Anasayfa / Sağlık / Kanser Hastası Olan Çalışanlar

Kanser Hastası Olan Çalışanlar




Dünyada her yıl 12.7 milyon, Türkiye’de ise 150 – 200 bin kişi kansere yakalanıyor. Türkiye’de erkeklerde akciğer, mide, mesane, prostat, kalın bağırsak; kadınlarda ise meme, kalın bağırsak, mide, rahim, akciğer kanseri en sık görülen türler. Kanser her yaşta görülebiliyor. Bazıları 60’lı yaşlarda ortaya çıkarken bazıları 40 civarında kendini gösteriyor. Bu yaşlar da genelde iş hayatında olunan yaşlar. Kanserlerin türleri, uygulanacak tedavi ve vücuttaki yaygınlığı, çalışanın iş hayatına devam edip edemeyeceğinde önemli rol oynuyor. Çalışanlar iş güvenceleri olmayacağından ve kovulma korkusundan hastalıklarını gizleyebiliyorlar. Bu nedenle işverenlerin de kanserli çalışanın mutlaka yanında olması ve destek sağlaması bekleniyor.

Web kullanıcı arayüz geliştirici olarak çalışan Ş. Kadir Günay’a (29) geçen sene lenfoma, yani lenf kanseri teşhisi konmuş. Günay, hastalığını öğrendiği andaki hislerini şöyle anlatıyor: “Aklımda tamamen eskiden kalma bilgiler doğrultusunda geçireceğim kemoterapi sürecinde hep hastanede kalacağımı ve çok acı çekeceğimi düşündüm. Sonra doktoruma ilk sorumu sordum; tedavisi var mı? Doktorumun söylediğine göre benim türümde yüzde 85-90 oranında başarı elde ediliyormuş. İkinci soruyu sordum; peki hayatıma normal şekilde devam edebilecek miyim? Hep hastanede mi kalacağım? Hayatıma herkes gibi devam edebileceğimi fakat haliyle biraz sınırlı olacağını söyledi.”

Günay, kemoterapi sürecinde işe gidememiş. Fakat bu dönemde iş arkadaşlarının ve müdürünün kendisini hiç yalnız bırakmadığını, sürekli durumuyla ilgili doktorla ve annesiyle konuşup bilgi aldıklarını anlatıyor: “Ben ilk kemoterapi seansında biraz yoruldum. Vücuda ilk kez başka bir madde girdiği için ve ağır olduğu için biraz sarstı. Bana o dönemde gösterdikleri ilgi o kadar yüksekti ki, bu şartlar altında insanın morali gerçekten bozulamaz. Hepsinin yeri bende çok ayrı.” Günay’ın çok yakın olduğu iş arkadaşları haricinde diğer departmandaki arkadaşları da kendisiyle yakından ilgilenmiş. Özellikle insan kaynakları departmanı. Hastane, sigorta, ulaşım ile ilgili olabilecek veya olan tüm sorunlarla ilgili yalnız bırakmamışlar. Tedavi gördüğü süre boyunca ve tedavi sürecinden sonraki süreçte işe gidemediği süre içinde maaşı kesintisiz yatmış. İş arkadaşları da ihtiyaç olur diye aralarında para toplamış. Bunu kendisine şakayla karışık, kendisi adına bir fon yaptıklarını istediği zaman kullanabileceğini söylemişler.

Günay’ın tedavisi yaklaşık 6 ay sürmüş. Şimdi 2 ayda bir kontrole gidiyor. 6 ayda bir kez de bilgisayarlı tomografiye giriyor. Aynı zamanda işine de devam ediyor. Doktoru, kalabalık olması ve havalandırma sistemi yüzünden ofiste çok durmamasını tavsiye etmiş, o da bu nedenle halen ara ara evden çalışıyor.
Bu tür hastalıklarda moralin çok önemli olduğunu belirten Günay, ama iyi ama kötü fakat bir şekilde devam edildiğini söylüyor: “Bu dönemi size en iyi gelecek şekle çevirin. Doktorunuzu dinleyin. Duyduğunuz, okuduğunuz her şeye inanmayın. Kontroller çok önemli. İyi hissetmeniz sorun olmadığı anlamına gelmez.”

Türkiye’de her yıl 150 bin ile 200 bin kişiye kanser teşhisi konuluyor. Kanser, yaşa ve cinsiyete bakmıyor ama büyük bir çoğunluğu, iş hayatında olduğu dönemde yakalıyor.

Kanser hastalarının çalışması mümkün mü, onlara nasıl yaklaşılır, nasıl destek olunur, biliyor muyuz?

Türü ve evresi önemli
Kanser hakkında araştırma yapan Cancer Reserach UK’e göre 200’den fazla kanser türü var. Alt türlerine de bakılırsa bu sayı bini buluyor. Türlerine göre kansere yakalanma yaşı da değişebiliyor. Bazı kanserler 60 yaş ve üzerinde daha sık görülürken bazıları da 40’lı yaşlarda ortaya çıkıyor.
45 yaş üzerinde daha sık görülen bu hastalık, iş hayatını da haliyle etkiliyor. Çalışırken kansere yakalanıldığında işe devam edilip edilemeyeceği konusunda tek bir cevap yok. Kanserin türüne, yaygınlığına ve kişinin bünyesine göre değişiyor.

Marmara Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serdar Turhal kanserin ne olduğu, nasıl bir tedavi gerektirdiği ve hastalığın evresinin önemli olduğunu söylüyor. Turhal, örneğin akciğer kanseri ileri bir evredeyse genelde hastaya uygun bir dille emekliliğiyle ilgili plan yapmasını, tedavi süresince çalışma hayatının gerekliliklerini yerine getirmede zorluk çekebileceğini söylediklerini belirtiyor. Meme kanserinde ise çoğunlukla ameliyat olup hastalık alınıyor ve koruyucu bir tedaviye başlanıyor. Bu sürecin de 6 ay olduğunu belirten Turhal, bu hastaların yüzde 100’ünün çalışma hayatına geri dönebildiğini söylüyor.

Dünya Kanser Kontrol Örgütü gelecek dönem başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, çalışırken kansere yakalanan bir kişinin hastalığı nedeniyle aktif tedavi alıyorsa tedavi dönemlerinde çalışamadığı günler olabileceğini söylüyor.

Bir yandan iş hayatı bir yandan ağır bir hastalık olan kanseri sürdürebilmek de güç oluyor. Fakat bu dönemde dikkat edilmesi gereken en önemli şey moral. Hem aile hem de iş çevresine bu konuda önemli görevler düşüyor. Psikiyatri Uzmanı Kemal Arıkan, kanserli bir yakını olan kişilere durumu kabullenip bilinçli davranmaları gerektiğini söylüyor. Bu konuda dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de hastalık hakkında bilgi sahibi olmak. Hâlâ kanserin bulaşıcı bir hastalık olduğunu zannedenler olduğunu belirten Arıkan, kanserli kişilerle çalışmak istemeyen, onların ellerinden işlerini almaya çalışanlar olduğunu da ekliyor.

İşveren ne yapmalı?
Emeklilik yaşının ileri alınmasıyla ileride iş hayatında kanserli çalışanlara daha sık rastlanacak. Bu nedenle işverenlerin hem kanseri önleme aşamasında hem de kanserli çalışana yardım konusunda bilinçli, bilgili ve dikkatli olması gerekiyor. Alınabilecek önlemlerden en önemlisi çalışanların sigara içmesini önlemek. Turhal, bir kişinin hayatı boyunca içtiği 100 adet sigaranın, yani 5 paketin bile sigaraya bağlı kanserler açısından risk yarattığını söylüyor. Bu açıdan işverenlerin de örnek olması gerektiğini belirten Turhal, sigara içen yöneticilerin, bu konuda daha esnek kuralları olduğunu belirtiyor.
Kanser hastası olan çalışanların en büyük korkusu, endişesi iş güvenceleri konusunda oluyor. Hastalığın getirdiği psikolojik değişikliklerin yanında bir de ‘işimi kaybedecek miyim’, ‘tedaviye gittiğim süreçte iş başında olmadığım günler maaşımdan kesilir mi’ gibi tedirginlikler kişinin moralinin iyice bozulmasına neden oluyor. Bu aşamada da patronların daha esnek ve toleranslı olması bekleniyor. İşveren, tedavinin devam ettiği dönemde izin vererek, izin verdiği dönemlerde ücretten kesinti yapmayarak destek olabilir. Özellikle bu dönemde ücretlerin ödenmesi çok önemli.

Başlarda performans düşebilir
Kişi, kanser olduğunu öğrendiği ilk an korku, panik gibi karmaşık duygular yaşıyor. Arıkan, ilk tepkinin inkar olduğunu söylüyor. Böyle bir hastalığa yakalandıklarını kabul etmiyorlar. Neden ben sorusunu soruyorlar. Ardından öfke yaşanıyor. Sonrasında da depresyon. Bu dönemde kimi hastaların Allah’la bir pazarlık yaptıklarını ifade eden Arıkan, iyilik yapayım, karşılığını bulayım şeklinde bir hesaplaşmaya girdiklerini söylüyor. Son aşamada da hastalığı kabulleniyorlar. Kanser hastalarının genelde rol yapma sürecine girdiğini belirten Arıkan, bunun da onları yorduğunu, yıprattığını söylüyor: “Çevrelerinin kendilerini işe yaramayan insanlarmış gibi görmelerinden çekiniyorlar. Etraflarındaki insanların önce kendi önyargılarını yıkmaları gerekiyor. Kanser öldürecek diye bir kural yok. Bu insanlara yaklaşırken hayatlarının son günlerini yaşıyorlarmış gibi yaklaşmaları kanser hastalarında ciddi alınganlıklara neden olabiliyor.”



Kanser, iş verimini başta düşürebiliyor ama en önemli problem iş güvencesi. İşini kaybetmeyeceğini, maaşının yatacağını bilen çalışan kendini rahat hissediyor. Fakat bu konuda çekinceleri, tereddütleri varsa kovulma korkusuyla hastalığını gizlemeye çalışıyor. Bunun dışında ilk zamanlarda iş arkadaşlarının görev yükünü hafifletmesi de faydalı olabiliyor. Fakat zaman içinde performans eski haline geliyor ve aynı verimle çalışılabiliyor. Arıkan kanser hastalarının dünya görüşünün olumlu yönde değiştiğini, bununla birlikte eskisinden daha verimli çalışabildiklerini söylüyor.

Korkan, tedirgin olan sadece kanserli kişi değil. Yakın çevresi ve iş arkadaşları da aynı hisleri yaşayabiliyor. Fakat bu kişiler daha çok hastalıkla ilgili önyargısı olan kişiler oluyor.

En büyük sıkıntı belirsizlik
Kanser tanısının konmasıyla kişinin hayatına birçok belirsizlik de giriyor. Plan program yapılsa bile uyabilme ihtimali çok düşük. Mesela kanserli kişi cuma gününe kemoterapi alıyor. Cumartesi pazar dinlenirim, pazartesi işe giderim diye düşünebiliyor. Cuma günü hastaneye gidip kan değerlerine bakıldığında düşük çıkabiliyor. Böyle durumlarda kemoterapi yapılamıyor ve başka bir güne alınıyor. Bütün plan program darmadağın oluyor. Bu tür belirsizlikler sadece kanser hastası için değil çevresi için de sıkıntı yaratıyor. Sadece kan değeri de değil, doktora ulaşılamadığı oluyor, sıra bitebiliyor… Bu belirsizliğin ve kontrol edememe durumunun insanı çok yıprattığını belirten Turhal, bunun gerginlik yarattığını söylüyor: “Normal hayatta yaşarken içimizden geçen bazı negatif duyguları paylaşmakta çekimser davranıyoruz. Birine kızıyorsak içimize atabiliyoruz. Oysa kanser hastalarında bu baskılama azalıyor. Kanser hastalarında çok sık gözlemlediğimiz bir şey bu. İçlerindeki negatif duyguları duraksamadan, kontrol etmeden söyleyebiliyorlar, kalp kırabiliyorlar ve bunu umursamıyorlar. Bunun net olarak bir sebebi yok. Gül verseniz dikenini batırmak için bana veriyorsunuz diyebiliyorlar. Geçmişle ilgili paylaşılmayan söylenmeyen göz ardı edilen hoşgörüyle karşılanan şeyler kanser sürecinde karşılanmaz hale geliyor.”

Sayılarla kanser
– Dünyada her yıl 12.7 milyon kadar insan kansere yakalanıyor.
– Müdahale edilmezse dünyadaki kanserli kişi sayısının 2030’da 21 milyonu aşması bekleniyor.
– Türkiye’de ise her yıl 150 bin ile 200 bin kişi arası kanser hastası oluyor.
– Sağlık Bakanlığı’nın 2000-2006 arasındaki çalışmasına göre, her yıl 140 bin kişi kanserden ölüyor.
– Dünyada en sık görülen kanserler 2008 yılı verilerine göre erkeklerde akciğer, prostat, kalın bağırsak, mide, karaciğer; kadınlarda ise meme, serviks, kalın bağırsak, akciğer ve mide kanseri.
– Türkiye’de erkeklerde akciğer, mide, mesane, prostat, kalın bağırsak; kadınlarda ise meme, kalın bağırsak, mide, rahim, akciğer kanseri.
– 2010 yılında yapılan Meclis Araştırma Komisyonu raporuna göre Türkiye’de kanserle yaşayan kişi sayısı yaklaşık 400 bin.
– Türkiye‘de toplam sağlık harcamalarının yaklaşık yüzde 6,7’si direkt kanser tedavisine gidiyor.
– Önümüzdeki 20 yılda bulaşıcı olmayan hastalıkların dünyaya maliyeti 47 trilyon dolar olacak.
– Tüm kanserlerde yüzde 30 oranında korunma mümkün. Kanser taramaları özellikle meme, prostat, kalın bağırsak ve serviks kanserlerinde faydalı.
– Kanserde yaşam oranı (türlere ve safhalara göre değişmekle birlikte) ortalama yüzde 70’lere yaklaştı.
– Kanserin Türkiye’ye yıllık maliyeti 2.5 milyar dolar. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı’nca Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) işbirliği ile yapılan bir projeksiyon analizinde 2030 yılında kansere yapılan doğrudan harcamaların 10 milyar doları geçeceği, bu masrafın tolere edilemeyeceği ve devlet bütçesinden karşılanamayacak bir seviyeye ulaşacağı hesaplanmış.

Meslekler ve kanser türleri
Bazı mesleklerde çevresel faktörler ve kullanılan, maruz kalınan maddeler nedeniyle bazı kanserlere yakalanma riski artıyor. Kanser olma nedeni direkt bunlara bağlanamasa bile yine de etkisi olabiliyor. Örneğin krom kaplama, madencilik işinde çalışan birinde akciğer, lastik ve boya işlerinde çalışan kişilerde mesane, tarım, denizcilik sektöründe çalışanlarda deri kanseri görülebiliyor. (Kaynak: Türkiye’de Kanser Kontrolü, Kanser Savaş Dairesi Başkanlığı 2009)

Stres kansere neden olur mu?
Son zamanlarda stresin kansere neden olduğuna dair çeşitli haberler çıkıyor. Prof. Dr. Serdar Turhal ise bunları gerçekçi bulmuyor: “Eğer gerçekten stres, üzüntü kanser yapsa o zaman şehit olan gencecik insanların aileleri kanser olur. Bir annenin babanın 18 yaşındaki oğlunu kaybetmesi ne demek, eğer stres, üzüntü kanser yapıyorsa, annenin-babanın 1-2 yıl içinde kanser olması lazım. Böyle bir şey görmüyoruz. Veya bir aile trafik kazası geçiriyor. Anne baba kurtuluyor, 3 yaşındaki çocukları ölüyor. Bu anne babanın da kanser olması lazım. İnsanlar kanser olduktan sonra geriye bakıp düşünüyor; iflas ettim kanser oldum, işlerim kötü gitti kanser oldum diyorlar kendilerine. Mutlaka hayatımızda kötü giden şeyler, stresli zamanlar olacaktır. Ama strese maruz kalanlar kanser olmuyor. Kanseri direkt buna bağlamak doğru değil.”

Kanseri önlemek için bunları yapın
Meclis Araştırma Komisyonu raporunda kanserin önüne geçmek için bazı tavsiyelerde bulunuluyor. Bunlar:
Sigara: Sigaraya başlamayın; içiyorsanız da bırakın. Bırakamıyorsanız da sigara içmeyenlerin yanında içmeyin. Gelişmiş ülkelerdeki tüm kanserlerin yüzde 25-30’unun tütünle alakalı olduğu tahmin ediliyor.
Obezite: Obeziteden kaçının. Sigaranın ardından Batılı ülkelerde kronik hastalıklarla ilgili en önemli risk faktörüdür ve özellikle diyabet, kalp – damar hastalıkları ve kanser risklerini artırıyor.
Spor: Her gün bir miktar canlandırıcı fiziksel hareket yapın. Birçok çalışma fiziksel aktivite ile kansere yakalanma riski arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Fiziksel aktivitenin kanser riskine karşı koruyucu etkisi aktivite düzeyi ile birlikte artar – ne kadar fazla aktivite olursa o kadar iyidir– yine de bu tür bir tavsiyenin kalp damar hastalıkları olan kişilerde daha yumuşak bir biçimde uygulanması gerekir. Bu aktivite haftada üç gün günde yarım saat alabilir.
Sebze-meyve: Günlük aldığınız sebze ve meyve miktarıyla çeşidini artırın. Hayvansal kökenli yağ içeren gıda tüketiminizi sınırlayın.
Alkol: Alkol kullanıyorsanız bırakın, bırakamıyorsanız azaltın. Fazla içki tüketiyorsanız bira, şarap ya da damıtılmış alkollü içecekler olmasına bakmaksızın tüketiminizi erkekler için günde iki, kadınlar için günde bir içkiye indirin.
Güneş: Güneşe fazlaca maruz kalmaktan kaçının. Bu husus özellikle çocuk ve ergenleri korumak için önemli. Cilt kanseri münhasıran değilse bile çoğunlukla açık tenli insanlarda görülen bir hastalık.
Kanser yapıcı maddeler: Bilinen kanser yapıcı maddelere maruziyeti engellemeyi amaçlayan düzenlemeleri sıkı bir şekilde tatbik edin. Kansere neden olabilecek maddelere dair tüm sağlık ve güvenlik talimatlarına bağlı kalın. Ulusal radyasyondan korunma dairelerinin tavsiyelerine uyun.
Serviks taraması: 25 yaşından itibaren kadınlar serviks taramasına katılmalı. Bu katılım “Serviks Taramasında AB Kalite Güvence İlkeleri” ile uyumlu kalite kontrol prosedürleri bulunan programlar dâhilinde olmalı.
Meme taraması: 50 yaşından itibaren kadınlar meme taramasına katılmalı. Bu katılım Mamografi Taramasında AB Kalite Güvence İlkeleri ile uyumlu kalite kontrol prosedürleri bulunan programlar dâhilinde olmalı. Mamografi ile meme kanseri taramasının meme kanserinden kaynaklanan ölümleri azaltmada etkin olduğuna dair dikkate şayan deliller vardır.
Kolorektal tarama: 50 yaşından itibaren erkek ve kadınlar kolorektal taramaya katılmalı. Bu katılım bünyesinde kalite kontrol prosedürleri bulunan programlar kapsamında olmalı.
Hepatit B: Hepatit B enfeksiyonuna karşı aşılama programlarına katılın.

Hürriyet İK – Zeynep MENGİ






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir