Anasayfa / Ekonomi-Finans / Krizi Fırsata Dönüştürecek Öneriler

Krizi Fırsata Dönüştürecek Öneriler




Krizi Fırsata Dönüştürecek Öneriler

Global krizin rüzgarları yavaş yavaş Türkiye’de de kendisini göstermeye başlarken, akıllara “2001 krizi travmasını yeniden mi yaşayacağız?” sorusu geliyor. Özellikle sermaye ve finansman sıkıntısı çeken KOBİ’lerin doğru strateji ve kararlarla bu durgunluk sürecinden etkilenmeden çıkmaları çok da zor değil.

Zorlukları fırsata dönüştürmenin yolları
İşte işler kötüye gitmeye başladığında şirketlerin karşılaştıktan zorlukları nasıl fırsata dönüştüreceklerine ilişkin birkaç ipucu:

■    Müşterilerinizi düşünün.
■    Planlama sürecinize çeviklik ve tepki hızı katın.
■    Nakdinizi muhafaza edin.
■    Değişken maliyetlere göz atın.
■    Kârlılığınıza katkıda bulunan ve bulunmayan öğeleri saptayın.
■    Yeniden düzenleme ve yemden yapılandırma yapın.
■    Riski azaltmak için pazarlık yapın.
■    Rekabet içindeki konumunuzu değerlendirin.
■    İleriye dönük bir adım atın.
■    Fırsatları fark edin.
■    İşgücünüzü iyileştirin.

SON DÖNEMDE GLOBAL OLARAK PİYASALARDA ÇALKANTILI BİR SEYİR HAKİM. Ekonomilerde de olumsuz şartların daha da öne çıkacağı, hatta durgunluğun yaşandığı ve yaşanacağı bir dönem geçiriliyor. Durgunluk dönemlerinde ekonomilerde başlayan küçülme, kişilerin gelir ve harcamalarını buna bağlı olarak da şirketlerin kârlılıklarını olumsuz etkiliyor.

Son yıllarda küreselleşme ve ekonomilerde yaşanan hızlı büyüme sayesinde şirketler de altın dönemini yaşadı. Ancak piyasalarda yaşanan son gelişmeler, moralleri bozmaya başladı. Şimdi şirketler durgunluk döneminde rotalarını nasıl belirleyeceklerini sorguluyor. Bu durum özellikle KO-Bİ’leri daha çok ilgilendiriyor. Çünkü büyük sermayeleri ve zaten elde etmiş oldukları pazar payları, biraz da oluşturulacak akıllı stratejilerin desteğiyle büyük şirketlerin ayakta kalması biraz daha kolay görünüyor. Peki, ya sermaye ve finansman sıkıntısı çeken KOBÎ’ler?

Ekonomilerde gidişatın olumlu olduğu dönemlerde bile birçok sorunla boğuşan KOBİ’ler ne yapmalı? Kriz ya da durgunluk dönemlerinin neden olduğu zorlukları nasıl fırsata çevirmeli? Bu dönemde doğru stratejileri oluşturmaları halinde KOBİ’lerin de önümüzdeki zorlu süreçten sağ salim çıkmaları mümkün.

Durgunluk, dengeler

Aslında bu sorunun çok da sihirli bir yanıtı yok. Danışmanlar, şirketlerin istikrarlı dönemlerde yürüttükleri faaliyetleri, odak noktalarında birkaç küçük değişiklikle sürdürmeleri gerektiği görüşünde. Bunların arasında hızlı hareket etmeyi sağlayacak esnek bir yapıya sahip olmak, müşteri ihtiyaçlarını gözden kaçırmamak, nakde odaklanmak, kaliteli işgücünü elde tutmak gihi her daim göz önünde bulundurulması gereken unsurlar sıralanabilir.

Öte yandan durgunluk dönemlerinde geliştirilecek farklı uygulamalar, şirketlerin rakipleri arasından sıyrılmasını da sağlayabilir. Bu anlamda şirketler, durgunluk dönemlerini çalışanlara yatırım yapmak, organizasyon yapısını ve ürün gamını geliştirmek gibi faaliyetlerle de değerlendirebilirler.

Deloitte Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Sorumlu Ortağı Uğur Süel’e göre durgunluk dönemlerinin, piyasalara dayalı ekonomiyi yeniden dengeleyen bir unsur olduğu genelde fark edilmiyor. Ekonominin gelişmesi ve büyümesi için kendisini yeniden keşfetmesi gerektiğini söyleyen Süel, “Şirketler, kaynaklar ve varlıklarla daha yüksek tepki hızına sahip, uyarlanabilir ve verimli iş modelleri inşa ederek ekonomik durgunlukta ayakta kalabilir ve hatta kuvvet bularak büyüyebilir” diyor.

Ne yapmalı?

Genelde durgunluk dönemlerinde şirketlerin ilk hareket noktası, küçülme oluyor. Özellikle de doğru strateji geliştirmeden küçülmeye gidilmesi, şirketlerin ciddi hatalar yapmalarına neden olabiliyor. Küreselleşmenin bir olumlu etkisi de artık şirketlerin ekonomide yaşanan olumsuzluklara aynı tavırlarla yanıt vermemek gerektiğini öğretmesi olabilir.

Süel, yöneticilerin benzeri süreçlerin işlerini daha rekabetçi hale getirerek pazar kazanmak için bir şans olarak değerlendirilebileceğinin farkında olduğunu söylüyor. Bu noktada ise ekonomideki olumsuz durumda nasıl ayakta kalınacağı, bu durumun nasıl fırsata dönüştürüleceği ve şirketlerin nasıl daha fazla pazar payı alabileceği soruları önemli oluyor. Süel’e göre bu sorunun yanıtı, mevcut süreçler ile iş yapma şekillerinin dikkatli bir şekilde gözden geçirilmesini olduğu kadar, zayıf bir piyasanın yaratabileceği avantajlardan sonuna kadar yararlanmak için yapılacak hamleleri de kapsıyor.



Esnek olun

Günümüz koşullarında şirketlerin esnek bir yapıya sahip olması, büyük önem taşıyor. Bu noktada KOBİ’ler de daha büyük şirketlerin hantal yapıları yanında esneklik konusunda öne çıkıyor. Yeterli esnekliğe sahip olmayan şirketlere ise pazar ve tüketici talebindeki değişikliklere yönelik planlama yapmak ve bu değişikliklere hızlı tepki verebilmek için iç süreçlerini yeniden gözden geçirmeleri öneriliyor.

Birçok şirketin geçmişteki talebe bağlı planlama döngüleri kullandığını söyleyen Süel, planlama sürecinin statik olduğunu, geleneksel planlama döngülerinin takvim yılına dayandığını ve günümüzün hızlı değişim ve dönüşümünün getirdiği duruma göre uyarlanmadığını kaydediyor. Ancak bu noktada şirketlerin planlama süreçlerine bir farklılık getirmesi ve değişimlere daha hızlı tepki veren süreçler oluşturmalarının, rekabet avantajı sağlayabileceği belirtiliyor. Süel, bir ekonomik geçiş döneminin daha kısa döngü sürelerine sahip, daha saldırgan planlar yapılmasını gerektirdiğini savunuyor.

Satışa odaklanın, nakdi koruyun

“Müşteri velinimetimizdir”. Bu çok bilinen söz, aslında şirketlerin en önemli önceliğini açıklıyor. Durgunluk dönemleri, müşterilerin de önceliklerinin değiştiği bir dönem olması nedeniyle şirketlerin bu süreci iyi değerlendirmeleri gerekiyor. Dolayısıyla şirketler bu dönemde satışa odaklanmak ve müşteriye oynamalı.

Süel, müşterilerin planladıkları harcamalardaki diğer değişiklikleri dengelemek için düşük fiyatlı ürünlere yönelmelerinin sık karşılaşılan bir durum olduğuna dikkat çekiyor. Bu noktada şirketlerin sundukları ürün ve hizmetlerin, taleple ne kadar örtüştüğüne dikkat etmeleri gerekiyor. Sonuç olarak şirketlerin doğru ürünler üzerinde, doğru promosyon stratejileri izlemeleri de önemli bir nokta.

Şirketlerin dikkat etmesi gereken bir diğer önemli unsur ise nakit akışı. Durgunluk dönemlerinde talebin düşmesi, şirketlerin nakit akışlarında ve kâr marjlarında sıkışmaya neden olur. Stok dönüş hızının düşmesi ve eskimesi, stoklann acil eritilmesi gerekliliği, ürünlerde daha fazla indirimin yapılması ihtiyacını beraberinde getirir. Süel, “Daralan bir ekonomide stok taahhütlerini erkenden azaltmak, genellikle en iyi seçenek olduğundan, ekonominin düşüş, dip ya da düzelme olmak üzere hangi devresinde olduğunuzu bilmek büyük önem taşır” diyor.

Maliyetleri gözden geçirin

Başta da belirttiğimiz gibi şirketlerin durgunluk döneminde tcrcih ettiği küçülme sürccindc ilk yapılan, genel giderleri azaltmak oluyor. Bu tarz bir önlem alınacaksa, şirketlere sabit giderlerin yanı sıra değişken maliyetlerde kısıntıya gidilmesi öneriliyor. Durgunlukta talep azalırken, arzın artacağı dikkate alındığında bu durum müşteriyi güçlendirdiği gibi şirketin de tedarikçi karşısında elini güçlendiriyor.

Bu noktada şirketlerin daha rekabetçi fiyatlar sunmaları, tüketicilerin talep göstereceği ve tepki vereceği kâr marjlarını sürdürecek şekilde, değişken harcamaları, ürün ve işlem maliyetlerini sorgulaması gerektiği belirtiliyor.

Talebin yüksek olduğu dönemde arayı kapatabilecek durumda ise şirketler, talebin düşük olduğu dönemlerde indirim yapma, kârlılık getirmeyen ürünleri gözden çıkannadan yeniden tasarlayıp geliştirme seçeneğini göz önünde bulundurabilir.

Tedarikçilerle daha düşük maliyet için pazarlık yapılmasının yanı sıra riski azaltmak için ticari risklerden bazılan tedarikçilere de kaydırılabilir. Bu noktada bir diğer seçenek olan foruard, op-siyon, vadeli işlemler gibi çeşitli enstrümanlarla ise finansal dalgalanmalardan şirketin varlıkları korunabileceği gibi vergisel avantajlar da şirketin maliyetlerine olumlu etkiler yaratabilir.

İşgücü önemli

Kriz dönemlerinde küçülme stratejisini benimseyen şirketlerin bir diğer hatası da eleman sayısını azaltma yoluna gitmesi. Eleman tasarrufu yapacağım derken, birçok şirket izlenen yanlış politikalar neticesinde yetişmiş ve kaliteli insan kaynağından da olabiliyor.

Oysa çalışanların yükseliş dönemlerindeki performanslarını, durgunluk dönemlerinde de koruyabilmeleri, şirketler için hayati önem taşıyor. Bu nedenle de şirketlerin sadece her dönemde çalışanlara yatırım yapmaları, eğitim vermeleri, çalışanların kalitesini artırmaları ve morallerini yüksek tutmaları, şirketin verimliliğinin düşmesinin önündeki en önemli engel olarak öne çıkıyor.






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir