Anasayfa / Kariyer ve İş / İşyerinde Fısıltı ve Dedikodu

İşyerinde Fısıltı ve Dedikodu




“Çalışma hayatınızda devamlı arkaya bakma ihtiyacı duyuyor, odanıza geçtiğiniz anda içerideki şamata sizi rahatsız ediyor, yürümeyen işlerin sorumluluğunu bir türlü bulamıyorsunuz, üstelik yöneticilik becerileriniz sürekli tartışılıyor… Eğer tablo bu denli sıkıntılıysa zor bir durumdasınız demektir. İster lider, ister yönetici, isterse hırslı bir çalışan olun, arkanızdaki fısıltı dumanı yükseliyorsa bunları yok etmek aslında sizin elinizde.”

Bu sözlerin sahibi, Sistem Yayınları’ndan çıkan “Fısıltı Yönetimi” isimli kitabın yazarları Yasemin Koçak Tezel ve Saygın Tezel. Karı-koca Tezeller, reklamcılık ve ilaç sektörlerindeki yaklaşık 15 yıllık çalışma hayatlarındaki deneyimlerinden yola çıkarak yazmışlar bu kitabı. Yasemin Tezel’in koçluk-yönetim becerisiyle Saygın Tezel’in yöneticilik becerisi, kadın ve erkek olarak, çift sesli bir şekilde bu kitapta bir araya gelmiş. 2.5 yıldır Türk Telekom’da iç iletişim danışmanlığı yapan Saygın Tezel, şöyle konuşuyor: “İkimiz de farklı yönetici profilleriyiz. Ben reklam kökenliyim. Biraz daha sanatsal ve özgür düşünmeyi gerektiren bir alan, Yasemin Hanım ise daha çok kuralın olduğu bir sektörden gelme. Fısıltı farklı bir konu. Daha da farklı olsun diye kadın ve erkek olarak çift yönlü bir kitap yazdık.”

Fısıltılara ses verdiler
Çift seslilik, lider profilleri, yöneticilerin katkıları ve fısıltılar… Tezel çifti bunların hepsini görmüş, yaşamış ve engellemek için ellerinden geleni yapmışlar. Saygın Tezel’e göre, bu soruları sistemle aşmak gerek. Ama o sistemi de oturtmak gerçekten özveri isteyen bir şey: “Ve yıllardır düşünüyoruz, kimse fısıltılara ses vermedi. Biz de bu konuyu işleyen sadece Türkiye’ye özgü kaynak bir kitap hazırladık. Daha sonra ise kitabı İngilizce basmayı düşünüyoruz.”

N’olacak benim halim?
Firmaya ve yöneticiye yönelik fısıltıların yoğunlukta olduğunu söyleyen Yasemin Koçak Tezel, iş hayatında fısıltıların en çok ekipte bir kişinin terfi aldığı dönemler olduğunu söylüyor. Zam ve prim dönemleri ile ekipteki bir üyenin başarı ya da başarısızlığı açıklandığında ya da ekibe yeni üyeler katıldığında fısıltıların arttığını anlatıyor. Peki, en çok hangi konularda fısıldanıyor şirketlerde? Tezel çifti, bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

– En fazla, kriz dönemlerin en klasik sorusu olan “Ne olacak benim halim?” durumunda fısıldanıyor.
– Sonra, çalışanlar arasındaki özel ilişki fısıltıları geliyor. Kim kiminle çıkıyor? Patron kimle çıkıyor? Asistanıyla nereye gitmiş? Bu sorular ve yanıtları kulaktan kulağa dolaşıyor.
– Yönetici her şeyi ile mesela çorabına kadar fısıldanıyor. Hele de beyaz giymişse, akşama kadar fısıldanır.
– Yöneticinin gözüne nasıl girerim fısıltısı da yaygın. Ona nasıl yaklaşırım? Sana nasıl yaklaşıyor? Bana şöyle dedi, sana ne dedi? Bu sorular ve konuşmalar sürer gider.
– “Ben burada çalışmayacağım artık” fısıltısı da çok kullanılıyor. Bu fısıltı yüzde 90 yöneticinin kulağına gidiyor ve yönetici de onu hoş tutuyor. Veya “Ona şu kadar zam yaptılar da bana bu kadar zam yaptılar, oysa ben daha iyiyim” diye fısıldıyor ve bu fısıltı da yöneticiye gidiyor.
– Bir de aynı sektördeki başka firmaya yönelik fısıltı oldukça fazla. “X firması çalışanına şu kadar para veriyormuş biliyor musunuz?” fısıltısı yoğun.

 Ne zaman azalıyor?
Fısıldamak için bu kadar neden varken, hangi durumlarda fısıltı azalır? Kitabın dikkat çekici bölümlerinden birini bu sorunun yanıtı oluşturuyor:
– Çalışma temposu arttığında.
– Hedef netleştiğinde.
– Gösterilen havuç büyük olduğunda.
– Önceden birlikte çalışılmış ekip üyeleri arttığında.
– Yöneticiler lidere dönüştüğünde.

Fakat diyelim ki bu 5 koşulu yerini getiremediniz… Beklentileri doğru saptayıp, havuçu net gösterip, çalışanları doğru ödüllendiremediniz ve fısıltı bulutları giderek artmaya başladı.



Fısıltı bulutları nasıl azaltılır?
Fısıltı yönetimine tepeden bakıldığında fısıltı musluğunu en iyi kapatacak kişi, lider olarak görülüyor. Ancak bir liderin de egosunu bir yana bırakarak, iyi yönetici vasıflarıyla birlikte iyi iletişim yöntemlerini kullanması ve çalışanlarını başarıya ortak ederek bu süreci yönetmesi, kendi yararına. Aksi takdirde fısıltı bulutlarının önüne geçemiyor.

O halde ne yapmalı? Fısıltılarla nasıl baş etmeli? İşte size 10 tüyo:
– Onlarla samimi ve doğru bir iletişim kurun
– Çevrenizdeki fısıltıları analiz edebilme için önce kendi fısıltılarınızı dinleyin. İlk işe başladığınız ve fısıldadığınız günlere dönün. Hangi yöneticinize benzediğinizi bulmaya çalışın.
– Çalışanlar anlamadıklarında fısıldarlar. Fısıltıyı kesmek için anlaşılır olmanız şart. İletişim kanalarını doğru kullanın. Normal iletişim kanallarını kullandığınız sürece, kimse fısıldamak için özel bir çabaya girmez.
– Arkanızdan bey/hanım demeleri, size hâlâ saygılarının devam ettiğini gösterir. Hâlâ bir şansınız var demektir. Ama eğer arkanızdan ilk isminizle fısıldıyorlarsa ne yazık ki onları aynı yoldan tekrar kazanma şansınız kalmamıştır.
– Çalışanlar kendi iş tanımları dışında kalan beklentilerle karşılaştıklarında fısıldarlar. İş tanımlarına uyun. Çalışanlarınızı ne amaçla aldıysanız onun için kullanın veya ekstra yükler bindiriyorsanız hakkını verin.
– Çalışanlana yönelik uyguladığınız ‘açık kapı yönetim sistemi’ni çalıştıramaz hale gelmişseniz fısıltılara kulak kabartabilirsiniz. Kapım herkese açık deyip, kapınıza bir bekçi dikmeyin.
– Açık kapı yönetim sisteminin yürümesi için tüm kapıları aralık tutun. Çalışanların fiziksel olarak odanıza girmesini beklemeyin. Kullandığınız sosyal iletişim ağlarında da size ulaşılabilir olur.
– Ekibinizle aranıza duvarlar örmeyin. Onların arasına karışın. İletişime geçmeye çalışmış ancak hiyerarşiye, hendeklere, kapalı kapılara ve birçok engele takılmış çalışanlar bunu fısıltı malzemesi olarak görürler.
– Fısıldamanın temelinde görülme ihtiyacı vardır. Görüldüğüne inanan çalışan bir süre sonra gerçekten görmeye başlar. Çalışanınızı görün. Ne kadar uğraştığını fark edin ve fark ettirin. Fısıldamak yerine bir dahaki sefere size gelmesini tembihleyin.
– Bir Çin atasözü, “Dişi ağrıyan adam aşık olmaz” der. Fısıltı, ağrıyan diştir. Hangi dişin neden ağrıdığını bulup o dişi çekmek ya da bir profesyonele çektirmek gerek. Yapabilen yapar, yapamayan konuşur. Siz yapanlarla çalışmaya özen gösterin.

Bu 15 yönetici tipine kim olsa fısıldar
Yöneticilikten liderliğe geçemeyenler: Kör noktaları üzerinde çalışıp güçlü özellikleriyle basamakları çıkamayanlar.
Sömürücüler: Herkesin, onun koltuğunda çıkarlarını korumak için çalışmak zorunda olduğunu sananlar.
Forvetler: Ekibine son dakikada, gece yarısı ofsayttan gol atanlar.
Köle tacirleri: Çalışanı 7/24 kendi emirlerinde yaşayan ve her istedikleri anda beklentilerine cevap vermesi gereken köleler olarak görürler.
Banka kasaları: “Para benim, benim dediğim olacak!” diyenler.
Picassolar: Ekibin her bir parçasını olmayacak renklere boyayanlar.
Olympos Tanrıları: Kurumda kendini olmazsa hiçbir işin doğru düzgün yürümeyeceğine inananlar.
Kopyala yapıştırıcılar: Bir süre sonra kim olduğunu bile unutup gerektiğinde herkes olabileceğini hatırlayanlar.
Cellatlar: Onlardan daha iyi olma potansiyeline sahip çalışanları giyotinle bekleyenler.
Milli atletler: Telefonları ellerinden düşmeyen, meşgul görünümlü, sürekli konuşanlar.
İyimserler: Kurumu toplantı yaparak kurtaracaklarını sananlar.
Fahri Amerikalılar: Kendi ülkesinde anadilini konuşmaktan kaçınanlar.
Terminologlar: “Konuştuğumda kimse beni anlamasın” diyenler.
Tapınak bekçileri: Koltuğunu kaybetmektense ruhunu kaybetmeyi tercih edenler.
Kovboylar: Cinsiyetsiz bakış açısının ve duruşunun ne olduğunu bilmeyenler.

Hürriyet İK – Hayriye MENGÜÇ





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir