Anasayfa / Teknoloji / Tasarım demek ‘inovasyon’ demek!

Tasarım demek ‘inovasyon’ demek!




Şimdi ihtiyaçların estetik kurguyla teknolojiye kazandırılması gündemde. Hayal dünyası zengin tasarımcılar endüstrinin önünü açıyor.

Tasarım demek ‘inovasyon’ demek!

inovasyonBU hafta Amerika’da yaşayan Fransız uyruklu bir endüstri tasarımcısından bahsedeceğim. Amacım tasarım ile geleceğin teknolojisi arasındaki organik bağı bir örnekle açıklamak.

Ancak başlangıçta şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Herhangi bir tasarım ‘inovasyon’ karakteri taşımıyorsa o bir tasarım değil, bilinen şeyin görüntü değiştirmiş bir başka halidir.

Bizde tasarım deyince nedense bu sihirli kelimenin tam karşılığı bulunamıyor. Oysa geleceğin buluşsal özelliklerini günümüze taşıyan her şey birer tasarım. Özellikle de endüstriyel tasarımcılıkta bu böyle…

Malum, tasarım ‘tasarlamak’tan doğan bir sözcük. Aslında geleceğin kurgulanması anlamını taşıyor. Sözcüğün tam karşılığı olan ‘design’ (dizayn) ifadesi de aynı anlamı taşıyan bir başka yabancı sözcük. Tıpkı plan, proje gibi…

Sözün özü şu: Tasarım olmadan geleceğin teknolojisinden bahsetmek zor. Dolaysıyla tasarımcılar teknolojiye yol gösteren en önemli yaratıcılar.

HASTA KAYIT CİHAZI

Arthur Kenzo, San Francisco’da yaşayan 28 yaşında çok genç bir tasarımcı. O ‘ihtiyaç’ ‘tasarım’ ve ‘icat’ üçgeni üzerinde düşünebilen çoğu kayıtlardan arınmış biri. Geleceği görebilmenin yaşla ilgisi olmadığı gerçeğini ortaya koyuyor, zaman ötesi bir bakışla geleceği biçimlendiriyor.

Meslek sırları arasında hayalperest dünyasını endüstriyel bakış açısıyla değerlendirmesi de var. İnsan davranışlarını inceliyor, ihtiyaçların niteliğini saptıyor, teknolojiden beklenen yararları pratik düşüncesiyle görünür hale getiriyor.

Yaptığı işin kendine özgü sanatsal tarafı da var. Buluşlarında estetik çizgiler ön planda. Bu farklılık onun tasarımlarında sanatsal duyarlılığı öne çıkarıyor.

Birçok yarışmaya katılıp ödüller almış. Tüketici elektroniği alanında büyük markalara ürünlerinin kullanma haklarını satmış. Son çalışması ise yine teknolojik bir ihtiyacın gözlemlenmesiyle ilgili…

Arthur Kenzo’nun tasarımı olan ‘hastane kayıt cihazı’ birçok alanda yeni düşüncelere kapı aralıyor. Bu buluş hastalara akıllı danışmanlık hizmeti sunmak için düşünülmüş.

Hasta sorumlu doktora gitmeden önce kayıt işlemlerini bir kaç basit hareketle yapıyor. Makine anında geçmiş tedavi bilgilerini hekimin monitörüne taşıyor, hastanın o andaki yaşamsal bilgilerini tespit ediyor. Bunların içinde fiziksel değerler de var.

Hastane girişinde yer alan makine kamera ve dokunmatik ekran arayüzüne sahip. Hastanın normal olmayan tüm bulgularını anında saptıyor. Parmak izi ve göz bebeğinden aldığı bilgilerle hastayı tanıyor, daha önce kullandığı ilaçların isimlerini ve adedini buluyor, sağlık geçmişine işliyor.

BÜROKRASİYE SON VEREBİLİR

ilk bakışta kolay gibi görünen fonksiyonlar aslında sigortalı hastalar için büyük kolaylık. İnsan eliyle oluşturulan bir sürü bürokratik kaydın ortadan kalkmasını sağlıyor, olası suiistimalleri de önlüyor.

Tespit edilen bilgi ve ön tamlar hastanın hekimle olan temasında bürokratik işlemleri kaldırdığı için zamandan tasarruf özelliği olağanüstü düzeyde. Makinenin bir başka özelliği ise ‘vital’ (yaşamsal) bulguları analiz ederek bazı rahatsızlıklara otomatikman teşhis koyması.



Dahası da var: Sezgisel ekran ara yüzü bazı sinir ve damar hastalıklarının ön tanısını koymakla kalmıyor, kimi anomalileri ve habis hastalıklara ait tümörleri de görüntülü olarak anında tespit edebiliyor.

Tüm bunlar şimdilik teknoloji kurmaylarının makineye yerleştirebileceğini ümit ettiği hayali ayrıntılar. Daha doğrusu makine tasarımcısının teknolojiye sağladığı sıra dışı ilhamlar.

Makine görünürde zamandan tasarruf amacıyla tasarlanmış. Fakat getirdiği yenilik düşüncesi başka alanlara da uyarlanabilecek cinsten. Örneğin, banka ATM’lerinde yeni bir dönemi başlatacak kadar önemli hayallere de kapı aralıyor.

Parmak izi ve göz üzerinden iris analizi bu makine sayesinde zamanla klasik banka kartlarının yerini alabilir. Aynı şey perakende alışverişlerde kullanılan POS makineleri için de geçerli.

Bakanlıklar, resmi daireler ve büyük şirketlerin girişlerinde kimlik tanıma işini yapabilecek özellikler de yine bu makineye yerleştirilebilecek şeylerden. Nüfus bilgilerinin kötü amaçla kullanılmasını önleyecek projeler de aynı kapsamda.

İşlevi ne olursa olsun, böyle bir sistemin entegre özelliklere sahip bir robot haline gelebileceğini söylemek mümkün. Bürokrasiyi yok etmesi, gelecekte tüm kayıt ve işlemlerin sadece elektronik ortamda yapılabilmesi teknolojik hayal gücüne yeni bir ivme kazandırıyor.

BAŞKA ALANLARDA DA YERİ VAR

Kısacası genç Arthur Kenzo’nun hastaneler için tasarladığı bu makine bürokrasi ve endüstri alanında yeni bir anlayışın ortaya çıkmasını sağlayabilir. Önerimiz büyük firmaların ya da bu tür işleri geliştirmeye meraklı girişimcilerin tasarımın patentini satın alarak bunu çok daha fonksiyonel hale getirmeleri.

Bu arada Arthur Kenzo’nun Şanghay Metro İşletmesi için geliştirdiği bir başka sistemi de incelemekte yarar var. Bu proje bildiğimiz jeton ya da kartla geçiş sistemini ortadan kaldırıyor, bir önceki örnekte olduğu gibi ‘yüz tanıma’ sistemine yeni bir boyut getiriyor. Tıpkı şimdi bizim otoyollarımızda uygulamaya konan ‘HGS’ (hızlı geçiş sistemi) gibi bir şey bu… Aradaki fark, çipli etiketin yerine aynı fonksiyonu insan yüzü parametrelerinin yapıyor olması.

Sonuç olarak her iki projede yapılan şey tasarım yoluyla teknolojinin önünü açmak. Aslında Arthur Kenzo’nun yaptığı da bu. O tasarımları geliştiriyor, teknolojinin hayal gücünü harekete geçiriyor. Buna ihtiyaçların estetik kurgularla teknolojiye devşirilmesi demek mümkün.

Püf Noktası

Fütüristik bir yaklaşımla ‘gelecek’ dediğimiz şey sadece yaratıcılıkla özdeşleşen bir süreç. Geleceğin her anı yeni bir oluşu, yeni bir söylemi anlatıyor! Böylece geleceğin sırrını kavrayan tasarımcılar da yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Tasarımcılar yalnız teknoloji için değil, biraz da kendi egoları için çalışıyor. Aynı şey kategorik olarak iş dünyası için de geçerli. Tasarımcılar ile endüstri arasındaki ilişki de böyle. Tasarımcıların egemen olmadığı bir endüstri gelecekten değil geçmişten besleniyor. Tasarımcıları motive eden tek şey insan ihtiyacının gelecekteki değişim süreci. Dolaysıyla tasarımcıların endüstriye yol göstermesi doğal bir olay.

Şu bir gerçek ki geleceğin mimarları tasarımcılar arasından çıkacak. Tasarım olmadan icat olmayacağı gibi, icat olmadan da endüstri tek başına var olamayacak.

Nur Demirok / Para Dergisi






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir