Anasayfa / Ekonomi-Finans / Girişim Sermayesi Uzmanlarından Tavsiyeler

Girişim Sermayesi Uzmanlarından Tavsiyeler




Girişim Sermayesi Uzmanlarından Tavsiyeler

KÜRESEL KRİZ çözüldü, çözülecek derken, daha da derinleşerek sürüyor. Borç krizi ile başlayan süreçte geldiğimiz noktada, ülkelerin “iflası” tartışılıyor. Problemlerin nereye kadar gideceği konusunda ise aslında kimsenin net bir fikri yok. Bu dönemi görece daha az etkilenerek geçiren Türkiye’nin işi de geçmişe göre daha zor. Nitekim gerek ticari anlamda gerekse finansman anlamında en önemli desteği aldığı Avrupa ekonomisinin zorda olmasının Türkiye’ye olumsuz etkilerinin daha büyük olacağı tahmin ediliyor. Bu etkinin iki ayağı var. Birincisi daralan Avrupa pazarına mal satışının gerileyeceği, İkincisi ise ihtiyaç duyduğu finansmanı bulamama sorunu. Henüz etkinin boyutu kestirilemese de Türkiye ekonomisinin büyüme hızının 2012 yılında yüzde 2’lere gerileyeceği varsayılıyor. Hatta ilk iki çeyrek eksi büyüme bekleyenlerin sayısı da az değil.

Krize rağmen yatırımlarına devam eden girişim sermayesi fon yöneticilerinin önümüzdeki dönem beklentileri, reel sektör oyuncularına ışık tutacak. Bu çerçevede, görüş ve tahminlerini almak üzere Turkven Girişim Sermayesi Genel Müdürü Seymur Tan, İş Girişim Sermayesi Genel Müdürü Murat Özgen, Rhea Girişim Yönetim Kurulu Başkanı Onur Takmak ve HSBC Portföy Yönetimi Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ahmet Erelçin’i bir araya getirdik. Karanlık beklentileri bir nebze olsun uzaklaştırmak düşüncesiyle ferah bir mekanda, Windowist’te gerçekleştirdiğimiz toplantıda ana konu, “2012 yatırım stratejileri ve Türkiye’ye bakış” oldu. Toplantıdan çıkan ortak sonuç, 2012’nin zor bir yıl olacağı ancak Türk şirketleri ve yatırımcılar için ciddi fırsatları da beraber getireceği yönünde. Hatta girişim sermayesi açısından yatırım yılı olacağının altı çiziliyor.

2008 yılından bu yaııa yılın son döneminde hava bozuluyor. Yine benzer bir dönem yaşanıyor. Avrupa’da neler oluyor?

ahmet erelçin Yurtdışında 2008 yılındakine benzer, hatta biraz daha karamsar bir hava var. Avrupa’da yaşananların nerede biteceği kestirilemiyor ve bunun finansal sektöre yansımaları konusunda endişe hakim. Bu belirsizlik, finansal enstrümanların fiyatlarındaki volatiliteniıı artması ve tonlamada daralma şeklinde yansıyacak. Bu durum Türkiye açısından da önemli yansımaları içeriyor. Türkiye cari açığı en yüksek olan ülkelerden biri. Cari açığın finansmanı için portföy yatırımları, doğrudan yatırım ya da banka kredisi kullanması lazım. Bu iiç kaynağın içerisinde en yüksek payı yüzde 75 ile Avrupalı finansörler sağlıyor. Dolayısıyla Avrupa, İngiltere ekseninde bir daralma, Türkiye’nin finansal piyasalarda sağlayabileceği kredilerin daralmasına yol açacak. Bu nedenlerden dola}i 2012’de yaşanacak sorunlar Türkiye’de de kuvvetli hissedilecek.

seymur tari: Türkiye ile Avrupa arasında çok büyük tezat var. Avrupa’da birkaç aydır cenaze kaldırıyorlar. Biz hâlâ gayet güzel aylar geçiriyoruz. Örneğin Mavi’de, Domino’s Pizza’da satışlarımız gayet iyi. Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 8,2 büyüdü. Daha mikro bakan bizler açısından duyduklarımızla gördüklerimizi bağdaştırmak zor. Türkiye’nin büyümek için dışarıdan gelecek sermayeye ihtiyacı var. Avrupa ile dış ticaretimiz yüzde 60’tan yüzde 40lara geriledi. Türkiye’ye kullandırdıkları sermayeyi de vaizde 75’ten yüzde 40’a indirirlerse bunun yerine koyacak birilerini bulabilir miyiz? İhtiyacımız olan para 100 milyar dolar civarında. Bunun 30-40 milyar dolanın petrol zengini olan ülkelerden sağlayabilirsek sorunları aşabiliriz diye ümidim var. Bu yıl geçen yılki kadar keyifli olmaz ama az da olsa büyürüz. murat ÖZGEN 2008 yılında finansal kriz diye yola çıktık, ancak 2011 yılında Avrupa’da ülkelerin batıp batmayacağı konuşuluyor. Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İtalya’nın ülke riskleri söz konusu. Bu işi daha da tehlikeli boyuta getiriyor. Avrupa Birliğinin de bir ortaklıkla hızlı hareket edemediğini görüyoruz. Aralıkta yapılan liderler zirvesinde birtakım önlem kararları alındı ama bunlar orta ve uzun vadede işe yarayacak planlar. Kısa vadede çözüm üretecek planlarla gelmediler. Bunun üzerine Çin’in de yavaş yavaş ısınmaya başladığı söyleniyor. Bu gelişmelerden Türkiye’nin etkilenmemesi söz konusu değil. 2008 yılındaki krizi “V” yaparak çıktık, ancak 2012’de “U” yaşanacağını düşünüyoruz ve “U”nun ne kadar uzun süreceğini kestirmiyoruz. Türkiye’ye baktığımızda cari açık riskinden bahsediliyor. Ekonominin yavaşlamaya başlaması ve kurdaki (dolarda yüzde 25 civarında devalüasyon yaşandı) düzeltmenin de etkisiyle cari açık yavaşlayacak. Bunun yanında kamu borcu düşük ama özel sektör borçlanmaları artmış durumda. Bunlar genellikle döviz bazlı krediler. Bu nedenle dolardaki yüzde 25 yükselme şirket bilançolarında ciddi olumsuzluklar yaratacak. Şirketlerde bu olumsuzluğu görüyoruz. Bu resim 2012 yılına hazırlıklı girilmesi gerektiğini gösteriyor. Aşın iyimserlikle hareket etmemek lazım.



onur takmak Ekonomistler soruna sadece rakamlar, yüzdeler, istatistiklerle bakıyor. Oysa işin politik bir yanı var. Almanya’nın Avrupa Birliği içerisinde kendini nerede görmek istediğine bakmak lazım. Bazı yorumcular diyor ki; Almanya, herkesi dizlerinin üzerine çöktürüp ondan sonra çözüm bulacak. Liderler zirvesinde bir çözüm çıkmaması da işin altında politik bir ajanda olduğunu gösteriyor. Hiç kimse doların, euro’nun, AB’nin, TL’nin nereye gideceğini bilmiyor. Biz en kötü senaryoya yakın duruyoruz ve onu baz alıyoruz. Bütün şirketlerimizde finan-sal risk yönetimini ajandamızın bir numarası haline getirdik. TL’nin değerlenmesinden dolayı kolay para kazanan veya bu riskini yönetme gereği duymadan, sigorta primi ödemeden hiçbir zarar görmeyen şirketler, bu kanıksamanın sonucunda bu yıl hazırlıksız yakalandılar ve son derece büyük zararlarla karşılaştılar. Biz kendimizi, alt şirketlerimizi en kötüye hazırlıyoruz, kur riski yönetimine, bütçe ve planlamaya önem veriyoruz.

Finansman sorunları Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Özellikle doğrudan yatıranlar nasıl etkilenecek?

Ahmet erelçin: Türkiye’ye en fazla yatırımı yine Avrupa ülkeleri yapıyor. Yaşanacak sıkıntılar, Avrupalı şirketlerde satın alma iştahını olumsuz etkileyebilir. Diğer yandan Avrupalı şirketler de doğrudan yatırımlar yaparken kendi özkaynaklannın yanında dışkaynak kullanıyorlar. Satın alma finansmanı konusunda sıkıntılar olursa bu stratejik yatırımcıların Türkiye’de yatırım yapma kapasitelerini engelleyecek bir durum. Ancak son dönemde Türkiye’nin yıldızı parlıyor. Arap Baharı’nm Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki olumsuz yansımalar nedeniyle MENA fonlan açısından yatırım yapılabilecek tek ülke Türkiye kaldı. Mısır, Suudi Arabistan bir miktar da Tunus vardı, şu dönemde oralara yatırım yapılamıyor. Güneydoğu Avrupa’daki ülkeler çok küçük. Bütün Balkanları topladığımızda Türkiye’nin gayrisafi milli hasılasına yetişmiyor, ölçek ekonomisinden kaybediyorlar. Doğu Avrupa açısından yatırım yapılabilecek Polonya ve Türkiye var. Piyasalar kötü gittiği için Avrupa bölge fonları Türkiye’yi radarlarına aldı. Bir taraftan fonlamanın getirdiği kısıtlamalar var, diğer taraftan cebinde parası olan yatırımcılar için yatırım yapılabilecek tek adres Türkiye. murat özgen Somut bir örnek vermek istiyorum. Eylül avında Frik İlaç’taki hissemizi İtalyan Recordati’ye sattık. Sözleşme)i imzaladığımızın (haziran ayı) ertesi günü bütün gazetelerde “İtalya batıyor” haberleri vardı. Başımdan kaynar sular döküldü. Ancak Recordati yetkilileri Türkiye’yi yatının yapılacak tek ülke olarak gördüklerini söyleyip geri adım atmadılar.

Dünyada varlık değerleri aşağı geldi. Hatta Avrupa’da yatırımı açısından hiç bu kadar uygun şartlar oluşmamıştı yönünde görüşler var. Bunlar göz önüne alındığında Türkiye’nin yıldızı neden parlıyor?

seymur TARi: Türkiye Avrupa karşılaştırması bizi yanıltır. Bizim ihtiyaç duyduğumuz 50-60 milyar dolar, küresel anlamda büyük bir para değil. Bu para Türkiye’ye gelir. Hane halkının borcu düşük, devletin borcu düşük, nüfus genç, çalışıyoruz. Bizim iyi gitmemiz lazım. Ekonomist gözüyle ince eleyip sık dokuyarak bakmamamız lazım. Bir yıl kötü gidebilir, kur oynar, gırtlağınıza kadar borç içerisinde değilseniz (zaten böyle ekonomilerde çok fazla borçlu olmamak lazım) bir yıl kötü geçebilir ama bu büyük bir sorun değil. Ben çok pozitif bakıyorum. onur takmak Gelişmiş ülkelere yatırım yapmak üzere yola çıkan bir fon, Brezilya, Türkiye veya Hindistan’a yatının yapmaz. Bizim konuştuğumuz, gelişen piyasalara yatırım yapmak üzere yola çıkan fonların Türkiye’yi diğer gelişen ülkeler arasında tercih edip etmediği. Bu anlamda Türkiye bir adım öne çıkıyor, yatırımcıya heyecan veriyor. Türkiye demografik yapısı, coğrafi konumu, gelişen ekonomiye sahip olması açısından cazip, kendi içerisinde sektörel bazda temalar üreten, yeni sektörlerin ortaya çıktığı bir ekonomi. Avrupa’da perakende, finans ya da başka bir sektöre baktığınızda her şey oturmuş. Burada hâlâ yeni finansal hizmetlerden bahsediyoruz, perakendede organize perakendeye geçişten söz ediyoruz, gayrimenkul piyasamız kurumsal olarak daha yeni gelişiyor. Yani o kadar büyük trendler var ki. Ekonomi düşük büyüse de her zaman yüzde 30 büyüyen sektörler, şirketler bulabiliyoruz. Türkiye’yi cazip kılan şey bu.






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir