülkemizin iflas riskinin arttığı anlamına geliyor.




Ancak söz konusu dönemde sadece Türkiye’nin değil neredeyse tüm ülkelerin CDS primlerinde artış yaşandığını gözden uzak tutmamak gerekiyor. Esasında küresel sorunlar nedeniyle ortada genele yayılmış bir yükseliş var.

Örneğin Avrupa’nın en sağlam ülkesi olan Almanya’nın CDS primi de aynı dönemde yüzde 58.5 artış gösterip 101.83 baz puana yükseldi. Gelişmekte olan ülkelerin en sağlamı olan Çin’in CDS primindeki yükseliş Türkiye’ninkin-den de yüksek ve yüzde 68.8 düzeyinde. Bize benzer gelişmekte olan ülkelerin CDS primleri de son altı ayda yükseliş göstermiş durumda.

Şu anda gerçekten iflas riski altında olan Yunanistan’ın CDS priminin 7.000 baz puanın üzerinde olduğunu söylersek, Türkiye’nin riskinin o kadar da fazla olmadığı herhalde anlaşılır. Ek olarak Avrupa’nın sorunlu ülkelerinin (İtalya, İspanya, Portekiz ve İrlanda) CDS primlerinin de bizimkinden oldukça yüksek olduğunu belirtelim.

Cari açık düşüyor

Geçen yıl bu sıralarda gerçekten finansal kriz sinyalleri veren cari açıkta ise şu anda bu vahim durum ortadan kalkmış durumda. Cari açıkta 2010’un sonlarında hız kazanmaya başlayan yükseliş kasım ayında durdu. Yıllık cari açık kasım ayında 0.8 milyar dolar geriledi ve 78.6 milyar dolara indi. Cari açığın milli gelire oranının da ekim ayında yüzde 10’a kadar çıktıktan sonra kasımda yüzde 9.9’a indiğini tahmin ediyoruz.

Mutlaka Okuyun:  İşsiz sayısı bir yılda 600 bin kişi azaldı

Cari açıktaki yükselişin durması ekonomideki ve özellikle de iç talepteki yavaşlamadan kaynaklanıyor. Bu yavaşlamanın sürdüğüne ilişkin belirtiler cari açığın önümüzdeki dönemde de düşmeye devam edeceğini düşündürüyor. Dolayısıyla cari açık önümüzdeki dönemde en azından yükselen bir risk olmaktan çıkacağa benziyor.

Ek olarak, şu anda küresel piyasaları sallayan Avrupa’daki krizin tetikleyicisi olan bütçe ve kamu borcu konusunda ise Türkiye’nin tarihinin en iyi dönemlerinden birini geçirdiğini belirtelim. 2010’da 40.1 milyar lira olan bütçe açığı 2011’de 17.4 milyar liraya inerken, milli gelire oranı da yüzde 3’lük Maastricht kriterinin epey altına ve yüzde 1.3’e geriledi. Avrupa Birliği (AB) tanımlı kamu borcu da zaten yüzde 60’lık Maastricht kriterinin epey alünda ve bu oranın 2011’de yüzde 40’ın da altına indiği tahmin ediliyor. Bunlar da dünyada Türkiye’ye ilişkin risk algılamasının düşmesini sağlıyor.

Yabancılar dönüşte

Zaten eldeki veriler de kriz kahinlerinin öngörülerinin aksine yabancı yatırımcıların Türkiye’den çıkışı durdurduklarını ve yeniden dönüşe geçtiklerini gösteriyor. Merkez Bankası’nın kur farkı ve fiyat değişikliklerinden arındırarak hesapladığı haftalık net hareketlere göre, geçen yılın ağustos başından ekim sonuna kadar Türkiye’deki hisse senedi ve devlet iç borçlanma senedi (DİBS) stoklarını azaltan yurtdışı yerleşikler, kasım başından bu yana ise bu stoklan yeniden yükseltiyor.

Bu yükseliş daha çok DİBS stokunda görülüyor. Ağustos başı ile ekim sonu arasında net olarak 4.1 milyar dolarlık çıkışın gerçekleştiği DİBS stokunda, kasım başından 6 Ocak tarihine kadar ise net olarak 5.7 milyar dolarlık giriş yaşandı. Hisse senedi stoku da dahil edildiğinde ise ağustos başı ekim sonu arasında 4.3 milyar dolar olan çıkışın kasım ayından bu yana 5.5 milyar dolar girişe döndüğü görülüyor.

Krizden uzağız

Kısacası Türkiye’de şu anda bir fınan-sal kriz ihtimali çok da yüksek değil. Fakat finansal kriz yaşanmasa da reel ekonomide bir resesyonun gündeme gelmesi ihtimali bulunuyor. Çünkü bir taraftan yükselen faizler iç talebi geriye çekerken öte taraftan da en önemli pazarımız olan Avrupa’da kapıyı çalan resesyon ihracatta performansı düşürüyor. Bu gelişmelere rağmen geçen yılın son çeyreğinde ekonomi yine de büyümeye devam etti gibi. Fakat bu yılın ilk çeyreğinde büyümenin negatife dönmesi ihtimali bulunuyor. Ancak bu konuda net bir yorumda bulunabilmek için birkaç ay daha verileri takip etmek gerekiyor.

Orhan Karaca





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir