Anasayfa / Kariyer ve İş / Tasarım Sözcüğünü Sevmeyen Mücevher Mıhlamacısı

Tasarım Sözcüğünü Sevmeyen Mücevher Mıhlamacısı



Tasarım Sözcüğünü Sevmeyen Mücevher Mıhlamacısı

Aynı zamanda “tasarım” sözcüğünden hiç hazzetmeyen bir tasarımcı. Bu sözcüğün içinin günümüzde tamamen boşaltıldığını düşünüyor. “Herkes tasarımcı sıfatıyla ortaya çıkabiliyor. Halbuki moda dergilerdeki fotoğraflara bakarak çalakalem bir şeyler çiziktirmek değildir tasarım, yüzlerce yıllık bir mücevhercilik geleneğini bilmeyi, bu konuda ustalaşmayı gerektirir. Geleneği bilmeyen kişi, yeni bir yorum da getiremez” diyor.

En kötüsü bu ahir zaman tasarım heveslilerinin işin zanaat kısmının zorluklarından bütünüyle habersiz olması. İyi ustayla kötü ustayı ayıramadıkları için de tasarımlarını, buldukları ilk gönüllüye yaptırıyor, hatta ürettikleri berbat işler için astronomik fiyatlar isteyebiliyorlar… Geleneksel stilleri küçük modern dokunuşlarla farklılaştıran Arna Kılıçaslan, bu işe hayatını adayanlardan. Mücevher tutkusu Paris’te geçen çocukluğu sırasında başlamış.




Elmaslar, zümrütler, safirler ve yakutlarla oynadığını hayal ediyor, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusunu “Yüzükler, küpeler, kolyeler yapacağım” diye cevaplıyormuş. Paris’te Boucheron ve Chaumet gibi efsane markaların dizi dizi sıralandığı Vendome Meydanı’nın göz kamaştıran, ihtişamlı vitrinleri onun için birer yol gösterici hatta pusula olmuş. Tek istediği, kendi tasarımlarını o vitrinlerde görmekmiş. Arna Kılıçaslan, 17 yaşında İstanbul’a dönüp Kapalıçarşı’daki mıhlamacı dayısının yanına çırak olarak girmiş ve önce kalfalığa sonra ustalığa yükselmiş. Değerli taşların metalin yüzeyindeki boşluklara monte edilmesi olarak tarif edebileceğimiz mıhlamacılığın mücevher yapımındaki temel unsur olduğuna inanıyor. Bu zor zanaatı en iyi icra edenler de Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki Türk ve Ermeni ustalarmış. Özellikle Rusya’dan gelen mücevher ustaları, mıhlama konusunda öyle mahirlermiş ki, Cumhuriyet’ten sonra yurtdışındaki büyük mücevher firmalarına “transfer” edilmişler.

Kılıçaslan artık mücevher tasarımının birçok aşamasında da bilgisayar teknolojisinin kullanılmaya başladığını anlatıyor. Fakat teknoloji mıhlamacılık konusunda işe yaramıyor. Zira mücevher yapımında çoğu zaman öyle mikromilimetrik hesaplamalar yapılması gerekiyor ki, bilgisayarlar asla yeterince hassas olamıyor. İşin hazin yanı, mıhlamacılığın dünyada da bizde de okulunun olmaması. Tek yol, bu işin eski ustalarının yanında çalışmak, işin inceliklerini öğrenmek… Kapalıçarşı döneminin bir bölümünde Paris’e giderek tasarım, ABD’ye giderek Rus mücevhercilerden minecilik eğitimi alan Arna Kılıçaslan 1988’de kendi atölyesini kurmuş ve Cartier gibi büyük markalara üretim yapmaya başlamış. Şimdi artık nişantaşı’nda, butiği L’Atelier de Bijoux’da ikamet ediyor.




Bu Konularda İlginizi Çekebilir

Yazımızı beğendiniz mi?

Size daha güzel hizmet sunabilmemiz için lütfen bize destek olun. Yazımızı aşağıdaki sosyal medya sitelerinde paylaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir