Anasayfa / Ekonomi-Finans / Gelişen Ülkelerin Dünya Ticareti İçindeki Paylarını Artırmaları

Gelişen Ülkelerin Dünya Ticareti İçindeki Paylarını Artırmaları




Gelişen Ülkelerin Zengin Ülkelerle Bağımlılığı Azalıyor

ihracatYENİ yüzyılın önemli ekonomik olaylarından biri de gelişen ülkelerin dünya ticareti içindeki paylarını artırmaları oldu. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bu ülkelerin toplam ihracatının dünya ihracatına oranı 80’li yıllardan başlayarak artış eğilimine girdi ve 1995’te yüzde 28.1’e yükseldi.

1997’deki Asya ve 1998’deki Rusya krizleri ile gelişmiş ülkelerdeki 2001-2002 resesyonu, ihracat artış hızını bir miktar düşürdü. O yıllarda “ABD ekonomisi nezle olduğunda, yoksul ülkeler zatürreeye yakalanır” sözü geçerliydi çünkü…

Sonraki yıllarda dünya ticareti her yıl ortalama olarak yüzde 8.7 oranında artarken, artış oranı gelişen ülkelerde yüzde 13.7 oldu.

2011 yılının sonuna gelindiğinde gelişenlerin dünya ihracatındaki payı yüzde 43.1’e ulaştı.

Bu hızlı artışta zengin ülkelerdeki büyük şirketlerin gelişen ülkelerde kurduğu üretim tesisleri de önemli rol oynadı.

Son 10 yılda gelişen ülkeler, ABD ve AB ekonomilerindeki çalkantılara karşı bir tür “bağışıklık” geliştirdi. Bunun sonucu olarak gelişmiş ülkelerde 2008’de başlayan ve hala devam eden krizin, gelişen ülkelere olumsuz etkisi geçmiş dönemlere göre çok daha az oldu. “Ayrışma” olarak adlandırılan bu süreç sayesinde gelişen ülkelerin ekonomileri büyümesini sürdürdü. Bağışıklığın sağlanmasına gelişen ülkelerin kendi aralarındaki ticaretin artmasının da katkısı oldu. 1995 yılında gelişen ülkeler, ihracatlarının yüzde 57.4’ünü zengin ülkelere yapıyorlardı. Son 17 yılda bu oranı istikrarlı bir şekilde gerileterek yüzde 44.8’e düşüren gelişen ülkeler böylece zengin ülkelerdeki çalkantılara rağmen ekonomilerini büyütme imkânını buldu. Aynı dönemde gelişenlerin kendi aralarındaki ticaretin toplam ihracatlarına oranı yüzde 42.6’dan yüzde 55.2’ye kadar yükseldi. 1975’ten 1995’e kadar zengin ülkelerin yararına işleyen küreselleşme süreci, sonraki yıllarda gelişen ülkelerin ekonomilerine yeni bir dinamizm kazandırdı.



80’li yılların ortalarında gelişen ülkelerin ihracatının sadece yüzde 30’u sanayi ürünlerinden oluşuyordu. Zengin ülkeler, yoksullardan aldıkları hammaddeleri işleyerek tekrar yoksullara satıyor ve bu dış ticaret yoksulları daha yoksul yapıyordu. Gelişen ülkelerde sanayi dallarının gelişmesi sayesinde bu oran yüzde 60’a yükselince zengin ülkelerin ekonomilerinde kırılganlık arttı. Bu sürecin sonunda da 2008-2009 krizi patladı.

Gelecek yıllarda gelişmiş ülkelerin hem diinya ihracatındaki paylarının, hem de kendi aralarındaki ticaretin artması bekleniyor. Bu artış eğilimi dünya ticaretinin coğrafyasını ve ekonomik dengeleri değiştirmeye devam edecek.

TÜRKİYE’NİN İHRACATI

Türkiye’nin gelişen ülkelere ihracatının toplam içindeki payı 1995 yılında yüzde 19.0 dolayındaydı. 1996’da başlayan Gümrük Birliği sürecinde bu oran geriledi ve 2002 yılında yüzde 15.2’ye kadar düştü. Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan kriz sonrasında ihracatçıların yeni pazarlara yönelmesi sayesinde ihracatta gelişen ülkelerin payı 2007’de yüzde 20’ye, 2011’de yüzde 31.2’ye yükseldi. Ekonomi yönetimi, bu oranı 2015’e kadar yüzde 40’a ve 2020’ye kadar yüzde 50’ye yükseltecek önlemleri alabilirse ihracatta istikrarlı bir artış ortaya çıkabilecek. Aksi takdirde zengin ülkelerdeki durgunluğun uzaması nedeniyle ihracatın artması zorlaşacak.

Gelişen ülkelere ihracatın artması ise aşağıdaki konularda adımlar atılmasına bağlı olacak:

■    Sanayi üretiminin ve ihracatın teknolojik düzeyinin yükseltilmesi ve üretilen ürünlerin hesaplı fiyatlarla gelişen ülkelere sunulması sayesinde, gelişmiş ülkelerle rekabet mümkün olabilir.

■    Gıda ve tekstil gibi geleneksel sanayi dallarında katma değerin yükseltilmesi ve markalaşma olgusuna önem verilmesi, özellikle Ortadoğu ülkelerine ihracatı artırabilir.

■    Gelişen ülkelerle yeni ticaret anlaşmaları yapılması, ihracat kredisi ve benzer imkânların sunulması, ihracatı kalıcı olarak artırabilir.

■    Son yıllarda ekonomileri gelişme rotasına giren Afrika ülkeleri ile siyasi ve ticari ilişkilerin güçlendirilmesi, Çin ve Hindistan gibi iç pazarları hızlı gelişen ülkelere daha fazla ihracat yapma yollarının bulunması ise cari işlemler açığını geriletebilir.

Faruk TÜRKOGLU / Para Dergi





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir