Anasayfa / Ekonomi-Finans / Savaş ve Ekonomi

Savaş ve Ekonomi




Malum, hepimiz, son senelerde sivil-asker ilişkileriyle, askerin siyasi hayatta oynadığı rolle ilgileniyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz ama meselenin çok derinlikli iktisadi boyutu bu tartışmalarda gündeme pek gelmiyor. Asker ve ekonomi dendiğinden büyük ölçüde aklımıza gelen konular Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin büyüklüğü, bu bütçenin harcanmasındaki sorunlar, askerî harcamaların Sayıştay tarafından denetlenmesindeki sorunlar, silah tedarikinde kullanılan Fon’un hem varlığı, hem de saydamlık problemleri, askerî ihalelerin nitelikleri, rekabete kapalılıkları, OYAK, vs. Bu konular gerçekten çok önemli konular, iyi ki tartışıyoruz, önümüzdeki dönemde hâlâ çözülememiş bu sorunların evrensel standartlarda çözümü için adımların daha güçlü atılması da şart ama bu konulara Suraiya Faroqhi ya da Mehmet Genç gibi bakarsanız, tarihsel olarak meselenin çok daha derinlikli kökenleri olduğunu da görüyorsunuz.

Mehmet Genç’in Osmanlı tarihinde savaşlar ve ekonomi konusundaki görüşlerini biliyorum, kendisinden de dinleme olanağım olmuş idi, ama bu bayram günlerinde bu konuları bir kez daha okuduğumda aklıma, güncel ile ilişkili olmak üzere, başka konular da geldi. Suraiya Faroqhi’den alıntılarla aktaracağım konu Osmanlı tarihinin 17. yüzyılının bir konusu ama acaba aynı sorun, başta askeriye olmak üzere çok çeşitli devlet kurumlarında hâlâ sürüyor mu, 2011 senesinde kişi başına on bin dolarlık bir ekonomiye ancak gelebilmiş olmamızın altında bu konu ne kadar belirleyici?

Faroqhi’den (s. 597) aynen aktarıyorum: “Çok sayıda insanı ilgilendiren bir başka savaşla ilgili hizmet de ordugâhların ikmali idi… Osmanlı zanaatkâr loncalarının başlıca işlevlerinden biri ordu komutanlarının gerekli gördüğü sayıda zanaatkârı temin etmekti. İki katı zahmetli olan bu hizmeti yapmak üzere seçilen zanaatkârla sefer süresince ev ve ailelerinden ayrılmak, geride kalanlar ise askerlere hizmet veren meslektaşlarının atölyelerini çalıştırmak için gerekli işletme sermayesini temin etmek zorunda kalırlardı… Osmanlı devleti muntazaman doğrudan üreticilerin kendilerinden düşük bir fiyat karşılığında ya da bedelsiz olarak savaşla ilgili birçok mal ve hizmet talep etmişti. İdare açısından bu o kadar pratik bir çözümdü ki, doğru olup olmadığı hiç sorgulanmadı. Fakat böyle bir düzenleme, devletin taleplerini yöneltmeyi tercih ettiği daha büyük ve randımanlı çalışan üreticilerin cezalandırılması anlamına geliyordu. Sonuç olarak, uzun bir savaş sadece sivil tüketicilere yönelik faaliyet dallarının değil, bütün ekonomik faaliyetin küçülmesine yol açıyordu. Ayrıca cephedeki orduların ihtiyaçlarının ikmali giderek güçleştiği için, böyle bir ekonomik küçülme de askerî yenilgilere yol açmış olmalıdır… Savaşların finanse ediliş tarzının ekonomiyi nihai olarak, üreticilerin kendilerini yeniden üretme kapasitelerine zarar verecek ölçüde harap ettiğini düşünebiliriz.”



Gördüğünüz gibi eski kitapları arada sırada çıkarıp karıştırmak ilginç sonuçlar verebiliyor; Mehmet Genç’ten, Ömer Lütfi Barkan’dan, Murat Çizakça’dan alıntılar, benim gibi tarihçi olmayan bir iktisatçı için biraz şu demek: Osmanlı ekonomisinde savaş ve ganimet çok belirleyici ama ganimetin, verginin elde edilmesine yönelik harcamalar, düzenlemeler, üretim kayıpları ganimeti ve elde edilen vergileri aştığında savaş ekonomisi negatif katma değer üreten bir ekonomiye dönüşüyor ve etkisi fakirleşme, savaş kaybetme, küçülme olabiliyor. 17. yüzyılda bu hesabı yapmak gerçekten kolay değil; bir yanda elde edilen somut ganimet ve garantiye alınan vergi geliri var, öte yanda ise baktığınızda hemen görülmeyen üretim kayıpları, üretici perişanlığı ve bir dizi soyut (!) etkinlik kaybı var. Osmanlı’nın küçülmesine yönelik çok sayıda hipotez mevcut ama 17. yüzyıl için bu negatif katma değer yaklaşımı da çok ama çok önemli.

Peki, bu yaklaşım acaba sadece 17. yüzyıl ya da Osmanlı ile mi sınırlı kalmış?

Osmanlı sonrası dönemde başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere çok sayıda kamu bürokrasisi birimi hep negatif katma değerle mi çalıştı acaba? Bürokrasiyi bir kenara bırakalım, 2001 krizi öncesi bütün bir KİT sistemi senelerce bu usullerle çalışmadı mı? KİT’leri de bir kenara bırakın, gümrük birliği (1 Ocak 1996) öncesi bütün bir özel sektör üretim yaparken toplumun kaynaklarını çok verimsizce kullanmadı mı?

Türkiye’nin 1978, 1994, 1999, 2001 büyük krizleri hep kamu ve özel üretim birimlerinin negatif katma değer üretmesinden yani ürettiği değerden, bu değeri üretmek için daha fazla kaynak kullanmasından kaynaklanmadı mı?

17. yüzyılın en büyük üreticisi (ganimet, vergi) Osmanlı ordusu, buna kuşku yok; bu büyük üretici negatif katma değer sistemine dönerek çöküşü hazırlıyor, belirliyor. Cumhuriyet döneminde ordu artık en büyük üretici değil ama bir gün TSK’nın ürettiği hizmetin gerçek değeri ile bu hizmeti üretmek için kullandığı insan ve bütçe kaynaklarının alternatif maliyeti bir karşılaştırılsa acaba nasıl bir manzara önümüze serilecek? Bu soru işareti başka kamu hizmetleri, mesela milli eğitim için de geçerli. Korumacılık yıllarının sözde özel sektörü için de aynı mantığı kullanabilirsiniz.

 






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir