Anasayfa / Haberler / Şampanya nasıl ve nerede doğdu?

Şampanya nasıl ve nerede doğdu?




Kutlamaların gözdesi olan şampanyanın nasıl ve nerede doğduğunu fazla kişi bilmez

“Şampanya mı içtiniz?”. İstinye’den Boğaz’a doğru inerken polis çevirmesinde yaşanan bu anektodu şampanyanın doğduğu topraklarda bile duymak bir hayli zor. Okuyun hak vereceksiniz.

Türk Toplumu nasıl dönüşüyor farkında mısınız? Soruyorum. Çünkü bazen değişim ve dönüşümün içinde ya da ortasında oturanlar okuyamayabiliyorlar. Anne babaların çocuklarının büyüdüklerini algılamaları gecikmeli olur ya. O misal…

Bakın Emel ne anlattı: Emel, bizim “Food and Travel” Dergisinin yöneticisiydi. Geçen hafta “İstinye Bayırı’nın seyir mahallinde” bir arkadaşı ile oturup zaman öldürüyorlar. Bu kızcağız gerçek bir zaman fakiri / idi. Deli gibi çalışıp hiçbir şeye yetişemeyen, yemeğini yolda atıştıran! Şu oldu, bu oldu. Malum… Bir vakte kavuştu. Fakirin halini bilirsiniz! Bulunca, ne yapacağını bilemez ya? Emel de öyle!

3–4 yıl aradıktan sonra bulduğu vakti öldürmekle meşgul. Her neyse. Mesai tamamlanınca, kızlar vedalaşıp yola koyuluyorlar. Boğaz’a doğru. İnerken trafik polisi durduruyor. Ehliyet ve ruhsatı isteniyor. Emel ehliyetini veriyor. Ve ruhsatı aramaya başlıyor. Çantasının ebadı küçük bir bavul. Kahramanımızın da kadın olduğunu unutmayasınız.

Arama seansını sabırla bekleyen genç polis ekip arabasına kadar uzanıp, geri geliyor. Ehliyeti geri verirken gülümseyerek “Emel Hanım, şampanya mı içtiniz?” diye soruyor. “Bir daha sefere ruhsatı hazır edin” diye de ekliyor…
Nasıl? Açıkçası ben böyle bir polis olabileceğini düşünmüyordum. Sevindim. “Ne var bunda?” demeyesiniz. Hoyratlık yok. Sertlik yok. Hoşgörü var. Espri var. Ve ufuk var! Üstelik o saat için şampanyanın doğru bir tercih olduğunun farkında. Üstelik aç karnına insanı hızla çakırkeyif yapabileceğini de biliyor olmalı…

ŞAMPANYANIN DOĞDUĞU TOPRAKLAR
Bunun bir adım sonrası: Hangi sene? Hangi şampanyadır? Açıkçası Fransa’da, haydi şu taşmış Libido – Ülkesini bir kenara koyalım, Reims’de dahi böyle bir muhabbet düşünemiyorum.

“Reims neresi?” diyeceksiniz. Reims Fransa Kralları’nın taç giydiği katedrali ile şöhretli. Burası şampanyanın doğduğu topraklar… Aslını isterseniz şöhreti ile kıyaslanınca öyle devasa bir yerden de söz ediyor değiliz. Paris’in 2 saat kuzeyi… Mahal ortalıktaki tüm şampanyaların üzümünün bağ ve şaraphanelerini barındırıyor. Daha önceki yıllarda birkaç kez geldiğim, hatta bağbozumu denilen, içerek seyretmesi hoş fakat mesaisi meşakkatli zamana rast gelip tatsız bir fantezi olarak üzüm toplamak zorunda bile kaldığımı hatırlıyorum.



ÜSTÜ KASABA ALTI MAHZEN
1911 yılında yapılan bir tescil ile belirlenen toplam 17 köy için “grands cru” (bu bağlar en en iyileri), diğer 41 köy için ise “premiers cru” (bu bağlar da iyi iyi olanlar) tarifi yapıldı. Böylelikle her şey dahil toplam 318 adresten söz olunuyor.
Kısaca şunu söyleyelim: Şayet bağınız burada değilse yaptığınıza şampanya demiyorlar. Zaten yasak! Burada öyle yerler var ki… Kasaba sahasının tümünün altı mahzen. İçerisi şampanya dolu. Bekliyorlar. Olmayı… Rutubet ve ısı tamam, öyle ise bu iş de tamam demeyin. Mesleği bu olan bazı muhteremler bütün kasabanın altını dolaşarak şişeleri az az döndürüyorlar.

Sakın bu hali yeni bir teknik sanmayasınız.Oldum olası böyle.Üç asırdır hayatımızda.
Tek fark artık şampanya muhterem pederlerin elinden uluslararası şirketlere geçti. Serbest ekonomi ve küresel kültürün bir parçası.

Dile kolay. 300 yıl önce manastır papazlarının, aslında tesadüfen keşfettiği bir içki şampanya. Önce kendi ülkesinde, Louvre’da, saray ahalisinin gözdesi oluverince meraklısı artıyor. Kaşla göz arası ‘eski kıta aristokrasisi’nin’ favori içkisi oluveriyor. Sonra da kitlelere yayılıyor…

Hep düşündüm. Neden acaba? Muhtemelen şu yüzden: Bir, içmesi kolay. Sonra serin içiliyor. Üstüne düşük alkollü. İçindeki gaz bünyece kabul edilirliğini artırıyor. Çoğu yemeğe uyuyor. ’24 saatin’ tümü için uygun…

Ve üstelik, mantarın açılışı çok fiyakalı. Düşünün. Dünyanın en iyi şarabını açıyor olsanız, kimsenin sizinle ilgileneceği yok.Tabii o şarabı biliyorlarsa, o zaman başka…
Ya şampanya ? İnsanlar, kim olurlarsa olsunlar, o gürültülü merasime meraklılar… Mantar havaya fırlıyor. Şampanya köpürüyor. Şişe taşıyor… Seyirlik bir hal!
Her şey bitti, tamam. Sıra geldi sunmaya. İşte onun ne zamanı var, ne yeri, ne de sınırı. Açıkçası kahvaltısında şampanya sevenler de çok. Şimdi Bursa’lı Bülent Bey kaşlarını çatabilir. Ama dünya böyle. Bu hayatı herkes dilediği gibi yaşıyor.
Ya yeri? İnsanlar şampanyayı sevinç ve kutlama simgesi olarak görmekteler ya! Antarktika’ya ulaştığında da içiyor. Sevdiği ile baş başa iken de…

Ya sınırı? 19. yüzyıl milliyetçiliğinin geçmediği bir saha köpüğe olan merak. Shanghai, Moskova ya da İstanbul hiç fark etmiyor. Bizim trafik polisi dahi bunu biliyor ya…

Ali Esad Göksel





İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir