Anasayfa / Reklamlar-Reklamcılık / Reklamcılığın yakın geleceğini şekillendirecek yaratıcılar

Reklamcılığın yakın geleceğini şekillendirecek yaratıcılar




Bir sektörü ileri taşıyan en önemli faktör hiç kuşkusuz barındırdığı insanlardır. Sektörü iş kamuoyunun gözünde itibarlı kılan, sektöre yönelik ilgi ve hatta yatırımları artıran, biraz da o sektörün yıldız isimleridir. Bu doğru reklamcılık gibi yaratıcı sektörler söz konusu olunca biraz daha doğru. Çünkü reklamcılık mesleği, doğası gereği, yıldızlaşma ihtimali yüksek yaratıcı beyinlerle dolu. John Hegarty, “Reklamcılık parlak beyinleri sanattan uzak tutmanın en iyi yollarından biridir” diye boşuna demiyor.

Uzun süredir merak ediyorum. Günümüzün parlak beyinli gençleri, geleceğin reklam sektörüne yön verecek isimler kim acaba? Bir başka deyişle, gelecekte reklam sektöründe Ali Taran-Serdar Erener-Hulusi Derici üçlüsünün yerini kimler alacak? Uzun yıllardır reklam sektörünün en parlak yıldızları olarak gösterilen bu üçlünün yaşı kemale ermek üzere. Serdar Erener ve Hulusi Derici parlak kampanyalarına devam etse de, onları da her an reklamcılık işinden sıkılıp Ali Taran gibi yarışma jürilerinde görmeye başlamamız an meselesi olabilir.

Bu olasılıktan yola çıkarak ve elbette merakımı gidermek için, sektördeki yaklaşık 65 reklam ajansının başkanına mesaj göndererek yeni bir ankete giriştiğimi belirttim ve şu iki soruyu sordum:

1. Size göre geleceği yönlendirecek yarının üç usta yaratıcısı/reklamcısı kimler olacak?

2. Neden? Başkanlardan özel olarak istediğim şey ise kendi ajanslarından sadece bir isim belirtmeleri ve diğer iki ismi başka ajanslardan seçmeleri idi.

65 ajans başkanından 43 tanesi yanıt gönderdi. Bazı ajans başkanları iki isim belirtirken, iki tanesi sadece bir isim verdi. İki ajans başkanı ise isim vermek istemedi. İsim vermek istemeyenlerden Oğuzhan Akay, “Günümüzde adıyla reklamcılar ve dâhi çocuklardan çok ajanslar/marka yönetimleri ve reklam etkililiği konuşuluyor” diyerek reklamcıların sanatçı olmadığını ve bu kadar ön plana çıkmalarına gerek olmadığını belirtti. Bu görüşe katılmak isterdim ancak katılamıyorum, çünkü sonuçta reklamcılık bir fikir bulma yarışı ve bu yarışta da insan faktörü son derece önemli.

EN PARLAK BEYİNLER

İlkay Gürpınar, Ozan Varışlı, Kurtcebe Turgul… En çok oyu alan bu üç isim. Ajans başkanlarının belirttiği isimlerden oluşan listede açık ara öne geçtiler. Cesur, fikre önem veren, çok yaratıcı ama aynı zamanda sıradan insanların da anlayabildiği reklamlar yapmayı başarabilen, iyi bir yaratıcı oldukları kadar iyi stratejist de olabilen, başka ajansta oldukları için kıskanılan isimler bunlar. Bu listeyi uzatmak mümkün. Yaptıkları kampanyalarla konuşulan, ses getiren, çalıştıkları ajansları ödüllere boğan bu reklamcıların bugünden sektöre yön vermeye başladıklarına inananlardanım.

Bu kişilerden çok daha fazla konuşulan genç isimler vardı hatırladığım kadarıyla. Ancak en çok oyu bunlar aldı. Bence en önemli nedenlerden birisi: Her üç reklamcı da Eli Acıman’ın tarif ettiği ortak bir kriteri taşıyorlar: Kendilerinden çok işlerini ciddiye alıyorlar. Bu üçlünün ardından gelen 10 reklamcının listesi alfabetik sırayla aşağıda:

  • Ali Yorgancıoğlu
  • Berat Pekmezci
  • Can Faga
  • Emrah Karpuzcu
  • Emre Kaplan
  • Engin Tezcan
  • Gökhan Yücel
  • İlkay Yıldız
  • Karpat Polat
  • Selim Ünlüsoy


İYİ REKLAMCI OLMANIN KRİTERLERİ

Bu listeyi oluştururken gelen yanıtlar genel olarak iyi bir yaratıcı olmanın kriterlerini de oluşturuyor. İşte o kriterlerden bazıları:

  • Entellektüel derinliğinin yanı sıra popüler kültüre yön verecek güçte fikir üretebilmek.
  • Müzik, futbol, edebiyat ve diğer birçok alandaki birikiminden mesleğinde faydalanabilmek.
  • Dil hakimiyeti, toplumu ve evreni ilgilendiren tüm konulara karşı duyarlı olmak.
  • Stratejik düşünme yeteneğini yaratıcı işe çevirebilme becerisi.
  • Eski ve yeni medyayı birleştirebilmek. Dünyayı izlemek. Yeni nesil reklamcı olabilmeyi başarmak.
  • Heyecanlı, esprili, zaman zaman aykırı ve uçuk düşünme yeteneği.
  • Mesleği sevmek ve yaratıcı fikrin değerine inanmak, ilgili ve mükemmeliyetçi olmak.
  • Multidisipliner düşünebilme becerisine sahip olabilmek

BAY ACIMAN’IN ARDINDAN…

Geçen ay MediaCat’le birlikte verdiğimiz “Modern Türk Reklamcılığının Kurucusu: Bay Acıman” isimli kitabın arka kapağında şöyle yazmıştım:

Eli Acıman, 12 Ocak 2011’de aramızdan ayrıldığında ardında yalnızca Manajans’ı değil, ilkeleri oturmuş, büyük bir reklam endüstrisi bıraktı.

Türkiye’de reklamverenden Bay Acıman’la kıyasıya rekabet etmiş reklamcılar da dahil tüm reklamcılara kadar herkes, reklam endüstrisinde Bay Acıman’ın büyük bir emeği olduğunu söyler, hakkını teslim eder.

Bay Acıman, onurlu bir yaşam sürmüş, her daim saygın bir reklamcı ve saygın bir insan olabilmeyi başarabilmiş, mesleğine her zaman saygı duymuş ve alkışlarla uğurlanmıştır.”

Bay Acıman kitabı ile ilgili çok sayıda telefon ve birkaç da mektup aldım. Hepsi, Bay Acıman’ın hatırası için hazırladığımız bu kitapçık için teşekkür ediyordu. Mektuplardan biri, tam da arka kapak yazımda bahsettiğim gibi, bir zamanlar “Bay Acıman’la kıyasıya rekabet etmiş” olan Nail Keçili’den geliyordu.

Nail Bey, Bay Acıman’ın vefatından büyük üzüntü duyduğunu belirterek duygularını samimi bir şekilde benimle paylaşıyordu. Kendisinin, Bay Acıman’ı henüz ajansı bırakmadığı dönemlerde ziyaret ettiğini belirtiyor ve aralarında geçen mesleki sohbetin detaylarını aktarıyordu. Nail Bey’in mektubunu okurken sektörün tarihini bir kez daha düşündüm ve daha insan odaklı olmamız gerektiğini yeniden anladım.

GÜVEN BORÇA’NIN MEKTUBU

Bir diğer mektup, Güven Borça’dan geliyordu. Güven’in mektubunu özellikle yayınlamak istedim. Arada bir de olsa yaptıklarımızın anlaşılması ne güzel şey. Hepimiz için. İşte Güven Borça’nın mektubu:

Dünyanın en güzel kentinde çok başarılı ve uzun bir hayat sürmüş Eli Acıman’ın bir süredir beklenen ölümü büyük trajedi değil kuşkusuz. Keşke hepimiz onun kadar şanslı olsak. (Yine de ateş düştüğü yeri yakar.)

Ancak vefat haberinden sonra yaşananlar, daha doğrusu yaşanamayanlar sektör adına çok üzücü. Gazetelerde çıkan ilanların yetersizliği ve vasatlığı mesela. Ortalama bir iş adamının ardından beş sayfa ilan, Bay Acıman’a yarım sayfa.

Sonra esas işi yaratıcılık olan bir sektörden Serdar ve Hulusi’nin verdikleri dışında gönül telini titreten tek bir şey çıkmaması.

Şu sıralar yere göğe sığdıramadığımız sosyal ağlarda organize bir hareket görememek de garip. Sektör Atatürk’ünü kaybetmiş, ağlayan yok.

Neyse ki Şubat ayı MediaCat dergisini görünce biraz rahatladım. Ayırdığınız sayfalar ve çıkardığınız ek için çok teşekkürler. Siz olmasaydınız sessizce gidecekti koca çınar.”

Pelin Özkan





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir