Anasayfa / Ekonomi-Finans / Yapısal Değişim İçin Sektörel Yol Haritası

Yapısal Değişim İçin Sektörel Yol Haritası




ULUSLARARASI ekonomi kuruluşlarının ve rating şirketlerinin Türkiye ile ilgili raporlarında son yıllardaki ekonomik performans övüldükten sonra sonuç bölümünde cari işlemler açığına ve diğer yapısal sorunlara dikkat çekilir ve “Yabancı sermaye girişinin hızlı artışı ve notun yükseltilmesi yapısal sorunların çözümüne bağlıdır” denir. Bu kuruluşlar doğal olarak yapısal sorunların ayrıntısına girmez ve bunların incelenmesini ve çare aranmasını ekonomi yönetimine bırakır.

yapisal degisimYapısal sorunların başında ekonominin genel teknolojik düzeyi ve bazı sektörlerin ithalat bağımlılığının yüksek olması gelir. Düşük teknoloji ile üretilen malların ihraç edilip yüksek teknolojili ürünlerin ithal edilmesi ile ortaya çıkan açık kanayan bir yara gibi ekonomiyi güçten düşürür. Çizelgede görüldüğü gibi yüksek ve ortanın üstü teknoloji sınıfındaki sektörlerin toplam üretim ve ihracattaki payı, ticaret yaptığımız AB üyesi ülkelerden ve bazı Doğu Asya ülkelerinden düşüktür. Bunun sonucu olarak pahada ağır malları ithal edip ucuz malları ihraç ettiğimiz için dış ticaretimiz ve cari işlemler dengemiz yıllardır hep açık verir. Esasında bu temel yapısal sorunun kayrağı çok eskilerdedir.

NEDEN GEÇ KALDIK?

Geçen yüzyılın 20’li yıllarında tüm ülkeler her ne pahasına olursa olsun sanayileşme peşindeydi. Yüksek fırınların akkoru herkesin gözünü alıyor, şairler “Makinalaşmak istiyorum!” diye şiirler yazıyordu. Bu süreçte bazı ülkeler sanayileşme yarışında ön sıralara yükseldi ve gelişmiş ülkeler safına katıldı. Türkiye bu yarışta nedense geç kaldı. Gelişen ülkeler tekstil ve konfeksiyonda 60’lı yıllarda atağa geçerken, biz 80’li yılları ve dışa açılma dönemini bekledik.

Otomotivde gelişen ülkelerin şirketleri, iç pazar dışında ihracata dönük üretime 70’li yılların ortasında başlarken, biz ancak 1995 sonrasında bu aşamaya geldik.

Güney Kore ve Çin, yarı iletken ve benzeri ürünleri üreten ileri elektronik sektöründe 90’lı yılların ortasında atılım yaparken, biz bu konuda kapsamlı ve yaygın bir üretim tabanına henüz ulaşamadık.

Son 60 yılda planlamacıların, genç girişimcilerin ve mühendislerin en büyük hayali “makine yapan makine”leri üretmekti. Makine teçhizat sektörü son 20 yılda gerçekten hızlı bir gelişme gösterdi, dış ülkelere anahtar teslimi fabrika satışı yapıldı. Tüm bu gelişmeye rağmen sektörün ihracatı, yaptığı ithalatın henüz yarısını aşamadı.

GECİKMENİN NEDENLERİ

Katma değeri yüksek ve ileri teknoloji ile üretilen malların üretim ve ihracatında diğer gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmamızın nedenleri şöyle özetlenebilir:

■    Bir zamanlar özgüven eksikliği ve “Biz yapamayız” düşüncesi girişimcilerin makine ve otomotiv gibi sektörlere girmesini önlemişti. Örneğin 1995’te bazı ünlü iş insanları, Gümrük Birliği’nin mevcut otomotiv sanayiini ve yan sanayi dallarını batıracağını düşünüyordu. Geçen yıllar bu düşüncelerin özgüven eksikliğinden kaynaklandığını gösterdi. Bu sektörlerdeki güvensizlik aşıldı ama iş insanlarımız ileri kimya ve elektronik gibi sanayi dallarından halâ uzak duruyor.

■    Hızlı büyüyen ülkelerde, herhangi bir sektörde elde edilen sermaye birikimi, sektörler liginde daha ileri teknoloji kullanan diğer sektörlere aktarılıyor. Örneğin Güney Kore’de otomotivden sağlanan birikim, ileri elektroniğe aktarılmıştı. Bizde ise belirli bir sektördeki sermaye birikimi lüks konut ve alışveriş merkezi yapımına akıyor.

■    Ekonomi yönetimi ile DPT ve TOBB, Tüsiad ve Müsiad gibi kuruluşlar yeni iş ve yatırım alanları konusunda girişimcilere yeterince yol gösteremiyor.

GERÇEK DURUMUN TESPİTİ

Gazetelerde ve TV’lerde olumsuz haberlerin çokluğu insanları gerekenden daha güçlü bir karamsarlık duygusu içine düşürebilir. Arka arkaya verilen kaza, doğal afet ve zabıta haberleri okuyan ve izleyenlerde “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete…” türünden düşüncelere yol açabilir.



Ekonomi ve teknoloji alanında ise tam aksi yönde bir izlenim geçerlidir. Bu konularda çoğunlukla başarı öyküleri anlatıldığı için kamuoyunda ve iş dünyasında mevcut durumu olduğundan daha iyi görme riski ve aşırı iyimserlik tehlikesi ortaya çıkar. Türkiye’de bazı şirketlerde, üniversitelerde ve araştırma merkezlerinde Avrupa hatta dünya standardında icat, üretim ve ticarileştirme başarılarının gerçekleştirildiği doğrudur. Bu haberleri arka arkaya izleyenler Türkiye’de teknolojinin hızla geliştiği izlenimine kapılabilir.

Bozkırdaki alıç ağaçları gibi tek başına olan ve dikkat çeken bu olumlu örnekler ancak çoğaldığında ve yaygınlaştığında ekonominin verimlilik ve gelişme kapasitesine önemli katkılar yapabilir.

Gerçek durumu anlamak için sektörleri teknolojik düzeylerine ve rekabet güçlerine göre sınıflamak ve bunların üretim ve ihracat içindeki payına bakmak gerekir.

“HIGH TECH’TE ATILIM ZAMANI

Türkiye’de ileri teknoloji kullanan sektörlerin, sanayi üretimi ve ihracat içindeki oranları çok düşük düzeylerde kalıyor. Bu oranların düşüklüğü, ekonominin genelindeki gelişmeye rağmen dış ticaret açığını artırmaya devam ediyor. Çünkü yarı iletken “chip”lerden oluşan birleşik devreler artık buzdolabından cep telefonununa kadar her üründe kullanılıyor. Otomobillerdeki çeşitli sensorlar ve benzeri elektronik parçaların kullanımı artıyor. Halen bir otomobilin maliyetinin en az yüzde 20’si bu tür parçalardan kaynaklanıyor ve bu oran sürekli olarak artıyor.

İleri elektronik teknolojisi artık makine teçhizat sektöründe de yaygın olarak kullanılıyor. CNC (bilgisayar sayısal denetim) sistemi ile çalışan takını tezgâhlarının satışı giderek artıyor. Tezgâhların “beyin” bölümü çoğunlukla dışarıdan getir-tildiği için, makine sektöründe üretim artsa da sektörün ithalat ihtiyacı yükseliyor.

Türkiye gelecek yıllarda ileri teknoloji sektörlerinde bir atılım yapmadığı takdirde sanayi dallarından kaynaklanan dış ticaret açığının azaltılması zorlaşacak. Bu zorluğu yenmek için DPT’nin bir teknoloji atılım planı yapması ve hükümetin bu plana kaynak ayırması gerekecek. Özel sektör büyük çaplı teknoloji yatırımları için istekli görünmediğinde, Çin, Japonya ve Güney Kore’de olduğu gibi devletin daha yönlendirici bir rol oynaması gündeme gelebilecek.

GİTES’İN VERDİĞİ UMUT

Otomotiv, kimya ve çeşitli türden makine üreten sektörleri içeren ortanın üstü grubunun sanayi üretimi ve ihracat içindeki payı son 15 yılda sürekli olarak arttı. Ancak bu sektörlerin ithalat ihtiyacında önemli bir gerileme ortaya çıkmadığı için cari işlemler açığı azalmak bir yana arttı.

Yılın son haftasında yürürlüğe giren girdi tedarik stratejisi (GİTES), bu sektörlerin ithalatının ekonomik verimlilik ilkesi de dikkate alınarak ikame edilmesini öngörüyor. Bu yeni tür ithal ikamesi stratejisinin başarıya ulaşması için hem hükümetin gerekli teşvik önlemlerini açıklaması hem de girişimcilerin bu alanlarda yatırım kararı alması gerekiyor.

Bu sektörlerin, ithalatı sabit tutarak ihracatını artırması, yapısal değişim sürecinde önemli bir aşama olacak.

ORTANIN ALTI

Bu grupta yer alan rafineriler ile demir-çelik, çimento ve seramik fabrikaları, 60’lı yıllarda “ağır sanayi” diye adlandırılıyor sanayi liginin ön sıralarında yer alıyordu. Bu sektörler günümüzde ortanın altı grubunda yer alsa da, sürdürülebilir büyüme açısından önemini koruyor. Reel ekonominin bu temel sektörlerinin zayıf olduğu ülkeler, durgunluk ve kriz dönemlerinde daha fazla sıkıntı çekiyor.

Bu gruptaki metalürji ve plastik kauçuk sektörlerinde ithalata bağımlılık oranının zaman içinde azaltılması, çimento cam ve seramik sektörlerinde ihracatın artırılması dış ticaret açığını azaltacak. Bu sektörlerdeki tesislerin modernleştirilmesi ve yeni teknolojilerle verimliliklerinin artırılması da büyümeye pozitif katkı yapacak.

HEM CİPS HEM CHİPS

Ekonomilerin gıda ve tekstil-konfeksiyon gibi bu en eski ve geleneksel sektörleri, istihdam potansiyeli ve tarımsal üretimin artırılması açısından büyük önem taşıyor. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılayan bu sektörler işsizliğin artışını frenliyor, sosyal huzursuzlukların ekonomiyi rayından çıkarmasını önlüyor.

Bu sektörleri ihmal etmek ve kendi haline bırakmak yerine modernleştirmek ve verimliliklerini artırmayı amaçlamak daha doğru ve gerçekçi bir rol gibi görünüyor. Örneğin tekstil sektörü üretimi içinde teknik tekstilin payını artırmak ve konfeksiyonda mar-kalaşmaya öncelik vermek, hem istihdam, hem de ekonomik büyüme konusunda olumlu sonuçlar veriyor.






İlginizi Çekebilecek Benzer Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir